UZLAŞMA TEKLİFİ

Uzlaştırma bürosuna gönderilen dosyanın uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet Savcısı tarafından incelenmesi sonucunda, gönderme kararına esas suçun uzlaştırma kapsamında kaldığının anlaşılması halinde uzlaştırmacı görevlendirilmesi, Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı tarafından belirlenen listeye göre ilgili Cumhuriyet Savcısının onayı ile yapılır. Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yargı çevresinde yeteri kadar uzlaştırmacı bulunmaması halinde en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı listesinden görevlendirme yapılabilir. Dosya uzlaştırmacıya tevdi edildikten sonra taraflara bu husus telefon, SMS veya diğer elektronik araçlarla bildirilir. Uzlaştırma evrakı uzlaştırmacıya tutanakla teslim edilir ve alındı belgesi uzlaştırma dosyasına eklenir. Uzlaşma teklifi suçun işlendiği tarihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılamaz.

Uzlaşma teklifi Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 29. Maddesinden belirtildiği üzere şu şekilde yapılmalıdır; Uzlaştırmacı; şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaştırma teklifinde bulunur. Şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenin reşit olmaması ya da kısıtlı olması hali ile mağdur veya suçtan zarar görenin ayırt etme gücünün bulunmaması durumunda uzlaşma teklifi bu kişilerin kanuni temsilcilerine yapılır. Müştekinin veya suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi olması halinde vekaletnamede özel yetki var ise vekile de uzlaşma teklifinde bulunulabilir.

Uzlaştırmacı uzlaşma teklifini büro aracılığıyla açıklamalı tebligat, istinabe veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla da yapabilir. Uzlaşma formunun istinabe suretiyle imzalatılması gereken hallerde teklif formu, tarafın bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığı istinabe bürosu aracılığı ile imzalatılır.

Uzlaştırmacı tarafından yapılacak uzlaşma teklifi, Uzlaştırma Yönetmeliği Ek-4’te yer alan uzlaşmanın mahiyeti ile uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukuki sonuçlarının bulunduğu Uzlaştırma Teklif Formu’nda yer alan bilgilerin açıklanması ve teklif formunun hazır bulunan ilgiliye imzalatılarak verilmesi suretiyle yapılır. Uzlaştırmacı tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğine ve uzlaşma teklifinde bulunulduğuna ilişkin formun imzalı örneği uzlaştırma evrakı içine konulur.

Uzlaştırmacının uzlaşma teklifinde bulunacağı şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar gören ya da kanuni temsilcilerine iletişim araçlarıyla ulaşılamaması halinde açıklamalı uzlaştırma teklifi büro aracılığıyla yapılır. Bu işlem, uzlaştırmacının büroya başvurarak teklif formunu vermesi üzerine gerçekleştirilir.

Uzlaştırma teklifinde bulunmak için çağrı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak bu çağrı uzlaştırma teklifi anlamına gelmez.

Uzlaşma teklifinde bulunulanlardan herhangi biri tebliğden itibaren üç gün içinde teklifi yapan uzlaştırmacıya kararını bildirmediği takdirde, uzlaşma teklifi reddedilmiş sayılır. Uzlaşma teklifi SOMUT OLAYIN ÖZELİKLERİNE GÖRE YAPILMALIDIR. YASA VE YÖNETMELİKTE UZLAŞTIRMA TEKLİFİNİN ÖNCELİKLE KİME YAPILACAĞINA İLİŞKİN BİR DÜZENLEME BULUNMAMAKTADR. İLK DERECE MAHKEMELERİ VE BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ VERDİKLERİ KARARLARDA KISMEN DE OLSA HER İKİ TARAFA DA UZLAŞTIRMA TEKLİFİ YAPILMASI GEREKTİĞİNİ BELİRTMİŞLER İSE DE; SOMUT OLAYIN ÖZELLİKLERİNE GÖRE HAREKET EDİLMELİDİR. HER İKİ TARAFA DA UZLAŞTIRMA TEKLİFİ YAPILMASI, ŞÜPHELİ VEYA SANIĞIN YARGILAMA AŞAMASINDAKİ “ BEN UZLAŞMA HAKKIM OLDUĞUNU BİLSEYDİM MAĞDURU İKNA EDEBİLİRDİM, UZLAŞABİLİRDİK.” ŞEKLİNDEKİ SAVUNMALARI VEYA UZLAŞTIRMA TEKLİFİNİN REDDİNDEN SONRA UZLAŞMA BELGESİ İLE TARAFLAR ARASINDAKİ GERGİNLİĞİN SONA ERMESİ, TOPLUMDA BARIŞIN SAĞLANMASI İMKANININ TARAFLARC KULANILABİLMESİ AÇISINDAN ŞÜPHELİ VE SANIĞA BİR OLANAK SUNABİLMEKTEDİR. ANCAK TARAFLARDAN BİRİ UZLAŞMA İSTEMİYORSA VE DİĞER TARAF YA DA TARAFLARA ULAŞILAMIYORSA ARTIK TARAFLARA ULAŞMAYA ÇALIŞMAKTA ISRAR EDİLMESİ SORUŞTURMA VE YARGILAMAYI UZATMAKTAN ÖTE BİR ANLAM TAŞIMAMAKTADIR.

Uzlaştırmacı tarafından uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, taraflara uzlaştırma teklif formunda ayrıntılı olarak belirtilen uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukuki sonuçları anlatılır. Resmi mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenler mağdura, suçtan zarar görene şüpheliye veya bunların kanuni temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. Hareketin bölünemediği kasten işlenen suçlarda birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir. Örneğin, zincirleme suretiyle hakaret suçlarında mağdurların uzlaşmayı istemesi gerekir.

Taksirle işlenen suçlarda birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekmez. Örneğin, teksirle yaralama suçlarında mağdurların ayrı ayrı şüpheli veya sanıkla uzlaşabilme imkanları bulunmaktadır.

Soruşturma dosyasında yer alan uzlaştırma konusu suç ya da suçlara ilişkin belgelerden uzlaştırma için gerekli olup da Cumhuriyet Savcısı tarafından uygun görülenlerin birer örneği büro personeli tarafından uzlaştırmacıya verilir. Hangi belgelerin verildiği, verilme tarihi ile soruşturmanın gizliliği konusunda bildirim, büro personelinin ve uzlaştırmacının imzasını içeren bir tutanak ile tespit edilir. Ancak  2019 tarihinde  UYAP’ da  yapılan düzenlemeyle uzlaştırma dosyaları uzlaştırmacı portalı  üzerinden uzlaştırmacılara teslim edilmektedir.

Uzlaştırmacı, uzlaştırma evrakını teslim aldıktan sonra otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırmacının, uzlaştırmayı bu süre içerisinden sonuçlandıramama halinde durumu açıklayan bir dilekçeyle büroya başvurması halinde bürodan sorumlu Cumhuriyet Savcısının onayı ile alınmak koşuluyla büro bu süreyi en çok yirmi gün daha uzatabilir. 2019 tarihinde  UYAP’ da  yapılan düzenlemeyle uzlaştırmacı portalı  üzerinden uzlaştırmacılara 20 günlük ek süre verilecektir.

Uzlaşma evresi uzlaştırmacının dosyayı inceleyip soruşturma konusu suç ya da suçlar ile uzlaşmanın taraflarını belirlemesi ile başlar. Uzlaştırmacının eylemi net bir şekilde anlayıp öncelikle taraflara uzlaşmanın hukuki anlam ve sonuçları konusunda bilgilendirme amaçlı bir açılış konuşması yapması gerekmektedir. Uzlaştırma mağdur odaklı bir kurum olduğu için uzlaştırmacı öncelikle müştekiye ya da suçtan zarar görene ulaşmalı, müştekinin veya suçtan zarar görenin maruz kaldığı suç nedeniyle şüpheliden veya şüphelilerden talep edebileceklerinin neler olduğu sorulmalıdır. Müşteki ya da suçtan zarar görenin uzlaşmaya eğilimli olması halinde şüpheli veya şüpheliler aranarak uzlaşmanın hukuki anlam ve sonuçları konusunda bilgilendirme yapılmalı ve uzlaştırma teklifi için taraflar davet edilmelidir. Uzlaştırmacı, taraflara ulaşamıyorsa taraflara ulaşabilmek için soruşturma dosyasını gönderen suç yerindeki Polis Merkez Amirliğinde görevli adli polis ile görüşerek, varsa tarafların ya da yakınlarının sistemde kayıtlı başka telefon numaralarının veya tebligata elverişli adreslerinin olup olmadığını öğrenebilir. Polis Merkez Amirliğinin cevap vermemesi durumunda kendisini görevlendiren Cumhuriyet Savcısının katiplerinden UYAP üzerinden yardım ve bilgi verilmesini isteyebilir. Uzlaştırmacı tarafların MERNİS sisteminde kayıtlı oldukları veya fezlekeyi düzenleyen kolluk birimlerindeki ifadelerinde belirtikleri adresin bulunduğu yerdeki mahalle muhtarlıklarından, belediyelerden veya kaymakamlıklarından tarafların iletişim bilgileri hakkında araştırma yapabilirler.

Uzlaştırmacı telefonla aramasına rağmen taraflara ulaşamıyor ya da taraflar kayıtlı olmayan telefon numarasını dolandırılma, rahatsız edilme veya cinsel taciz gibi kaygılar ile açmıyor ya da geri dönmüyorsa, uzlaştırmacı, cevap alamadığı telefona kendisinin uzlaştırmacı olduğunu açıklayan bir kısa mesaj yollayarak veya görevlendirme yazısının Whatsapp üzerinden veya kısa mesaj şeklinde göndererek iletişim kurabilir. Uzlaştırmacı, iletişim sırasında taraflara öncelikle kendisini tanıtarak nazik ve saygılı davranmalıdır. Tarafları hangi amaçla aradığı, uzlaştırmacı sürecini ve müzakerelerin gerçekleşme şekilleri konusunda tarafları bilgilendirmelidir.

Uzlaştırmacı, Cumhuriyet Savcısı’nın gözetimi ve denetimi altında olup, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı ile görüşebilir; Cumhuriyet Savcısı uzlaştırmacıya talimat verebilir.

Soruşturma evresinde mağdur veya suçtan zarar görenin ölümü halinde uzlaştırma işlemi sonlandırılır. Yani uzlaştırmacı kendisine verilen dosyada mağdur veya suçtan zarar görenin ölmüş olduğunu tespit ederse durumu ifade eden bir dilekçe ile ilgili Uzlaştırma Savcısına iade etmelidir.

Müştekinin uzlaştırma kapsamındaki bir suçtan mağdur olması halinde eğer dava açılmadan ölürse mirasçının şikayet olabileceği Türk Ceza Kanunu’nun 130. Maddesinde belirtilen “Kişinin hatırasına hakaret” suçu dışından şikayetçinin mirasçılarına uzlaştırma teklifi yapılamaz. Sanık uzlaşmak istediğini söylese dahi uzlaştırma yapılamayacaktır. Ancak uzlaştırma kapsamındaki bir suçtan dava açılmış ve müşteki davaya müdahile ederek müdahil sıfatı aldıktan sonra ölmüş ise ikinci dereceye kadar üstsoyu ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından uzlaşma görüşmeleri Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 243. Maddesi gereğince yapılabilir.

