ÇOCUKLAR İÇİN SİYASİ HAKLAR – MASUMİYET KARİNESİ

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2. maddesine göre, “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır”. Anayasa’nın 38/4. maddesi de “ Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”, diyerek aynı ilkeyi benimsemiştir[1]. Hukuk devletinin bir gereği olan bu ilke nedeniyle, bir kimsenin suçluluğunun kesinleşmiş yargı kararıyla ispat edilmiş olmasına kadar, o kişinin suçsuz olduğu varsayılacaktır[2].

Ceza yargılamalarında amaç, maddî gerçeğin hiç bir kuşkuya yer bırakılmaksızın ortaya çıkarılmasıdır; kuşkunun bulunması halinde, mahkûmiyet kararı verilmesi ceza hukukunun genel ilkelerine aykırıdır[3]; kuşkudan sanığın yararlanacağı evrensel bir ceza hukuku ilkesidir ve varsayımlara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Böyle bir ilkenin kabul edilmesinin sebebi, bir suçlunun cezasız kalmasının bir masumun mahkûm olmasına tercih edilmesidir; başka bir ifade ile masumluk karinesidir.

Masumluk karinesi, hakkındaki hüküm kesinleşinceye kadar, şüpheli/sanığın suçlu muamelesi görmemesini ve lekelenmemesini ifade eder. Hüküm kesinleşinceye kadar birey, kamuoyuna suçlu olarak tanıtılmamalıdır[4]. Bir kimsenin suçu işlediğinin ifade edilmesiyle, bir suçtan dolayı şüpheli olduğunun söylenmesi birbirinden farklıdır ve o kişinin suçlu olduğunun kesin yargılarla ifade edilmesi, suçsuzluk karinesini ihlal eder[5].

Şüpheden sanığın yararlanacağı ilkesi, masumiyet karinesinin uzantısı olan evrensel bir kuraldır. Bu ilke, ceza yargılamasında ispat konusunda bir husus şüpheli kaldığında sanık lehine sonuç çıkarmayı ve karar vermeyi gerekli kılan bir prensiptir. Buna göre, sanığın mahkûm edilmesi için, suçluluğu konusunda yargıca yüzde yüz kanaat gelmesi şarttır. Ancak uygulamada delil toplama tekniklerinin yetersizliği, delil toplamakla görevli araştırma ve soruşturma organlarının teknik ve donanım yetersizliği nedeniyle yeterince delil toplanamamakta olup, olayı yargılayan hâkimin bakış açısına göre “şüpheden sanık yararlanır”, ilkesi uygulandığı gibi, ”şüpheden iddia güçlenir” şeklinde hukuksal bir temeli olmayan fiili bir uygulamaya da yol açılmıştır.

Anayasamızın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” başlıklı 19. maddesi, kişilerin aranması, yakalanması, gözaltına alınması ve tutuklanmasına ilişkin kuralları ve güvenceleri sıralamaktadır. Buna karşılık, bu maddenin uygulanması her zaman öngörülen güvencelere uygun olmamaktadır. Örneğin, kaçma olasılığı bulunmayan bir kişinin sabahın köründe evine baskın yapılması, o evde yaşayan çocuklar üzerinde yaşam boyu atlatamayacakları travmalar yaratır. Ya da suçsuzluk varsayımı ilkesi gereği, kişinin tutuksuz yargılanması esastır. Bunlara aykırı uygulamalar madde 19’un kötüye kullanılması anlamına gelir. Yasa ve Anayasaya göre gerekmediği halde tutuklanan kişinin çocuk yakınları da, bu haksız uygulamanın kurbanı haline gelir. Sonuç olarak, kamu makamlarının yetişkinlere yönelik hak ihlallerinin giderilmesine ilişkin düzenlemeler mevcut olsa bile ihlaller, çocuk haklarını da onulmaz bir biçimde zedeler ve çocukların gelişme hakkını engeller [6].

Bir suçu işlediği iddia edilen kişi (şüpheli), suçlu olduğu yasalara uygun olarak kanıtlanmadıkça masum (suçsuz) sayılır. Bu kişinin kendisini savunabilmesi için gerekli koşullar sağlanmalıdır. Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal veya uluslar arası hukuka göre suç sayılmayan eylemlerinden ötürü mahkum edilemez. Hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanmakta olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Herkese adil bir şekilde yargılanma olanağı tanınmalıdır. Suçun kim tarafından ilendiğini ortaya çıkarmak genellikle zordur ve polis dünyanın her yerinde hata yapabilir. Bazen hiçbir suç işlememiş insanlar da tutuklanırlar. Bu yüzden bir insanın suçlu olduğu kanıtlanmadan ona suçlu muamelesi yapılması doğru değildir. Hele televizyonların, gazetelerin ve internetin etkisini de hesaba katarsak bu konu daha da önem kazanacaktır. Son yıllarda karşılaştığımız bazı davalarda, tanınmış kişilerin daha mahkemeye ile çıkmadan kamuoyu tarafından yargılanıp mahkûm edilişine defalarca tanık olduk. Medya genellikle olayların sadece bir yönünü yansıtır ki bu da her zaman doğru olmayabilir[7]. Kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan hukuk dışı yayınlarla insanların toplum vicdanında mahkûm edilmesi telafisi imkânsız zararlar meydana getirmektedir.

[1] Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, s. 64.

[2]Ünver/Hakeri, s. 22.

[3] Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.12. 1994 tarihli, 1994/9-295 Esas ve 1994/368 sayılı kararı, www. kazanci. com.tr)

[4]Centel/Zafer, s. 158

[5] AİHM no:24528/02(4. Daire), 2 Haziran 2009 tarihli kararı (Borovsky v. SLowakei).

[6] Kaboğlu, s. 63.

[7] Hakların İçin Ayağa Kalk, s. 35.