Kanunun hükmünü icra, amirin emrini yerine getirme, meşru savunma, hakkın icrası ve ilgilinin rızası Türk Ceza Kanunu’nda belirtilmiş olan hukuka uygunluk nedenleridir. Ceza Kanunu’nda öngörülen hukuka uygunluk nedenlerinin dışında da birçok kanunda hukuka uygunluk nedenlerine yer verilmiştir. Örneğin Medeni Kanun, zilyetlik hakkının korunmasının şartlarını (MK m.981), Ceza Muhakemesi Kanunu suçüstünde yakalamanın koşullarını (CMK m.90) göstererek Ceza Kanunundaki hakkın icrası hukuka uygunluk nedeninin kapsamını ortaya koymaktadır. Bir fiilin, Medeni Kanuna uygun, buna karşılık Ceza Kanununa aykırı olması söz konusu olamaz. Bu durum, hukuk düzeninin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz[1].Nitelikleri birbirinden farklı da olsa bütün hukuka uygunluk sebeplerinin bazı ortak özellikleri vardır ve bunları şu şekilde sıralamak mümkündür [2]:

1- Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde, fiil kanuni tarife uygun olmasına rağmen hukuka aykırı değildir. Fiil hukuka aykırı olmadığı için de bir haksızlığın varlığından söz edilemez. Bu itibarla böyle bir fiile ne ceza hukukunun ne de başka bir hukuk dalının yaptırım bağlaması mümkün değildir. Şayet bir yaptırım bağlanmışsa o neden bir hukuka uygunluk nedeni değildir. Keza fiil kasten işlenmesine rağmen hukuka aykırı olmadığı için böyle bir fiil iştirak bakımından bağlama noktası teşkil etmez (TCK m. 40/1). Hukuka uygunluk nedenlerinin doğurduğu bu sonuçlar, onun ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan diğer sebeplerden de ayrımını ortaya koymaktadır. Kusurluluğu etkileyen nedenler failin algılama veya irade yeteneği üzerinde etkide bulunurlar ve fiilin hukuka aykırılığını değil, failin haksızlık teşkil eden fiilinden dolayı muaheze edilmesini engellerler veya azaltırlar. Keza şahsi cezasızlık nedenleri, cezayı kaldıran şahsi nedenler, objektif cezalandırılabilme şartları ve kovuşturma şartları fiilin hukuka aykırılığı üzerinde herhangi bir etkiye sahip değildirler. Bu sebeplerden dolayı fail cezalandırmamasına rağmen, işlenen fiil haksızlık niteliğini korur. Dolayısıyla ceza hukukunun ve diğer hukuk dallarının böyle bir fiile başka yaptırımlar öngörmesi mümkündür[3].

2-Hukuka uygunluk nedeninin koşullarının bu sebepten yararlanmak için kasten yaratılması halinde fail bu hukuka uygunluk nedeninden yararlanamaz. Örneğin, karşısındaki insanı tahrik ederek silahını kullanmasını sağlayan kişi meşru savunma durumunda kaldığından söz edemez[4].

3- Her hukuka uygunluk nedeni, kendi sınırları içerisinde kalmak koşuluyla kişiye başkasının hukuki alanına müdahale hakkı verir. Sınır aşılmadıkça bu müdahale hukuka uygun olacağından, muhatap buna katlanmak zorundadır. Hukuka uygun bir fiilin muhatabı, bu fiile karşı hukuka uygunluk nedeninden yararlanamaz[5]. Diğer bir ifadeyle, hukuka uygunluk içinde hareket eden kişiye karşı hukuka uygunluk nedeninden yararlanılamaz. Örneğin, (A), (B)’nin ırzına geçmeye çalışırken (C)’nin onu engellemek istemesi üzerine (A)’nın (C)’yi silahla yaralaması olayında, (C) hukuka uygunluk nedeni içinde hareket ettiği için, ona karşı (A)’nın meşru savunma içinde olması kabul edilemez[6].

4- Hukuka aykırılığın ve hukuka uygunluğun fiile göre değil, neticeye göre belirlenmesini savunan yazarların aksine; hukuka aykırılık ve uygunluk değerlendirmesi fiil esas alınarak ve ex post değil, ex ante yapılmalıdır[7]. Hukuka aykırılığın ve hukuka uygunluğun fiil anındaki objektif değerlendirmenin sübjektif olarak failin işlediği fiilin hukuka uygun olduğu bilinci ile hareket etmesi gerekmektedir. Yani sübjektif hukuka uygunluk iradesi bulunmalıdır.