Uzlaştırmacı, mağduru öncelikle görüşme için çağırmalı, gelmek istememesi halinde uzlaşma teklif formu ve uzlaştırmacının iletişim bilgileri bulunan davetiyeyi Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosu aracılığıyla usulüne uygun olarak çıkarmalıdır. Uzlaştırmacı; katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Katılan, mağdur veya suçtan zarar görenin reşit olmaması ya da kısıtlı olması hali ile mağdur veya suçtan zarar görenin ayırt etme gücünün bulunmaması durumunda, uzlaştırma teklifi kanuni temsilcilerine yapılır. Taraflardan birinin hükümlü olması halinde ise uzlaşma teklifi hükümlünün vasisine yapılır. Uzlaşma teklifi avukatlara değil taraflara yapılacak, avukatlar sadece taraflara hukuki yardımda bulunup uzlaşma görüşmelerine katılabilirler. Ancak müştekinin veya suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi olması halinde vekaletnamede özel yetki var ise vekile de uzlaşma teklifinde bulunulabilir.

Uzlaştırma görüşmelerine başlamak ve taraflarla yüz yüze görüşmek için buluşma yeri konusunda taraflarla randevulaşılır. Buluşma yeri adliye, tarafın ikametgahına yakın kafeterya veya belirlenecek ortak bir nokta olabileceği gibi, hasta, sakat, engelli ve yaşlı ise tarafın rızası ile ikameti veya tarafların ve uzlaştırmanın durumuna uygun ortak bir yer belirlenebilir. Seçilen yerin, uzlaşmanın amacına uygun bir yer olması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır. Uzlaşmanın taraflarına ulaşılabilmesi için soruşturma dosyasında bulunan telefon numaralarına ulaşılarak taraflarla iletişime geçilebileceği gibi telefon numarası olmayan şüpheli/şüpheliler, müşteki/müştekilerin ya da suçtan zara görenlerin ikametgah adreslerine olağan vasıta, metro, metrobüs, dolmuş vs. ve olağan vasıta ile ulaşılamayacak bir adres söz konusu ise taksi ile ulaşılmalı ve talepleri alınmalıdır. Uzlaştırmacı taraflarla iletişime geçtiğinden, kendisini tanıtarak uzlaştırmacı olarak Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosu tarafından atandığını belirterek, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosunun telefonunu taraflara verebilir veya taraflara internetten veya telefonla bilinmeyen numaralardan atandığı Cumhuriyet Başsavcılığı uzlaştırma bürosu telefonunu bulmasını isteyerek veya uzlaşmaya konu dosyanın numarasını vererek uzlaştırmacı olarak görevlendirildiğini, tarafsız olduğunu ve kamu görevlisi olduğunu belirtmelidir. Uzlaştırmacı tarafından, uzlaşmanın taraflarına telefon ile mesaj, elektronik posta veya Whatsapp üzerinden “uzlaştırmacı görevlendirme tutanağı” veya “müşteki veya şüphelinin polisteki veya Cumhuriyet Başsavcılığındaki ifade tutanaklarının” fotoğrafları çekilerek taraflara gönderilebilir.

Uzlaştırma Yönetmeliği’nin 35. Maddesine göre uzlaştırma müzakereleri; adliye binalarında uzlaştırma müzakereleri için oda tahsis edilmişse bu yerlerde, kamu kurum ve kuruluşlarında bu amaçla ayrılan yerlerde, tarafların kabul etmesi şartıyla uzlaştırmacının faaliyetlerini yürüttüğü büroda, tarafların menfaatlerine uygun, kendilerini huzurlu hissedecekleri güvenli bir ortamda veya taraflarca kabul edilen bu işe uygun başka yerlerde gerçekleştirilebilir. Kanaatimizce uzlaşmanın yeni bir kurum olması ve kamu görevlilerinin unvanlarının kullanılarak gerçekleştirilen dolandırıcılık olaylarının artmasından kaynaklanan güven eksikliği nedeniyle öncelikli olarak adliye binalarındaki uzlaştırma odalarının kullanılması uzlaşma oranını artıracaktır. Uzlaştırma müzakerelerinin adliye binalarından gerçekleştirilmesi halinde toplantı odalarının düzenlenmesi, gerekirse güvenliğinin sağlanması, uzlaştırma toplantıları için tahsis sıra ve saatlerinin belirlenmesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yerine getirilir.

Uzlaştırmacının taraflara uzlaştırma teklifi yapmasından önce ilgili dosya hakkında hazırlık yapması gerekir. Şüpheli veya sanığın hangi suçlarla suçlandığını, atılı suçların cezalarının alt ve üst sınırlarını belirlemelidir. Müşteki veya suçtan zarar görenin uzlaşmanın anlam ve sonuçları ile uzlaşma teklif formu okunup anlatılması ve şüpheli veya sanıktan uzlaşmaya ilişkin edim konusu talepleri herhangi bir hile veya baskı kullanmaksızın sorulmalıdır. Suçtan zarar gören ya da müştekiye maddi veya manevi bir edim karşılığından uzlaşabileceği gibi edimsiz olarak da uzlaşabileceği anlatılmalıdır. Müşteki veya zarar gören, şüphelinin veya sanığın kendisinin zararını karşılaması, kendisine para vermesi, kendisinden özür dilemesi ya da hayır kurumlarına şüphelinin bağış yapması koşulu ile uzlaşabileceği gibi müşteki, üçüncü bir şahsa maddi destekte bulunulmasını da isteyebilir. Bir gazete ilanı ile kendisinden özür dilenmesini isteyebileceği gibi, çocukları ya da çok yakın akrabaları içi bir ödemede bulunmasını, örneğin kendi çocuğuna veya başkasının çocuğuna kitap veya bilgisayar alınması, kendi çocuğunun veya başkasının çocuğunu üniversite hazırlık kursunun bedelinin ödenmesi karşılığında uzlaşabilir. Uzlaştırmacı tarafından uzlaşmada edim başlığı altında belirttiğimiz tüm edim seçenekleri müşteki veya suçtan zarar göreni uzlaşmaya teşvik edecek biçimde anlatılmalıdır. Müşteki maddi edim talep ettiği takdirde hukuk mahkemelerinin aynı dava türlerinde ne kadar maddi ve manevi tazminata karar verdiği konusu uzlaştırmacılar tarafından genel olarak araştırılarak müştekinin isteyebileceği rakamların orantılı olması açısından müştekinin fazla talebinin kendisinin aleyhine olacağı müştekiye açıklanmalı ve müşteki bu konuda davaların süreçleri de belirtilerek ayrıntılı bir şekilde bilgilendirilmelidir. Uzlaşmanın mağdur odaklı bir kurum olduğu, müştekinin zararının en hızlı şekilde uzlaşma yoluyla giderilebileceği müştekiye anlatılmalıdır. Uzlaşılması halinde müştekinin kazancının ne olacağı müştekiye açıklanmalıdır. Müştekiye uzlaşmanın yararları ve sonuçları anlatılmalıdır. Müştekiye uğradığı zararın uzlaşma yoluyla hemen karşılanması nedeniyle mahkemelerde dava açmanın gerektirdiği harç ve avukatlık ücretini içeren yargılama giderleri, yargı sisteminin yavaşlığı, hukuk ve ceza mahkemelerinin iş yoğunluğu, istinaf ve temyiz aşamalarının uzunluğu nedeniyle tazminat ve ceza davalarına gidip gelmenin önlenmesi ve kendisine getireceği maddi ve manevi yük anlatılarak ulaşma yoluyla toplumsa barışa katkıda bulunabilecekleri, ayrıca şüpheliye uzlaşma yoluyla bir şans verilerek müştekinin katkılarıyla şüpheliyi topluma kazandırabilecekleri tek tek anlatılmalıdır. Uzlaşma; her iki tarafın rızası ve özgür iradesi le gerçekleşebileceğinden, uzlaştırma ile sadece kamu düzeni değil, suçtan zarar görenin de kişisel yararlarını da korumaktadır. Uzlaştırmacının müştekiye uzlaşma yoluyla taraflar arasında suç oluşturan fiil nedeniyle oluşan hem ceza hem de tazminat davalarının kendisinin önleyebileceği, uzlaşmada müştekinin göstereceği olumlu davranışların belirleyici özelik taşıdığı, bu şekilde yapılan uzlaşmanın uzlaştırma kurumuna olduğu kadar adalet hizmetlerinin sağlıklı, hızlı ve etkin olmasına hizmet ettiği de açıklanmalıdır.

BİLİŞİM SUÇLARI

  1. Genel Olarak

Çağımızda hızlı bir şekilde gelişen ve değişen teknoloji nedeniyle,  sınırları belirli olan bir bilişim suçları tanımı yapmak zor olmakla birlikte bilişim suçları genel olarak , “bilişim sistemlerine hukuka uygun erişim sağlayarak veya hukuka aykırı olarak erişimde bulunarak, bilişim sistemleri aracılığıyla bilişim sistemini ya da bu sistemde yer alan veri ya da verileri bilişim teknolojilerinin kullanılması veya bilişim araçlarına doğrudan müdahale etmek suretiyle hukuka aykırı olarak sisteme ya da verilere girme veya çeşitli saiklerle kendisinin ya da başkasının yararına kullanma, erişilmez kılma, silme, değiştirme, var olan veriyi gönderme veya bozma suretiyle işlenen suçlar” olarak tanımlanabilir. Bilişim suçlarının sınırları net olarak belirlenmemiş olup, gelişen ve çeşitlenen teknolojiyle birlikte bilişim suçları da biçim ve içerik olarak değişmektedir.

Bilgisayar sistemlerine karşı hackleme, verileri değiştirme, verilere zarar verme, verileri erişilmez kılma veya  hileyle yönlendirme gibi eylemler gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde öngörülemeyen şekilde yaygınlaşmaktadır. Çağdaş yaşam ekonomik, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim yoluyla işlenen suçların önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Bilişim suçlarında zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

  1. Siber Suçlar

Teknoloji ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir.  Modern hayat ekonomik, kültürel, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim suçlarının önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu politikanın oluşturulmasında bilişim sistemlerine girmenin önlenmesine ilişkin tedbirlerle demokratik toplumun gereklerine uygun kişi hak ve özgürlükleri arasında bir denge oluşturulmalıdır. Bilişim teknolojisindeki hızlı gelişme bilişim sistemlerinin çeşidini ve kullanım sayısını artırmakta olup, beraberinde değişik yöntemlerle işlenebilen suç tiplerini de ortaya koymaktadır.

