ÇOCUKLAR İÇİN SİYASİ HAKLAR – BARIŞ İSTEME HAKKI

İnsan haklarına saygı barışın güvencesidir; insan hakları da ancak barış ortamında saygı görebilir. “Barış, uluslar arasında ve uluslar içinde, birlikte var olma ve işbirliği ilişkilerinin itici gücüdür; bu sadece silahlı çatışmaların yokluğu ile değil, fakat aynı zamanda özellikle 1948 Evrensel Bildirgesinde yer alan insani değerlere saygı ile ve en üst düzeyde refah sağlama kaygısı ile nitelendirilen bir bütündür. ” “Gelecek kuşakları savaş felaketinden korumak (…) ve bu amaçlarla iyi komşuluk ilişkileri anlayışında barış içinde yaşama” iradesini yansıtan Birleşmiş Milletler Şartı (1945), “barış ve güvenliğin korunması” ve (meşru savunma saklı kalmak kaydıyla) “uluslararası ilişkilerde güç tehdidine başvurma veya kuvvet kullanma” yasağı (Madde 1, 2) önerir. Uyuşmazlıkların barışçı düzenlemeyle giderilmesi, toplu güvenlik sistemi, “uluslararası barışçıl ve dostane ilişkiler kurmak” (Madde 55) için gerekli uluslararası iktisadi ve toplumsal işbirliğini önerir[1].

Çocuk Haklarına dair Sözleşmenin 19’uncu maddesine göre, taraf devletler, çocuğun ana–babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı, şiddet veya suiistimale, ihmal ya da ihmalkâr muameleye, ırza geçme dâhil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar. Şiddet, yaralama, zarar verme, sakatlık veya ölümle sonuçlanabilir güç kullanımı veya güç kullanma tehdididir. Şiddet, cezalandırma veya kişiyi arzusuna karşı bir eyleme zorlama gibi amaçlarla uygulanabilir veya sıradan bir kötülük olarak ortaya çıkabilir. Fiziksel, sözlü veya psikolojik biçimler alması da mümkündür. Biçimi ne olursa olsun şiddet bir insan hakları ihlalidir. Çocuk Haklarına dair Sözleşme ve diğer birçok uluslararası ve bölgesel anlaşma çocuğun bedensel bütünlüğünü, güvenliğini ve onurunu güvence altına alsa da, çocuklara karşı şiddet yaygınlığını bugün de korumaktadır. Çocuğa karşı şiddete bütün Avrupa ülkelerinde, halkın kökeni veya sosyal konumundan bağımsız biçimde rastlanmaktadır[2].

Her insanın ve toplu olarak bütün insanların ulusal ölçekte olduğu gibi uluslararası ölçekte de sahip olduğu barış hakkı, şu üç öğe ile somutlaştırılabilir: Güvenlik hakkı, savaşa karşı çıkma hakkı ve silahsızlanma hakkıdır. Güvenlik hakkı ülke içinde ve devletlerarasında şiddet eylemlerine karşı korunmadır. Ülke içinde bu iç barış anlamı­na gelir. Herkes, barışa karşı tehlike oluşturan insan haklarının sistematik, yığınsal ve apaçık ihlallerine tek başına ya da toplu olarak karşı koyma hakkına sahiptir[3].

Çocuklar açısından barış hakkının yaşamsal önemi, silahlı ça­tışma ve savaş ortamının en büyük mağdurunun çocuklar olma­sından kaynaklanır. Çocuklar, savaş ortamında en ağır özgürlük ve hak ihlallerinin doğrudan mağduru konumunda: öldürülme, yaralanma, sakat bırakılma, askerlik hizmetine alınma, zorla çalış­tırılma ve cinsel istismara uğramadır. Şiddetli çatışma bölgelerinde bulunan çocuklar, temel hizmetlere ulaşma hakkından yoksundurlar; besin, su, uygun ortamda barınma, tıbbi yardım ve eğitim hakkı gibi çok sayıda haktan yararlanamazlar. Silahlı çatışmalar sırasında, aile ve yerel topluluk bütünlüğü tehlikeye girer[4].

Bir barış kültürü, dünya vatandaşları küresel sorunları anladıkları, çatışmalara çözüm bulma becerisi kazandıkları, şiddete başvurmaksızın adalet için mücadele ettikleri, insan hakları ve eşitliğin uluslararası standartlarını yaşadıkları, yeryüzüne ve birbirlerine saygı duydukları zaman gerçekleşebilir. Böyle bir eğitim ise yalnızca sistematik bir barış eğitimiyle elde edilebilir[5].

İnsan hakları kültürünü oluşturmak barışa ulaşmanın önkoşuludur. Savaş ve şiddet kaçınılmaz biçimde insan haklarının inkârıyla sonuçlanmaktadır. Sürdürülebilir, kalıcı bir barış ve güvenlik yalnızca tüm insan haklarının bütünüyle hayata geçirilmesiyle mümkün olabilir. Barış ve güvenliğin üstündeki silahlı olmayan tehditler de büyümektedir: kuraklık, yoksulluk, açlık, ırkçılık ve hoşgörüsüzlük çatışmanın hem kaynağı hem sonucudur[6].

[1] Kaboğlu, s. 69.

[2] Pusulacık, s. 256.

[3] Kaboğlu, s. 70.

[4] Kaboğlu, s. 70.

[5] Pusulacık, s. 221.

[6] Pusulacık, s. 221.