5- Hukuka uygunluk nedenlerinin kesin bir sayısı, “numerus clausus”u yoktur [8]. Hukuka uygunluk nedenlerinin failin lehine ele alınması gerektiği için, bu alanda kıyas yasağı geçerli değildir[9].  Hukuka uygunluk nedenleri ceza kanununda veya diğer kanunlarda yazılı olanlarla sınırlı değildir. Örf ve adet hukukundan da kaynaklanabilirler ve bu durum “kanunsuz suç olmaz” ilkesine aykırılık teşkil etmez. Bu ilkenin bir sonucu olarak örf ve adet hukukunun ceza hukukunda kaynak olarak kabul edilmemesi, failin lehine olan kurallar bakımından geçerli değildir [10]. Ancak kanun koyucu, belirlilik ilkesi gereğince, örf ve adet hukukunca tanınmış olan hukuka uygunluk sebeplerini imkân ölçüsünde somutlaştırmadır. Zira potansiyel faillerin ve hatta onun “kurbanlarının” hangi şartlar altında bir hukuka uygunluğun var olduğunu bilmesi gerekir[11]. Bu itibarla yeni TCK’nın hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası hukuka uygunluk sebeplerini düzenlemiş olması (m. 26) son derece yerinde olmuştur. Anayasa ile insan hak ve özgürlüklerinin sınırlan içinde kaldığı sürece, yasa koyucunun yeni hukuka uygunluk nedenleri meydana getirmesi mümkündür[12]. Kanunda düzenlenmemiş ancak örf ve adet gereği hukuka uygunluk nedenleri sayılan haller ticari bilgiler, tıbbi müdahaleler ve sportif faaliyetlerdir[13].

6- Bağlılık ilkesi gereği failin yaptığı hareket hukuka uygunsa suça katılan diğerleri de hukuka uygun hareket etmiş sayılır[14]. İştirak hükümlerinin uygulanabilmesi için asıl failin tipe uygun ve hukuka aykırı harekette bulunması gerekir. Bu nedenle, asıl failin yaptığı hareket hukuka aykırı değilse, diğer şeriklerin de sorumluluğu mümkün olmaz[15].

7- Hukuka uygunluk nedenleri hukuk düzeninin birliği yani  bütünlüğü esasına dayanır. Bundan dolayı, hukuka uygunluk nedenleri yalnızca ceza hukukundan değil, özel hukuktan da kaynaklanabilir[16].

8- Hukuka uygunluk nedenlerinin etkisinde bir derecelendirme yapmak mümkün değildir. Belirli bir olayda hukuka uygunluk nedeninin varlığı kabul edilince, bunun yoğunluğu önem taşımaz[17].  Bir olayda birden fazla hukuka uygunluk sebebi varsa bunların tamamı göz önünde bulundurulur. Örneğin, bir operasyon sırasında kendisine yapılan silahlı saldırı üzerine silah kullanan polis bakımından hem görevin ifası, hem meşru savunma söz konusu olur[18].

9-  Hukuka uygunluk nedenleri genel ve özel nedenler olarak ikiye ayrılırlar. Genel hukuka uygunluk nedenleri tüm hukuka aykırılıklar için geçerlidir. Bunlar prensip olarak hukuka aykırı fiilleri hukuka uygun hale getirirler[19]. Özensiz ve yasa yapma tekniğine aykırı olsa bile, TCK’nın 24-26’ncı maddelerinin gerekçelerinde ve CMK’da hangi hallerin hukuka uygunluk nedeni oluşturduğu belirlenmiştir. Yeni TCK’ya göre hukuka uygunluk nedenleri, kanunun hükmünü yerine getirme (m. 24/1), meşru savunma (m. 25/1), hakkın kullanılması (m. 26/1) ve ilgilinin rızası (m. 26/2) olmak üzere dört ana grupta toplanmıştır[20]. Kanaatimizce yukarıda belirttiğimiz üzere zorunluluk hali hem hukuka uygunluk nedeni hem de mazeret nedeni olarak düzenlenmiştir.