Bilişim suçlarının zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın kolay ve hızlı işlenmesi, bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin bulunmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının failleri veya mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması nedeniyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermektedir. Bilişim suçlarında faillerinin ve suç delilerinin ortaya çıkarılmasında yaşanan güçlükler, sosyal ve ekonomik alanda ortaya çıkan tehlikelerin ve zararların fazlalığı, bu alanlarda ortaya çıkabilecek ekonomik, sosyal, siyasal ve kişisel ihtiyaçlara cevap verebilecek hukuki boşluk yaratılmasına engel olacak yasal düzenlemeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

  1. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme

TCK’nın 243. Maddesinde bilişim sistemine girme suçu şu şekilde tanımlanmıştır; bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.    Bilişim sistemine hukuka aykırı girme suçu, bilişim suçlarının en yaygın olanıdır. Bilişim sistemine hukuka aykırı girme eylemi, verilerin temin edilmesi ,verilerin öğrenilmesi  veya failin kendisini test etmesi amacıyla da gerçekleştirilebilir. Bilişim sistemine yetkisiz erişim eylemi, sadece ekonomik ve özel yaşama ilişkin nedenlerle olmayıp, casusluk, siyasi veya terör saikiyle de gerçekleştirilebilirler. Sisteme hukuka aykırı olarak girerek veya orada kalmaya devam etmekle suç oluşur.

Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme veya  sistemde kalmaya devam etme suçu bilişim suçlarının en önemlisini oluşturmaktadır. Çünkü bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmeden veya sistemde kalmadan diğer bilişim suçlarını işlemek mümkün değildir. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçlarını önlemenin en etkin yolu güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi ve klasik suçlardaki soruşturma ve kovuşturma yöntemlerinden farklı yöntemlerle soruşturma ve kovuşturma yapılmasıdır.

Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme veya sistemde kalmaya devam etme suçu ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Çünkü bilişim cihazlarının nitelikleri ve bilişim ağlarının yapısı söz konusu suçların soruşturulmasında ve delil toplanmasında büyük güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delilere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

Bilişim sistemine yetkisiz erişim, bilişim sistemi ve veri güvenliği için tehdit veya zarara sebebiyet verebileceği için bilişim sistemi ve veri güvenliğinin korunma ihtiyacı bulunmaktadır. Eşyanın doğası gereği failin bilişim sistemine bir amaç için girmesi gerekmekte olup failin bilişim sistemine girme amacı için kalacağı süre ne kadar az olursa olsun korunan hukuki menfaatler ihlal edilmiş olacağından suçun oluştuğu kabul edilmelidir.

  1. Bilişim sistemini engelleme veya bozma

TCK’nın 244/1. Maddesinde  Bilişim sistemini engelleme veya bozma  suçu şu şekilde tanımlanmıştır . Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 244/1’inci maddesi ve fıkrasında bilişim sistemini engelleme suçu, bilişim sistemini bozma suçu ile birlikte seçimlik hareketli olarak öngörülmüştür. Buna göre sistemi engelleyen hukuka aykırı bir müdahalenin gerçekleşmesi ya da sistemin hukuka aykırı şekilde bozulması halinde suç gerçekleşmiş olacaktır.  Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçları ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delillere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır

  1. Bilişim sistemindeki verileri değiştirme, bozma , yok etme, erişilmez kılma, var olan verileri başka yere gönderme

TCK’nın 244/2. Maddesinde  bilişim sistemindeki verileri değiştirme, bozma , yok etme, erişilmez kılma, var olan verileri başka yere gönderme suçu şu şekilde tanımlanmıştır . Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Türk Ceza Kanunu’nun 244’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında bilişim sisteminde yer alan verilere zarar verme suçu farklı hareket türleriyle seçimlik olarak düzenlenmiştir. Buna göre, bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişinin cezalandırılacağı öngörülmüştür. Fail tarafından verilere verilen zarar seçimlik hareketlerden yalnızca bir tanesinin yapılması ile gerçekleştirilebileceği gibi birden fazla hareketin yapılması ile de suç tamamlanmış olacak ve fakat tek bir suç oluşacaktır.

Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçlarıyla failler, suçların mağduru olan bireylerin bilişim dokunulmazlığını, özel hayatlarının gizliliğini, iletişim ve haberleşme hürriyetlerini, internetin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle sonuçları ağır olan müdahalelerde bulunmaları nedeniyle TCK’ nın 244’üncü maddesindeki cezalar artırılmalıdır. Çünkü bu suçlardaki hukuki yararlar bireylere ait bilişim sistemlerinin güvenli olarak işleyişi, mülkiyet veya zilyetlik haklarının korunması,  bilişim sisteminin güvenilirliği ile kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasıdır. Gelişen iletişim teknolojileri ve bilişim sistemleri hayatın tüm alanlarında önemli değişikliklere neden olmakta, bu teknolojilerin ve sistemlerin ortaya çıkardığı yeni iletişim şekilleri, araç ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sistemlerinin sunduğu hizmetlerin nitelikleri gereği hem kişilerin bilişim güvenliğini hem de kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması amaçlanmıştır. Suçların önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir. TCK’ 244’üncü maddesindeki cezalar bu suçlarla korunmak istenen yararlara hizmet etmekten uzaktır. Özellikle uygulamada cezaların genellikle asgari hadden verildiği göz önünde tutulduğunda cezaların artırılması şarttır.

Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçlarının faillerinin kamu görevlileri, bilgisayar tamircileri, teknik servis görevlileri, telekomünikasyon görevlileri ya da internet servis sağlayıcı görevlileri gibi sisteme girmeyi kolayca sağlayan kişilerce görevlerinin ya da mesleklerinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi hali ağırlatıcı sebep olarak düzenlenmelidir.

  1. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 245. Maddede düzenlenmiştir. Buna göre, (1) Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (3) Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır ceza gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılması başlıklı 245’inci maddesinin birinci fıkrasında başkasına ait bir banka veya kredi kartının kötüye kullanılması, ikinci fıkrasında sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, satın alınması, üçüncü fıkrasında ise sahte oluşturulan bir banka veya kredi kartının kullanılması suçları düzenlenmiş ve yaptırımlara bağlanmıştır.

Bilişim suçlarının en çok işlenen şekli olan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın hem küresel hem de yerel olarak kolay ve hızlı işlenmektedir. Bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin yeterli olmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması ve mağdur bankaların önleyici tedbirler alma konusunda yeterince yatırım yapmamaları nedenleriyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermekte olup, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları özel bir suç olarak düzenlenmesi cezanın etkinliği ve fonksiyonları açısından yerinde bir düzenlemedir.  Çağımızda en etkili ödeme aracı olan banka veya kredi kartlarının sahte olarak üretilmesinden satılmasına, devredilmesinden satın alınmasına veya kabul edilmesine kadar birçok aşamada kullanılmasına kadar geçen süredeki her eylem cezalandırılmak suretiyle, gerçek veya tüzel kişilerin bilişim alanı kullanılmak suretiyle malvarlıklarına zarar verilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır.

Bilişim teknolojinin gelişmesi, değişmesi ve internet kullanımının artarak yaşamın hemen hemen her alanına girerek mal ve hizmetlerin alımında bir ödeme aracı haline gelen banka veya kredi kartı kullanımının yaygınlaşması beraberinde başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen, satılan, devredilen, satın alınan veya kabul edilen sahte banka veya kredi kartlarının kullanılarak yarar elde edilmesi suçunun giderek artmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı, sahtecilik yapılan banka veya kredi kartlarının kullanılması suretiyle yarar sağlamak cezalandırılmak suretiyle, sahte banka veya kredi kartlarının piyasadaki dolaşımının cezalandırılması büyük önem arz etmektedir..

Sahte olarak oluşturulan banka veya kredi kartlarını kullanarak haksız yarar sağlama suçu hızla değişen ve gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde sınır ve mekân gözetmeksizin öngörülemeyen bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Modern hayat ekonomik, kültürel, siyasi, ticari, eğitim, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir.

Sahte banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının bilişim sistemleri üzerinden işlenmesi nedeniyle zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Sahte banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının yurt dışındaki bankalar, bilişim sistemleri, veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla elde edilmiş banka veya kredi kartları ile yapılması suçla ve faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Banka veya kredi kartlarının güvenli bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla ulusal ya da uluslar üstü bilişim suçları ile ilgili soruşturmaları ve kovuşturmaları yapabilmek için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası ve uluslar üstü işbirliğini sağlayacak delil toplama, fail ya da faillerin tespiti ve yakalanmalarını temine yönelik kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

Sahte banka veya kredi kartlarının genellikle kopyalanarak üretilmesi ve  yasada belirlenen seçimlik hareketlerle satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmek suretiyle bulundurulması  TCK’nın 245/2. maddesinde  düzenlenmiş olup, suça  konu kartların  fiziksel olarak veya sanal ortamda kullanılması ve bundan haksız menfaat  sağlanmasını halinde TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu oluşacaktır.  Özetle TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için sahte olarak üretilmiş bir banka veya kredi kartı veya bu sahte kartın yasada belirlenen şekillerde ele geçirilmesi gereklidir. Ancak banka veya kredi kartı kullanılmış ve bir yarar elde edilmiş ise TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu oluşacaktır. Öte yandan her ne suretle olursa olsun ele geçen veya elinde bulundurulan gerçek bir kredi veya banka kartı kullanılarak veya kullandırılarak haksız bir yarar elde edilmiş ise TCK’nın 245/1’inci maddesinde düzenlenen suçun başkasına ait gerçek bir kredi veya banka kartının kötüye kullanılması suçu oluşacaktır.

  1. Yasak cihaz veya program suçu

TCK Madde 245/A  Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu Bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu bilişim suçları bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişilerin cezalandırılması gecikmiş ancak yerinde bir düzenlemedir.  Bu düzenleme ile bireylerin özel hayatlarının gizliliği, kişisel verilerin güvenliği, iletişim özgürlüğü, kurumlara ait verilerin güvenliği, kurumların bilişim sistemlerinin güvenli olarak işleyişi, mülkiyet veya zilyetlik hakları, kamu güvenliği ve kamu düzeni koruma altına alınmış olup, hazırlık hareketi niteliğindeki eylemler müeyyide altına alınarak suç ve suçlularla mücadelede etkin bir yapı oluşturulmuştur.

TCK’nın 245/A maddesine getirilen düzenleme ile bilişim suçları veya bilişim yoluyla işlenebilen suçlarda kullanılabilen cihaz, program, şifre veya diğer güvenlik kodları yasak cihaz ve programlar olarak belirlenmiştir.  Buna göre suçun unsurlarının tamamlanmış sayılması için bilişim suçlarıyla meydana gelen zararın veya tehlikenin oluşması gerekmemekte olup, yasada sayılan eylemlerin yapılması bilişim suçları açısından tehlike olarak kabul edilerek bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bilişim sistemine hukuka aykırı erişimi engellemek, veri güvenliği ve banka veya kredi kartlarının güvenliğini sağlamak için bilişim suçlarında kullanılan araçların üretilmesi, ithal edilmesi, bulundurulması, devredilmesi, satın alınması, nakledilmesi veya depolanması gibi hazırlık hareketleri de yasa koyucu tarafından suç olarak kabul edilmiştir.

Yasak cihaz veya program suçlarının takibi şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcısı ihbar veya başka bir suretle yasak cihaz veya program suçlarının işlendiği izlenimini veren bir hali öğrendiği anda gerekli araştırma ve delil toplama sürecini tamamlayıp, şüpheli veya şüpheliler tarafından suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşuyorsa iddianame düzenler. Maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde araştırılması gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 245/A maddesinde yer alan suç, resen takip edilen suçlardandır.

  1. Bilişim suçlarıyla etkin bir şekilde mücadeleye ilişkin öneriler

İnternet servis sağlayıcılarının bilişim ağı hizmetlerini etkin, hızlı ve sağlıklı bir şekilde vermesi bilişim suçları ile mücadelede önemli bir gerekliliktir. İnternet servis sağlayıcılarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hukuki sorumluluklarının yasal düzenlemelerle belirlenmesi şarttır.

Bilişim suçlarında delil niteliği taşıyan veriler çoğunlukla bilgisayar, cep telefonu ve internet gibi ortamlarda tutulan sesli, yazılı ve görsel kayıtlardır. Bu kayıtların delil niteliği teşkil edebilmesi için sağlam ve değiştirilemez bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Ancak bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından belirlenen yöntemlerle kaydedilen bilgiler yine bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından değiştirilebilme ihtimali taşımaktadır. Böyle olunca hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş sağlam bir delil olmaktan çıkmaktadır. Bilişim suçlarında, dijital delillerin hukuki durumunun net bir şekilde belirlenmesi için dijital delil kavramının tanımlanması ve yapısı gereği ivedilikle tespitinin yapılması gerektiğinden bu konuda yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Faillerin hukuka aykırı olarak online hizmetlere,  alışveriş sitelerine ve elektronik posta hesaplarına girmeleri halinde delillerin hangi sistematik içinde aşama aşama nasıl toplanacağına ilişkin uygulamaya ışık tutacak nitelikte ayrıntı ve derinlik içeren soruşturma tekniklerinin ortaya konulması şarttır.

Hâkim, Cumhuriyet savcısı ve adli kolluk görevlileri araştırma ve soruşturma yöntemini tam olarak bilmedikleri bilişim suçlarına ilişkin yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda,  hukuk ihlallerine sebebiyet verdikleri gibi, haksız yere suçlanan kişilerin ceza mahkûmiyeti almalarına ve gerçek suçluların da cezasız kalmalarına neden olmaktadırlar. Bu hukuk ihlallerinin önüne geçilebilmesi için, bilişim suçlarını soruşturan ve yargılayan makamların bilişim alanında hangi kavramın neyi temsil ettiği veya hangi delilin hangi amaçla araştırılması gerektiğini bilecek yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla bilişim suçlarını yargılayan özel mahkemelerin ve bilişim suçlarını soruşturan Cumhuriyet savcıları için de özel büroların kurulması gereklidir.  Özel bir mahkeme veya büro kurup, bu konuda bilgi sahibi hâkim ve savcıların görev yapmasını sağlamanın yanında ayrıca bilişim sistemleri konusunda eğitimli, özel olarak görevlendirilmiş, teknik bilgiye sahip ve hukuka uygun her türlü soruşturma taktik ve tekniklerini bilen adli kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının koordinesinde adli bilişim ve iletişim uzmanları ile birlikte hareket edebilecekleri soruşturma yöntemi yasallaştırılmalıdır. Soruşturmalar bizzat Cumhuriyet savcıları ve onların denetimi altındaki özel adli kolluk görevlileri ve adli bilirkişiler tarafından yapılmalıdır.

Dijital delillerin tespiti ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla adli kolluk görevlilerinin, adli bilişim uzmanı bilirkişilerin, Cumhuriyet savcılarının ve ceza hâkimlerinin eğitilmesi ve bilgilendirilmesi sürekli hale getirebilecek, bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri takip edebilecek, bilişim ve iletişim alanında uzmanlaşmış özel organize birimlerinin ivedilikle kurulması gerekmektedir.

Bilişim suçlarıyla mücadelede son teknolojinin en iyi şekilde kullanılması, bilişim teknolojisini kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının, özel şirketlerin, özel ve kamu bankalarının önleyici tedbirleri almalarının sağlanması ve personellerinin bilişim suçlarıyla ilgili eğitime tabi tutularak farkındalık oluşturulması, bilişim teknolojileri kullanıcılarının ve toplumun bilişim suçlarının işlenme şekilleri ile ilgili olarak bilişim suçlarının mağduru olmaktan korumaya yönelik bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Bilişim suçlarının önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir.  Bilişim teknolojileri ve internetin kullanılması suretiyle kişilere veya topluma zarar veren veya tehlike oluşturan eylemlerin suç olarak belirlenmesi ve cezasız kalmaması açısından ortaya çıkan hukuki sorunların çözülebilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bu yasal düzenlemeler, teknolojik gelişmelerin ve uluslar arası yasal düzenlemelerin gerisinde olmamalıdır. Bilişim teknolojileri ve internetin, mekân ve zaman tanımaz oluşu, bilişim teknolojileri ve internet ile suçların hızlı ve kolay işlenebilme özelliği nedeniyle, ulusal hukuk sistemleri çerçevesinde öngörülecek düzenlemelerin, zamanla yetersiz kalmaması için teknolojik gelişmeler ve siber âlem konularının iyi bir şekilde takip edilerek bilişim ceza hukuku politikası oluşturulmalıdır. Çünkü bilişim ceza hukukuna ilişkin hukuki ve teknik düzenleme gereksinimleri hızla ortaya çıkmakta ve değişmektedir. Verilerin ve delillerin güvenlik altına alınması için seri yargılama usulü getirilmelidir. Teknolojik gelişmelere uygun delil toplama teknikleri geliştirilmelidir.

Hukuk ihlallerinin önüne geçilebilmesi için, bilişim suçlarını soruşturan ve yargılayan makamların bilişim alanında hangi kavramın neyi temsil ettiği veya hangi delilin hangi amaçla araştırılması gerektiğini bilecek yeterli düzeyde  GELİŞEN VE DEĞİŞEN TEKNOLOJİK BİLGİLERLE DONATILMIŞ teknik bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bilişim sistemleri konusunda eğitimli, özel olarak görevlendirilmiş, teknik bilgiye sahip ve hukuka uygun her türlü soruşturma taktik ve tekniklerini bilen adli kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının koordinesinde adli bilişim ve iletişim uzmanları ile birlikte hareket edebilecekleri soruşturma yöntemi yasallaştırılmalıdır. Soruşturmalar bizzat Cumhuriyet savcıları ve onların denetimi altındaki özel adli kolluk görevlileri ve  ADLİ BİLİŞİM UZMANLARI tarafından yapılmalıdır.

Gelişen iletişim teknolojileri ve bilişim sistemleri hayatın tüm alanlarında önemli değişikliklere neden olmakta, bu teknolojilerin ve sistemlerin ortaya çıkardığı yeni iletişim şekilleri, araç ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sistemlerinin sunduğu hizmetlerin nitelikleri gereği hem kişilerin bilişim güvenliğini hem de kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasını zorunlu hale getirmektedir.

BİLİŞİM SUÇLARI VE BİLİŞİM CEZA HUKUKU

Ceza hukukunda bilişim suçları kavramı hızla değişmekte ve gelişmekte olup,  işlenme şekilleri öngörülemeyecek şekilde uygulamada karşımıza çıkmakta ve ceza hukukunun önemli ve problemli alanlarından biri oluşturmaktadır.  5237 sayılı TCK’nın bilişim suçlarının unsurlarını değiştirerek bağımsız suçlar olarak bilişim alanında suçlar başlığı altında yeniden ele alması, önemli bir gelişme olmakla birlikte, kurumun uygulama alanının ve bilişim suçlarının,  teknolojinin gelişmesine paralel olarak işlenme şekillerinin hızla değişmesi uygulamada ciddi sorunlara sebebiyet vermektedir. Bu konuda önemli noktalardan biri soruşturma ve delil toplama tekniklerinin yetersiz olmasıdır. Bilişim teknolojisindeki hızlı gelişme, bilişim sistemlerinin çeşidini ve kullanım sayısını arttırmakta olup, beraberinde değişik yöntemlerle işlenebilen suç tiplerini de ortaya koymaktadır. Bilişim suçları modern çağın en hızlı ve kolay işlenen ve çeşitlenen suçlarını oluşturmaktadır. Çünkü bilişim suçlarını önlemek için etkin önleyici güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi yönünde bilişim sistemlerini kullanan şirketler ve bankalar tarafından yeterince önlem alınmaması bu suçların artmasına neden olmaktadır. Klasik suçlardaki soruşturma ve kovuşturma yöntemlerinden farklı yöntemlerle bilimsel esaslara uygun, yüksek teknolojiye dayalı delil toplama teknikleriyle soruşturma ve kovuşturma yapılarak faillerin tespiti ile cezalandırılması gerekmektedir.

 Bilişim suçlarının en önemli kavramlarından olan veri kavramı çok çeşitli değerleri temsil etmektedir. İnternetin ortaya çıkışı ve yaşamın tüm alanlarına girmesi nedeniyle internetin ana konusu olan verilerin korunması büyük önem arz etmektedir. Bilgisayar sisteminde bulunan her türlü yazı, rakam, hesap, resim, şekil, film, video, grafik, kişisel bilgiler, projeler ve görüntüler birer veri olup,  çeşitli değerleri temsil etmektedir. Veriler, dar anlamda bireylere ait kişisel güvenlik, iletişim ve mülkiyet haklarının korunması, geniş anlamda ise ülke ekonomisi, kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması açısından her türlü korunmayı gerektirmektedir. İnternetin evrensel oluşu ve uluslararası hareket olanağına sahip olması bilişim suçlarıyla mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bilişim suçlarında faillerin tespiti, bilişim suçlarına ilişkin delillerin toplanması ve faillerinin yakalanması teknik bir konu olup, teknolojik gelişmeler ve bilişim hukukundaki gelişmeler doğrultusunda ulusal ve uluslar arası soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin koordineyi içeren düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bilişim sistemindeki verileri bozma, verilerini yok etme veya verileri değiştirme, yasak cihaz veya program suçları sürekli olarak değişen şekillerde işlenmektedir. Bilişim sistemlerindeki verilerin güvenilirliği, bütünlüğü ve işleyişi için önleyici tedbirlerin yanında suçlarla ve suçlularla mücadele için bilişim ceza hukukunun kavramlarını bilen, yorumlayan ve uygulayan uzman Cumhuriyet savcıları ve uzman ceza hâkimlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Soruşturma ve yargılama özel ve teknik bilgi gerektirdiğinden, bilişim suçlarıyla mücadele için özel mahkemeler ve Cumhuriyet savcılarından oluşan özel bilişim bürolarının kurulması gereklidir. İnternetteki hızlı ve kolay veri iletimi ile virüs programlarının sürekli gelişmesi ve çeşitlenmesi ulusal soruşturma sistemlerinin uluslar arası boyutta diğer devletlerin soruşturma makamları ile kapsamlı bir şekilde işbirliğini zorunlu hale getirmektedir.