Özel hukuka uygunluk nedenleri sadece bazı suçlar için uygulanabilirler. Örneğin haksız fiile tepki olarak hakaret, karşılıklı hakaret ve yaralamaya karşı hakaret hallerinde de yine özel hukuka uygunluk nedenleri söz konusudur[21].

Zorunluluk haline ilişkin TCK m.25/2’deki düzenleme genel bir düzenlemedir. Bütün suçlar bakımından uygulama alanı bulur. Buna karşılık 5237 sayılı TCK’da bazı suç tipleri bakımından özel zorunluluk halleri düzenlenmiştir. Örneğin TCK m.92’de, zorunluluk hali başlığı altında “organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak, hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebileceği”, aynı şekilde, m.147’de, “hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebileceği” ifade edilmiştir[22]. Özel zorunluluk hallerinde, özel düzenlemedeki koşulların gerçekleşmesi aranır. Bu haller, her ne kadar maddelerin başlığı zorunluluk hali ise de özel birer hukuka uygunluk nedeni olmayıp, kusurluluğu etkileyen özel nedenlerdir. Bu nedenle bu hallerde suç oluşur ancak fail kınanamadığı için cezalandırılmaz veya fiilin haksızlık içeriği hafif olduğu için cezada indirim yapılır. Belirtelim ki, faillerin içinde bulundukları sosyal ve ekonomik koşullar nedeniyle suçun işlenmesi kaçınılmaz olmuş ise bu halde mücbir nedenden (kusuru kaldıran zorunluluk halinden) dahi söz edilebilir[23].

Hukuka uygunluk nedenlerinin bulunması halinde atılı suçun unsurlarının gerçekleşmemesi nedeniyle kamu davası açılmamalıdır. Suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı karar vermelidir. Maalesef uygulamada yerleşmiş yargı pratiği kapsamında kamu davası açılarak lekelenmeme hakkı ihlal edilerek kişiler ceza tehdidi ile yargılanmakta olup bu durum fail, failin ailesi ve toplum açısından büyük zararlar oluşturmaktadır. Kaldı ki Cumhuriyet savcısı tarafından hukuka uygunluk nedenlerinin bulunması halinde suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararı da itiraza tabi olup itiraz mercisi olan sulh ceza hâkimliği tarafından hukuki ve fiili denetim altındadır. Yargı kültürünün değişmesi ve çağdaş hukukun dinamiklerine adapte olmasında bireysel ve toplumsal gelişme açısından büyük yararlar bulunmaktadır.

  1. CENGİZ APAYDIN

İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET SAVCISI

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

HUKUK VE ADALET BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

[1]  Zafer, 279.

[2] Bkz. Önder, Ceza Hukuk Dersleri, 223-225; Özbek ve diğerleri, 291.

[3] Koca,  126-127.

[4]  Önder, Ceza Hukuk Dersleri, 223-224; Özbek ve diğerleri,  292.

[5] Koca, 127.

[6] Özbek ve diğerleri,  292.

[7] Koca,  127.

[8] Heinrich, s. 208; Gropp, Walter, “Alman Bakışına Göre Türk Ceza Kanunu 1989 Ön Tasarısında Hukuka Uygunluk Sebepleri ῝(çev: Faruk Turhan), Türk Ceza Kanunu Tasarısı için Müzakereler, Konya, 1998,   205;

[9] Heinrich,  209.

[10] Gropp,   209; Heinrich,  208.

[11] Gropp,  210.

[12] Koca,  127.

[13] Soyaslan, 353.

[14] Özbek ve diğerleri,  292.

[15] Demirbaş, 264.

[16] Heinrich, 209.

[17] Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Güncellenmiş 9. Baskı,  264.

[18] Özbek ve diğerleri,  292.

[19] Soyaslan,  352.

[20] Özgenç, Gazi Şerhi, 244; Artuk,  Mehmet Emin/Gökçen, Ahmet/Yenidünya, A, Caner, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Baskı, Ankara 2007, 405. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “5237 sayılı Yasa sisteminde; “meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızası” şeklinde başlıca dört hukuka uygunluk nedenine yer verilmiştir”. Yargıtay, Ceza Genel Kurulu’nun 08. 05. 2012 tarihli, 2011/1- 436 esas ve 2012/190 esas sayılı kararı (UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet Savcılarına Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır.

[21] Soyaslan, 352.

[22] Zafer, 302-303.

[23] Zafer, s. 303.