Bu kitapta bilişim suçlarının neler olduğu, hangi şekillerde işlendiği, işlendiğinde şikâyet dilekçesinin nasıl hazırlanacağı, iddianamenin nasıl yazılacağı, delillerin neler olduğu, hangi delillerin nerden nasıl istenmesi gerektiği ve hükmün hangi deliller esas alınarak gerekçelendirilerek nasıl kurulması gerektiği tüm aşamaları örneklerle incelenerek akademik bakış açısıyla, uygulamaya ışık tutmak ve uygulamayı sadeleştirmek için öneriler ve çözüm yolları içerir bir şekilde hazırlanmıştır.

        Kitapta özellikle sonucu anlamsız olan gereksiz tartışmalara yer verilmemiş olup tamamen uygulamadaki sorunlar gözetilerek her türlü soruya cevap aranmaya çalışılmış Yargıtay kararları ışığında bilişim suçları ve bilişim suçları ile birlikte işlenen benzer suçlar, bilişim suçları ile kesiştikleri oranda tüm yönleriyle incelenmeye çalışılmıştır.

      Kitap sadece hukukçulara yönelik yazılmamış olup, bilişim sistemlerini kullanan tüm şahısların okuyup anlayabileceği tarzda açık bir şekilde yazılmıştır. Şikâyet dilekçelerinin, müzekkere örneklerinin, iddianame örneklerinin, mahkeme karar örneklerinin ve Yargıtay kararlarının birlikte aşama aşama incelenmesi halinde okuyucuya geniş bir bakış açısı kazandıracağını düşüncesiyle kitabın tüm okuyuculara yararlı olmasını dilerim.   

                                                                                             Dr. Cengiz APAYDIN

                                                                                            CUMHURİYET SAVCISI

İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ………………………………………………………………………………………………..…..

İÇİNDEKİLER……………………………………………………………………………………………..

KISALTMALAR…………………………………………………………………………………………..

GİRİŞ………………………………………………………………………………………………………

BİRİNCİ BÖLÜM

BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME SUÇU

I. GENEL OLARAK…………………………………………………………………………….

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR…………………………………………………….

III. SUÇUN UNSURLARI………………………………………………………………………

1. Maddi Unsurları…………….…………………………………………………………….

       1.1. Suçun Faili………………………………………………………………………….

            1. 2. Suçun Mağduru………………………………………………………………….

            1.3. Suçun Konusu…………………………………………………………………….

            1.4. Eylem…………………………………………………………………………………

                        1.4. 1. Daha Az Cezayı Gerektiren Nitelikli Hal……………………………

                        1.4. 2. Netice Sebebiyle Ağırlaşan Suç……………………………………..

2. Manevi Unsur………………………………………………………………………………

3. Hukuka Aykırılık…………………………………………………………………………..

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR………………………..

1. Görev………………………………………………………………………………………

2. Yaptırım……………………………………………………………………………………

3. Zamanaşımı………………………………………………………………………………

4. Soruşturma ve Delil Toplama Yöntemi………………………………………………….

5. Sonuç…………………………………………………………………………………………

6. Kaynakça………………………………………………………………………………………..

VI. BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME SUÇUYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI……….

İKİNCİ BÖLÜM

BİLİŞİM SİSTEMİNİN İŞLEYİŞİNİ ENGELLEME VE BOZMA SUÇLARI

GİRİŞ……………………………………………………………………………………………..

1. Bilişim Kavramı………………………………………………………………………….

2. Bilişim Suçu………………………………………………………………………………

3. Kanaatimiz ve Değerlendirme ………………………………………………………..

A. BİLİŞİM SİSTEMİNİ  ENGELLEME SUÇU……………………………………………..

I. GENEL OLARAK…………………………………………………………………………….

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR…………………………………………………….

III. SUÇUN UNSURLARI………………………………………………………………………

1. Maddi Unsurları………………………………………………………………………….

       1.1. Suçun Faili…………………………………………………………………………

       1. 2. Suçun Mağduru………………………………………………………………….

       1.3. Suçun Konusu…………………………………………………………………….

       1.4. Eylem…………………………………………………………………………………

       1. 5. Suçun Nitelikli Hali……………………………………………………………….

                   1.5.1. Banka veya Kredi Kurumuna Ait Bilişim Sistemleri Üzerinde İşlenmesi………………………………………………………………………………………

                   1.5.2.  Kamu Kurum ya da Kuruluşuna Ait Bilişim Sistemleri Üzerinde İşlenmesi…………………………………………………………………………

                   1.5.3. Değerlendirme ve  Kanaatimiz………………………………………

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………..

3. Hukuka Aykırılık…………………………………………………………………………

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ……………………………………………………

1. Teşebbüs…………………………………………………………………………………..

2. İştirak……………………………………………………………………………………….

3. İçtima……………………………………………………………………………………….

A. BİLİŞİM SİSTEMİ  ENGELLEME SUÇU……………………………………………….

I. GENEL OLARAK……………………………………………………………………………

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR…………………………………………………….

III. SUÇUN UNSURLARI………………………………………………………………………

1. Maddi Unsurları………………………………………………………………………….

       1.1. Suçun Faili…………………………………………………………………………

       1. 2. Suçun Mağduru…………………………………………………………………..

       1.3. Suçun Konusu…………………………………………………………………….

       1.4. Eylem………………………………………………………………………………….

       1. 5. Suçun Nitelikli Hali……………………………………………………………….

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………..

3. Hukuka Aykırılık………………………………………………………………………….

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ……………………………………………………..

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima……………………………………………………………………………………….

C. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE KİŞİNİN KENDİSİNİN VEYA BAŞKASININ YARARINA HAKSIZ ÇIKAR SAĞLAMASI SUÇU…………………………………………………………………………………………………………….

I. GENEL OLARAK……………………………………………………………………………..

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ YARAR…………………………………………………….

III. SUÇUN UNSURLARI………………………………………………………………………

1. Maddi Unsurları………………………………………………………………………….

       1.1. Suçun Faili…………………………………………………………………………

       1. 2. Suçun Mağduru………………………………………………………………….

       1.3. Suçun Konusu……………………………………………………………………

       1.4. Eylem………………………………………………………………………………..

       1. 5. Suçun Nitelikli Hali……………………………………………………………….

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………..

3. Hukuka Aykırılık………………………………………………………………………….

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs…………………………………………………………………………………..

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

 D. SORUŞTURMA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR……………………….

1. Görev ve Yetki………………………………………………………………………………

2. Yaptırım……………………………………………………………………………………

3. Zamanaşımı………………………………………………………………………………

4. Soruşturma Yöntemi………………………………………………………………………

E. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇUNUN BENZER SUÇLARLA İLİŞKİSİ……………………….

1. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇUNUN DOLANDIRICILIK SUÇU İLE İLİŞKİSİ…………………………………………………………………………………………………..

2. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇUNUN HIRSIZLIK SUÇU İLE İLİŞKİSİ…………………………………………………………………………………………………

3. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇUNUN BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU İLE İLİŞKİSİ…………………………………………………………………………………………………..

4. BİLİŞİM SİSTEMİ ENGELLEME VEYA BOZMA SURETİYLE HUKUKA AYKIRI YARAR SAĞLAMA SUÇUNUN GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU İLE İLİŞKİSİ……………………………………………………………………………………………….

F. Sonuç………………………………………………………………………………………..

G. Kaynakça…………………………………………………………………………………..

H. BİLİŞİM SİSTEMİNİ ENGELLEME VEYA  BOZMA  SUÇLARIYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI……………………………………………………………………..

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

BİLİŞİM SİSTEMİNDEKİ VERİLERİ YOK ETME, BOZMA, ERİŞİLMEZ KILMA, DEĞİŞTİRME, HUKUKA AYKIRI OLARAK VERİLERİ YERLEŞTİRME VEYA GÖNDERME SUÇLARI

GİRİŞ……………………………………………………………………………………………..

A.  Bilişim Ceza Hukukuna İlişkin Teknik Kavramlar……………………………………..

1. Program ve Veri Kavramı

2. İnternet

3. Bilişim

4. Bilişim Sistemi

5. Bilişim Suçu Kavramı

B. BİLİŞİM SİSTEMİNİN VERİLERİNİ BOZMA, YOK ETME, DEĞİŞTİRME VEYA ERİŞİLMEZ KILMA, SİSTEME VERİ YERLEŞTİRME, VAR OLAN VERİLERİ BAŞKA YERE GÖNDERME SUÇLARI  (TCK m. 244/2)

I. GENEL OLARAK

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ DEĞER

III. SUÇUN UNSURLARI

1. Maddi Unsuru

1.1. Suçun Faili

1.2. Suçun Mağduru

1.3. Suçun Konusu

1.4. Eylem

       1.4.1. Verileri Bozmak

       1.4. 2. Verileri Yok Etmek

       1. 4. 3. Verileri Değiştirmek

       1.4. 4.  Verileri Erişilmez Kılmak

                   1. 4. 5. Veri Yerleştirmek

                   1.4. 6. Verileri Başka Bir Yere Göndermek

1.5. Suçun Nitelikli Hali

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………

3. Hukuka Aykırılık………………………………………………………………………..

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMAYA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR

1. Görev……………………………………………………………………………………….

2. Yaptırım……………………………………………………………………………………

3. Zamanaşımı………………………………………………………………………………

4. Soruşturma  Yöntemi…………………………………………………………………….

C. BİLİŞİM SİSTEMİNİN VERİLERİNİ BOZMA, YOK ETME, DEĞİŞTİRME VEYA ERİŞİLMEZ KILMA, SİSTEME VERİ YERLEŞTİRME, VAR OLAN VERİLERİ BAŞKA YERE GÖNDERME FİİLLERİNİN İŞLENMESİ SURETİYLE HAKSIZ ÇIKAR SAĞLAMASI SUÇU

I. GENEL OLARAK

II. SUÇLA KORUNAN HUKUKİ DEĞER

III. SUÇUN UNSURLARI

1. Maddi Unsuru

      1.1. Suçun Faili

      1.2. Suçun Mağduru

      1.3. Suçun Konusu

      1.4. Eylem

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………

3. Hukuka Aykırılık………………………………………………………………………..

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMAYA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR

1. Görev……………………………………………………………………………………….

2. Yaptırım…………………………………………………………………………………..

3. Zamanaşımı………………………………………………………………………………

4. Soruşturma  Yöntemi…………………………………………………………………….

5. Sonuç……………………………………………………………………………………….

6. Kaynakça………………………………………………………………………………….

D. BİLİŞİM SİSTEMİNDEKİ VERİLERİ YOK ETME, BOZMA, ERİŞİLMEZ KILMA, DEĞİŞTİRME, HUKUKA AYKIRI OLARAK VERİLERİ YERLEŞTİRME VEYA GÖNDERME SUÇU İLE BU SURETLE HUKUKA AYKIRI YARAR ELDE ETME SUÇLARIYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI…………………………………………………

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇLARI

GİRİŞ

1- Genel Olarak

2. Bilişim Suçu

3. Teknik Bilgiler

A. BAŞKASINA AİT GERÇEK BİR BANKA VEYA KREDİ KARTINI KART SAHİBİNİN RIZASI OLMAKSIZIN KULLANMAK VEYA KULLANDIRMAK…………….

I.  Suçla Korunan Hukuki Değer         

II. Suçun Unsurları

1. Maddi Unsuru

       1.1. Suçun Faili

       1.2. Suçun Mağduru

       1.3. Suçun Konusu

       1.4. Eylem

       1. 5. Suça Etki Eden Haller

2. Manevi Unsur……………………………………………………………………………

3. Hukuka Aykırılık………………………………………………………………………..

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMAYA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR

1. Görev……………………………………………………………………………………….

2. Yaptırım…………………………………………………………………………………..

3. Zamanaşımı……………………………………………………………………………..

4. Soruşturma  Yöntemi…………………………………………………………………….

5. Sonuç

6. Kaynakça

B. BAŞKALARINA AİT BANKA HESAPLARIYLA İLİŞKİLENDİRİLEREK SAHTE BANKA VEYA KREDİ KARTINI ÜRETMEK, SATMAK, DEVRETMEK, SATIN ALMAK VEYA KABUL ETMEK………………………………………………………………………….

I. Genel  Olarak

II. Suçla Korunan Hukuki Değer

III. Suçun Unsurları

1. Maddi Unsurları

       1.1.  Suçun Mağduru

       1.2. Suçun Faili

1.3. Suçun Konusu

1.4. Eylem

       1. 5. Suça Etki Eden Haller

2. Manevi Unsur…………………………………………………………………………….

3. Hukuka Aykırılık…………………………………………………………………………

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMAYA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR

1. Görev…………………………………………………………………………………………….

2. Yaptırım…………………………………………………………………………………..

3. Zamanaşımı……………………………………………………………………………..

4. Soruşturma  Yöntemi…………………………………………………………………….

5. Sonuç…………………………………………………………………………………….

6. Kaynakça…………………………………………………………………………………

C. SAHTE OLUŞTURULAN VEYA ÜZERİNDE SAHTECİLİK YAPILAN BANKA VEYA KREDİ KARTINI KULLANMAK SURETİYLE KENDİSİNE VEYA BAŞKASINA YARAR SAĞLAMA

I. Genel Olarak

II. Suçla Korunan Hukuki Değer

III. Suçun Unsurları

1. Maddi Unsurları

       1.1.  Suçun Mağduru

       1.2. Suçun Faili

1.3. Suçun Konusu

1.4. Eylem

       1. 5. Suça Etki Eden Haller

2. Manevi Unsur…………………………………………………………………………….

3. Hukuka Aykırılık…………………………………………………………………………

IV. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ HALLERİ…………………………………………………….

1. Teşebbüs………………………………………………………………………………….

2. İştirak………………………………………………………………………………………

3. İçtima………………………………………………………………………………………

V. SORUŞTURMAYA VE KOVUŞTURMAYA İLİŞKİN KURALLAR

1. Görev………………………………………………………………………………………..

2. Yaptırım…………………………………………………………………………………..

3. Zamanaşımı……………………………………………………………………………..

4. Soruşturma  Yöntemi…………………………………………………………………….

5. Sonuç………………………………………………………………………………………..

6. Kaynakça…………………………………………………………………………………..

D.BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇUNUN BENZER SUÇLARLA İLİŞKİSİ

1.Banka veya Kredi      Kartının Kötüye Kullanılması Suçunun Dolandırıcılık Suçu İle İlişkisi

2.Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunun Hırsızlık Suçu İle İlişkisi

3.Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunun Belgede Sahtecilik Suçu İle İlişkisi

4.Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunun Güveni Kötüye Kullanılması Suçu İle İlişkisi

E. BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇUNDA ŞAHSİ CEZASIZLIK VE ETKİN PİŞMANLIK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI

1.Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunda Şahsi Cezasızlık Sebepleri

       1.1. Haklarında Ayrılık Kararı Verilmemiş Eşlerden Biri

       1.2. Üstsoy veya Altsoy veya bu Derecede Kayın Hısımlarından Biri veya Evlat Edinen veya Evlatlık

       1.3. Aynı Konutta Beraber Yaşayan Kardeşler

2.Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunda Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Uygulanması

F. KAYNAKÇA

G. BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇLARIYLA İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

BEŞİNCİ BÖLÜM

EKLER

1. BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME SUÇUYLA İLGİLİ EKLER

1.1. ŞİKÂYET DİLEKÇELERİ

1.2. MÜZEKKERE ÖRNEKLERİ

1.3. İDDİANAME ÖRNEKLERİ

1.4. MAHKEME KARARLARI

 2. BİLİŞİM SİSTEMİNİN İŞLEYİŞİNİ ENGELLEME VE BOZMA SUÇLARIYLA İLGİLİ EKLER

2.1. ŞİKÂYET DİLEKÇELERİ

2.2. MÜZEKKERE ÖRNEKLERİ

2.3. İDDİANAME ÖRNEKLERİ

2.4. MAHKEME KARARLARI

3. BİLİŞİM SİSTEMİNDEKİ VERİLERİ YOK ETME, BOZMA, ERİŞİLMEZ KILMA, DEĞİŞTİRME, HUKUKA AYKIRI OLARAK VERİLERİ YERLEŞTİRME VEYA GÖNDERME SUÇLARIYLA İLGİLİ EKLER

3.1. ŞİKÂYET DİLEKÇELERİ

3.2. MÜZEKKERE ÖRNEKLERİ

3.3. İDDİANAME ÖRNEKLERİ

3.4. MAHKEME KARARLARI

4. BANKA VEYA KREDİ KARTININ KÖTÜYE KULLANILMASI SUÇLARIYLA İLGİLİ EKLER

4.1. ŞİKÂYET DİLEKÇELERİ

4.2. MÜZEKKERE ÖRNEKLERİ

4.3. İDDİANAME ÖRNEKLERİ

4. 4. MAHKEME KARARLARI

GİRİŞ

    Çağımızda hızlı bir şekilde gelişen ve değişen teknoloji nedeniyle,  sınırları belirli olan bir bilişim suçları tanımı yapmak zor olmakla birlikte bilişim suçları genel olarak , “bilişim sistemlerine hukuka uygun erişim sağlayarak veya hukuka aykırı olarak erişimde bulunarak, bilişim sistemleri aracılığıyla bilişim sistemini ya da bu sistemde yer alan veri ya da verileri bilişim teknolojilerinin kullanılması veya bilişim araçlarına doğrudan müdahale etmek suretiyle hukuka aykırı olarak sisteme ya da verilere girme veya çeşitli saiklerle kendisinin ya da başkasının yararına kullanma, erişilmez kılma, silme, değiştirme, var olan veriyi gönderme veya bozma suretiyle işlenen suçlar” olarak tanımlanabilir. Bilişim suçlarının sınırları net olarak belirlenmemiş olup, gelişen ve çeşitlenen teknolojiyle birlikte bilişim suçları da biçim ve içerik olarak değişmektedir.

Teknoloji ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir.  Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçları hızla değişen ve gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde öngörülemeyen şekilde yaygınlaşmaktadır. Modern hayat ekonomik, kültürel, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim suçlarının önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu politikanın oluşturulmasında bilişim sistemlerine girmenin önlenmesine ilişkin tedbirlerle demokratik toplumun gereklerine uygun kişi hak ve özgürlükleri arasında bir denge oluşturulmalıdır. Bilişim teknolojisindeki hızlı gelişme bilişim sistemlerinin çeşidini ve kullanım sayısını artırmakta olup, beraberinde değişik yöntemlerle işlenebilen suç tiplerini de ortaya koymaktadır. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçu bilişim suçlarının en önemlisini oluşturmaktadır. Çünkü bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmeden veya sistemde kalmadan diğer bilişim suçlarını işlemek mümkün değildir. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçlarını önlemenin en etkin yolu güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi ve klasik suçlardaki soruşturma ve kovuşturma yöntemlerinden farklı yöntemlerle soruşturma ve kovuşturma yapılmasıdır.

          Bilişim suçlarının zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın kolay ve hızlı işlenmesi, bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin bulunmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının failleri veya mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması nedeniyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermektedir. Bilişim suçlarında faillerinin ve suç delilerinin ortaya çıkarılmasında yaşanan güçlükler, sosyal ve ekonomik alanda ortaya çıkan tehlikelerin ve zararların fazlalığı, bu alanlarda ortaya çıkabilecek ekonomik, sosyal, siyasal ve kişisel ihtiyaçlara cevap verebilecek hukuki boşluk yaratılmasına engel olacak yasal düzenlemeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

 Bilişim suçlarında zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme veya sistemde kalmaya devam etme suçu ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Çünkü bilişim cihazlarının nitelikleri ve bilişim ağlarının yapısı söz konusu suçların soruşturulmasında ve delil toplanmasında büyük güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delilere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

İnternet servis sağlayıcılarının bilişim ağı hizmetlerini etkin, hızlı ve sağlıklı bir şekilde vermesi bilişim suçları ile mücadelede önemli bir gerekliliktir. İnternet servis sağlayıcılarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hukuki sorumluluklarının yasal düzenlemelerle belirlenmesi şarttır.

Bilişim suçlarında delil niteliği taşıyan veriler çoğunlukla bilgisayar, cep telefonu ve internet gibi ortamlarda tutulan sesli, yazılı ve görsel kayıtlardır. Bu kayıtların delil niteliği teşkil edebilmesi için sağlam ve değiştirilemez bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Ancak bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından belirlenen yöntemlerle kaydedilen bilgiler yine bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından değiştirilebilme ihtimali taşımaktadır. Böyle olunca hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş sağlam bir delil olmaktan çıkmaktadır. Bilişim suçlarında, dijital delillerin hukuki durumunun net bir şekilde belirlenmesi için dijital delil kavramının tanımlanması ve yapısı gereği ivedilikle tespitinin yapılması gerektiğinden bu konuda yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Faillerin hukuka aykırı olarak online hizmetlere,  alışveriş sitelerine ve elektronik posta hesaplarına girmeleri halinde delillerin hangi sistematik içinde aşama aşama nasıl toplanacağına ilişkin uygulamaya ışık tutacak nitelikte ayrıntı ve derinlik içeren soruşturma tekniklerinin ortaya konulması şarttır.

Hâkim, Cumhuriyet savcısı ve adli kolluk görevlileri araştırma ve soruşturma yöntemini tam olarak bilmedikleri bilişim suçlarına ilişkin yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda,  hukuk ihlallerine sebebiyet verdikleri gibi, haksız yere suçlanan kişilerin ceza mahkûmiyeti almalarına ve gerçek suçluların da cezasız kalmalarına neden olmaktadırlar. Bu hukuk ihlallerinin önüne geçilebilmesi için, bilişim suçlarını soruşturan ve yargılayan makamların bilişim alanında hangi kavramın neyi temsil ettiği veya hangi delilin hangi amaçla araştırılması gerektiğini bilecek yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla bilişim suçlarını yargılayan özel mahkemelerin ve bilişim suçlarını soruşturan Cumhuriyet savcıları için de özel büroların kurulması gereklidir.  Özel bir mahkeme veya büro kurup, bu konuda bilgi sahibi hâkim ve savcıların görev yapmasını sağlamanın yanında ayrıca bilişim sistemleri konusunda eğitimli, özel olarak görevlendirilmiş, teknik bilgiye sahip ve hukuka uygun her türlü soruşturma taktik ve tekniklerini bilen adli kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının koordinesinde adli bilişim ve iletişim uzmanları ile birlikte hareket edebilecekleri soruşturma yöntemi yasallaştırılmalıdır. Soruşturmalar bizzat Cumhuriyet savcıları ve onların denetimi altındaki özel adli kolluk görevlileri ve adli bilirkişiler tarafından yapılmalıdır.

            Dijital delillerin tespiti ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla adli kolluk görevlilerinin, adli bilişim uzmanı bilirkişilerin, Cumhuriyet savcılarının ve ceza hâkimlerinin eğitilmesi ve bilgilendirilmesi sürekli hale getirebilecek, bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri takip edebilecek, bilişim ve iletişim alanında uzmanlaşmış özel organize birimlerinin ivedilikle kurulması gerekmektedir.

          Bilişim suçlarıyla mücadelede son teknolojinin en iyi şekilde kullanılması, bilişim teknolojisini kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının, özel şirketlerin, özel ve kamu bankalarının önleyici tedbirleri almalarının sağlanması ve personellerinin bilişim suçlarıyla ilgili eğitime tabi tutularak farkındalık oluşturulması, bilişim teknolojileri kullanıcılarının ve toplumun bilişim suçlarının işlenme şekilleri ile ilgili olarak bilişim suçlarının mağduru olmaktan korumaya yönelik bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

          Bilişim suçlarının önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir.  Bilişim teknolojileri ve internetin kullanılması suretiyle kişilere veya topluma zarar veren veya tehlike oluşturan eylemlerin suç olarak belirlenmesi ve cezasız kalmaması açısından ortaya çıkan hukuki sorunların çözülebilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bu yasal düzenlemeler, teknolojik gelişmelerin ve uluslar arası yasal düzenlemelerin gerisinde olmamalıdır. Bilişim teknolojileri ve internetin, mekân ve zaman tanımaz oluşu, bilişim teknolojileri ve internet ile suçların hızlı ve kolay işlenebilme özelliği nedeniyle, ulusal hukuk sistemleri çerçevesinde öngörülecek düzenlemelerin, zamanla yetersiz kalmaması için teknolojik gelişmeler ve siber âlem konularının iyi bir şekilde takip edilerek bilişim ceza hukuku politikası oluşturulmalıdır. Çünkü bilişim ceza hukukuna ilişkin hukuki ve teknik düzenleme gereksinimleri hızla ortaya çıkmakta ve değişmektedir. Verilerin ve delillerin güvenlik altına alınması için seri yargılama usulü getirilmelidir.

         Bilişim sistemine yetkisiz erişim, bilişim sistemi ve veri güvenliği için tehdit veya zarara sebebiyet verebileceği için bilişim sistemi ve veri güvenliğinin korunma ihtiyacı bulunmaktadır. Eşyanın doğası gereği failin bilişim sistemine bir amaç için girmesi gerekmekte olup failin bilişim sistemine girme amacı için kalacağı süre ne kadar az olursa olsun korunan hukuki menfaatler ihlal edilmiş olacağından suçun oluştuğu kabul edilmelidir.

Modern bilgi toplumunda bilgisayar ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir. Bilgisayar sistemlerine karşı hackleme, verileri değiştirme, verilere zarar verme, verileri erişilmez kılma veya  hileyle yönlendirme gibi eylemler gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde öngörülemeyen şekilde yaygınlaşmaktadır. Çağdaş yaşam ekonomik, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim yoluyla işlenen suçların önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Bilişim suçlarında zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçları ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delillere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır

Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçlarıyla failler, suçların mağduru olan bireylerin bilişim dokunulmazlığını, özel hayatlarının gizliliğini, iletişim ve haberleşme hürriyetlerini, internetin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle sonuçları ağır olan müdahalelerde bulunmaları nedeniyle TCK’ nın 244’üncü maddesindeki cezalar artırılmalıdır. Çünkü bu suçlardaki hukuki yararlar bireylere ait bilişim sistemlerinin güvenli olarak işleyişi, mülkiyet veya zilyetlik haklarının korunması,  bilişim sisteminin güvenilirliği ile kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasıdır. Gelişen iletişim teknolojileri ve bilişim sistemleri hayatın tüm alanlarında önemli değişikliklere neden olmakta, bu teknolojilerin ve sistemlerin ortaya çıkardığı yeni iletişim şekilleri, araç ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sistemlerinin sunduğu hizmetlerin nitelikleri gereği hem kişilerin bilişim güvenliğini hem de kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması amaçlanmıştır. Suçların önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir. TCK’ 244’üncü maddesindeki cezalar bu suçlarla korunmak istenen yararlara hizmet etmekten uzaktır. Özellikle uygulamada cezaların genellikle asgari hadden verildiği göz önünde tutulduğunda cezaların artırılması şarttır.

Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçlarının faillerinin kamu görevlileri, bilgisayar tamircileri, teknik servis görevlileri, telekomünikasyon görevlileri ya da internet servis sağlayıcı görevlileri gibi sisteme girmeyi kolayca sağlayan kişilerce görevlerinin ya da mesleklerinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle işlenmesi hali ağırlatıcı sebep olarak düzenlenmelidir.

Hâkim, Cumhuriyet savcısı ve adli kolluk görevlileri araştırma ve soruşturma yöntemini tam olarak bilmedikleri bilişim suçlarına ilişkin yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda,  hukuk ihlallerine sebebiyet verdikleri gibi, haksız yere suçlanan kişilerin ceza mahkûmiyeti almalarına ve gerçek suçluların da cezasız kalmalarına neden olmaktadırlar. Bu hukuk ihlallerinin önüne geçilebilmesi için, bilişim suçlarını soruşturan ve yargılayan makamların bilişim alanında hangi kavramın neyi temsil ettiği veya hangi delilin hangi amaçla araştırılması gerektiğini bilecek yeterli düzeyde teknik bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla bilişim suçlarını yargılayan özel mahkemelerin ve bilişim suçlarını soruşturan Cumhuriyet savcıları için de özel büroların kurulması gereklidir.  Özel bir mahkeme veya büro kurup, bu konuda bilgi sahibi hâkim ve savcıların görev yapmasını sağlamanın yanında ayrıca bilişim sistemleri konusunda eğitimli, özel olarak görevlendirilmiş, teknik bilgiye sahip ve hukuka uygun her türlü soruşturma taktik ve tekniklerini bilen adli kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının koordinesinde adli bilişim ve iletişim uzmanları ile birlikte hareket edebilecekleri soruşturma yöntemi yasallaştırılmalıdır. Soruşturmalar bizzat Cumhuriyet savcıları ve onların denetimi altındaki özel adli kolluk görevlileri ve adli bilirkişiler tarafından yapılmalıdır.

Gelişen iletişim teknolojileri ve bilişim sistemleri hayatın tüm alanlarında önemli değişikliklere neden olmakta, bu teknolojilerin ve sistemlerin ortaya çıkardığı yeni iletişim şekilleri, araç ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sistemlerinin sunduğu hizmetlerin nitelikleri gereği hem kişilerin bilişim güvenliğini hem de kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasını zorunlu hale getirmektedir.

                 Bilişim suçlarının en çok işlenen şekli olan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın hem küresel hem de yerel olarak kolay ve hızlı işlenmektedir. Bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin yeterli olmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması ve mağdur bankaların önleyici tedbirler alma konusunda yeterince yatırım yapmamaları nedenleriyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermekte olup, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları özel bir suç olarak düzenlenmesi cezanın etkinliği ve fonksiyonları açısından yerinde bir düzenlemedir.  Çağımızda en etkili ödeme aracı olan banka veya kredi kartlarının sahte olarak üretilmesinden satılmasına, devredilmesinden satın alınmasına veya kabul edilmesine kadar birçok aşamada kullanılmasına kadar geçen süredeki her eylem cezalandırılmak suretiyle, gerçek veya tüzel kişilerin bilişim alanı kullanılmak suretiyle malvarlıklarına zarar verilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır.

Bilişim teknolojinin gelişmesi, değişmesi ve internet kullanımının artarak yaşamın hemen hemen her alanına girerek mal ve hizmetlerin alımında bir ödeme aracı haline gelen banka veya kredi kartı kullanımının yaygınlaşması beraberinde başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen, satılan, devredilen, satın alınan veya kabul edilen sahte banka veya kredi kartlarının kullanılarak yarar elde edilmesi suçunun giderek artmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı, sahtecilik yapılan banka veya kredi kartlarının kullanılması suretiyle yarar sağlamak cezalandırılmak suretiyle, sahte banka veya kredi kartlarının piyasadaki dolaşımının cezalandırılması büyük önem arz etmektedir..

Çağımızda teknoloji ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir.  Sahte olarak oluşturulan banka veya kredi kartlarını kullanarak haksız yarar sağlama suçu hızla değişen ve gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde sınır ve mekân gözetmeksizin öngörülemeyen bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Modern hayat ekonomik, kültürel, siyasi, ticari, eğitim, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Banka veya kredi kartlarını suçlarının önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu politikanın oluşturulmasında banka veya finans kuruluşlarına güvenli kart üretme ve güvenli kullanım için gerekli önleyici tedbirleri alma konusunda büyük görevler düşmektedir. Bilişim teknolojisindeki hızlı gelişme bilişim sistemlerinin çeşidini ve kullanım sayısını artırmakta olup, beraberinde değişik yöntemlerle işlenebilen bu tarz suç tiplerini de ortaya koymaktadır.

Sahte banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının bilişim sistemleri üzerinden işlenmesi nedeniyle zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Sahte banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının yurt dışındaki bankalar, bilişim sistemleri, veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla elde edilmiş banka veya kredi kartları ile yapılması suçla ve faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Banka veya kredi kartlarının güvenli bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla ulusal ya da uluslar üstü bilişim suçları ile ilgili soruşturmaları ve kovuşturmaları yapabilmek için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslar arası ve uluslar üstü işbirliğini sağlayacak delil toplama, fail ya da faillerin tespiti ve yakalanmalarını temine yönelik kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

Sahte banka veya kredi kartlarının genellikle kopyalanarak üretilmesi ve  yasada belirlenen seçimlik hareketlerle satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmek suretiyle bulundurulması  TCK’nın 245/2. maddesinde  düzenlenmiş olup, suça  konu kartların  fiziksel olarak veya sanal ortamda kullanılması ve bundan haksız menfaat  sağlanmasını halinde TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu oluşacaktır.  Özetle TCK’nın 245/2. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için sahte olarak üretilmiş bir banka veya kredi kartı veya bu sahte kartın yasada belirlenen şekillerde ele geçirilmesi gereklidir. Ancak banka veya kredi kartı kullanılmış ve bir yarar elde edilmiş ise TCK’nın 245/3. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle yarar sağlama suçu oluşacaktır. Öte yandan her ne suretle olursa olsun ele geçen veya elinde bulundurulan gerçek bir kredi veya banka kartı kullanılarak veya kullandırılarak haksız bir yarar elde edilmiş ise TCK’nın 245/1’inci maddesinde düzenlenen suçun başkasına ait gerçek bir kredi veya banka kartının kötüye kullanılması suçu oluşacaktır. 

TCK’nın 245/A maddesine getirilen düzenleme ile bilişim suçları veya bilişim yoluyla işlenebilen suçlarda kullanılabilen cihaz, program, şifre veya diğer güvenlik kodları yasak cihaz ve programlar olarak belirlenmiş olup,  “Bir cihazın, bilgisayar programının, şifrenin veya sair güvenlik kodunun; münhasıran bu bölümde yer alan suçlar ile bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların işlenmesi için yapılması veya oluşturulması durumunda, bunları imal eden, ithal eden, sevk eden, nakleden, depolayan, kabul eden, satan, satışa arz eden, satın alan, başkalarına veren veya bulunduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır”, hükmü getirilmiştir.  Buna göre suçun unsurlarının tamamlanmış sayılması için bilişim suçlarıyla meydana gelen zararın veya tehlikenin oluşması gerekmemekte olup, yasada sayılan eylemlerin yapılması bilişim suçları açısından tehlike olarak kabul edilerek bağımsız bir suç tipi olarak düzenlenmiştir. Bilişim sistemine hukuka aykırı erişimi engellemek, veri güvenliği ve banka veya kredi kartlarının güvenliğini sağlamak için bilişim suçlarında kullanılan araçların üretilmesi, ithal edilmesi, bulundurulması, devredilmesi, satın alınması, nakledilmesi veya depolanması gibi hazırlık hareketleri de yasa koyucu tarafından suç olarak kabul edilmiştir.

                                                                              DR.CENGİZ APAYDIN

CİNSEL SALDIRI

Cinsel saldırı

Madde 102- (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.)

(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

(3) Suçun;

a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,

d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,

e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Kişinin cinsel davranışlar ile vücut dokunulmazlığının ihlali cinsel saldırı suçunun temel şeklidir. Cinsel saldırı fiili, mağdurun cinsel dokunulmazlığına haksız bir müdahale teşkil eden, onun iradesi ve rızası dışında meydana gelen bir tecavüzü ifade etmektedir[1].Cinsel saldırı suçu, bedensel bir temas kurmak suretiyle bir kişinin cinsel dokunulmazlığının ihlal edilmesidir. Gerçekleştirilen fiilin bu suçu oluşturması için cinsel davranış yoluyla işlenmesi gerekir. Cinsel davranış, kişinin cinsel arzularını tatmin etme amacına yönelik her türlü davranıştır. Yani cinsel bir davranış söz konusu değilse, fail şehevi arzularını tatmin etme maksadı olmaksızın bir hareket gerçekleştirmişse, cinsel saldırı suçu oluşmayacaktır.

Cinsel saldırı suçuna verilecek ceza, fiilin cinsel ilişki boyutuna varıp varmaması durumuna göre değişmektedir. Failin hareketi cinsel ilişki boyutunda değilse, basit cinsel saldırı suçu oluşacaktır Cinsel arzuları tatmin amacıyla bir kişiyi öpmek, sarılmak, cinsel organlarına dokunmak fiilleri basit cinsel saldırı suçunu oluşturacaktır. Ancak bir bedensel temas söz konusu değilse, laf atma veya cinsel organını gösterme gibi bir harekette bulunulmuşsa cinsel saldırı suçu oluşmayacaktır. Cinsel saldırı suçu işlenmiştir diyebilmek için mutlaka bedensel temas olması gerekir. Ayrıca bu suçun kasten işlenmiş olması gerekir. Yani fail cinsel bir maksatla kasten (bilerek ve isteyerek) bir fiil gerçekleştirmişse cinsel saldırı suçu oluşur. Örneğin metrobüs, otobüs, stadyum kuyruğu gibi kalabalık yerlerde yanlışlıkla ve cinsel tatmin maksadı olmaksızın bir kimsenin cinsel organlarına veya şehvet hissi veren yerlerine dokunulması halinde suç işlenmiş sayılmaz. Ayrıca bu suç sadece erkekler tarafından kadınlara karşı işlenen bir suç değildir. Bir kadının erkeğe, kadının kadına veya erkeğin erkeğe karşı işlemesi de mümkündür. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

Cinsel saldırı suçunu oluşturan davranışlar mağdurun rızası olmaksızın gerçekleştirilir. Bu davranışlar cebir, şiddet, tehdit, korkutma, hile olabileceği gibi uyku halinden yararlanmak, hipnoz etmek, bilincin yitirilmesine neden olmak gibi mağdurun iradesini ve dolayısıyla da direnmesini ortadan kaldıracak surette diğer haller olarak da ortaya çıkabilir[2]. Cebir; cinsel saldırı fiiline maruz kalan mağdurun faile karşı göstereceği maddi direnci kıracak nitelikte olan fiziki güçtür[3]. Tehdit; cinsel davranışa rıza gösterilmemesi durumunda, mağdurun ileride bir zarara uğratılacağı beyanını içerir[4]. Söz konusu tehdit mağdurun hayatına, vücut bütünlüğüne, malvarlığına veya şeref ve haysiyetine yönelik olabilir[5]. Hile ise, mağdurun cinsel davranışına yönelik vereceği rızayı sağlamak amacıyla mağdurun iradesini yönlendirmeye elverişli bir vasıtadır. Burada mağdurun kendisini söz konusu cinsel davranıştan koruyacak ölçüde yeterli ve açık iradesi bulunmamaktadır. Çünkü mağdurun iradesi fail tarafından aldatıcı hareketlerle yönlendirilmektedir[6]. Örneğin, failin kendisini doktor olarak tanıtıp, mağduru muayene ediyor gibi davranarak mağdurun cinsel bölgelerine yoğunluk arz edecek şekilde temas etme fiili, hileyle cinsel saldırı suçunu oluşturmaktadır[7].

Nitelikli cinsel saldırı suçunda ise basit cinsel saldırıdan farklı olarak davranışın cinsel ilişki boyutuna varması veya mağdurun vücuduna bir organ veya başka bir cisim sokulmuş olması gerekir. Basit cinsel saldırıda verilecek ceza nitelikli cinsel saldırıda verilecek cezadan azdır. Nitelikli cinsel saldırı suçu, bir kişiyle rızası hilafına cinsel ilişkiye girilmesi yoluyla işlenebilir. Yani bir kişi cinsel ilişkiye girmek istememesine rağmen diğeri onu zorlamışsa ve isteği olmaksızın zorla cinsel ilişkiye girmişse nitelikli cinsel saldırı suçu oluşmuştur ve suçu işleyen buna göre cezalandırılacaktır. Halk arasında tecavüz diye bilinen fiil kanunda nitelikli cinsel saldırı olarak tanımlanmıştır. Bu suç ayrıca vücuda organ veya başka bir cisim sokulması yoluyla da işlenebilir. Burada organ kelimesiyle kastedilen sadece cinsel organ değildir. Vücut üzerindeki herhangi bir boşluğa yapılacak saldırı da bu suç kapsamına girmektedir. Örneğin mağdurun ağzına, vajinasına veya anüsüne cinsel organ sokulması fiili bu suçun oluşması için yeterli olacaktır. Ayrıca organ yerine başka bir cismin sokulması da bu suçu oluşturur.“Cisim”deyimi, sayılan vücut boşluklarına girebilecek her türlü katı maddeyi içermektedir. Örneğin parmak, sopa, cop veya yapay penis vs.

ÖRNEKLER

1- Sanık Yiğit’in aynı apartmanda öğrenci evinde kalan üniversite öğrencisi müşteki Berna’ya tecavüz etmesi sebebiyle eylemi Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunu oluşturmakta olup, eylemin vücuda organ veya sair cisim sokmak suretiyle gerçekleşmesi nedeniyle 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

2-Sanık Kamil’in halk otobüsünde yanında oturmakta olan müşteki Ceyda’nın bacaklarına dokunması ve sıkması sebebiyle eylemin Türk Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde düzenlenen sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı suçunu oluşturduğundan iki yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması gerekmektedir.

3- Sanıkların önceden yaptıkları plan dahilinde fikir ve eylem birliği içinde hareket eden ve sanık Yusuf’un telefon ile arayarak buluşmaya ikna ettiği mağdureyi cebir kullanmak suretiyle araca bindirip ıssız bir araziye götürerek nitelikli cinsel saldırıda bulunmaları nedeniyle sanıkların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından cezalandırılmaları gerekmektedir.

4- Sanıkların olay tarihinde birlikte hareket ederek mağdureye yönelik zorla cinsel organlarını sokmak suretiyle mağdureye yönelik cinsel saldırıda bulunduklarının belirlenmesi halinde temel cezanın belirlenerek, eylemin birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilmesi nedeniyle cezanın yarı oranında arttırılması gerekmektedir.

5- Sanığın yolda yürüyen mağdureyi takip ederek ağzını kapatıp yere düşürerek göğüslerini ve bacaklarını okşamak, mağdurenin direnmesine rağmen de hareketlerine devam etmesi eylemi cinsel saldırı suçunu oluşturmakta olup, cezalandırılması gerekmektedir.

6- Sanığın belediye otobüsünde ayakta yolculuk yapmakta olan mağdurenin arkasına geçerek cinsel organı ile vücuduna sürtündüğü, mağdure yer değiştirdiğinde yine peşinden giderek aynı şekilde hareketlerine devam etmesi eylemi cinsel saldırı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

7- Olay günü mağdurenin arkadaşıyla beraber durakta tren beklediği sırada sanığın mağdurenin 5-6 metre uzağında arkada beklerken kendi pantolonunun üzerinden cinsel organını okşamaya başladığı, trenin gelmesi üzerine hareketlenen kalabalığın içinde bulunan mağdurenin arkasına yaklaşarak kalçasını avuçlamak suretiyle sarkıntılıkta bulunduğu, sanığın sabit görülen çocuğa yönelik sarkıntılık düzeyinde kalan cinsel saldırı suçundan eylemine uyan TCK’nın 6545 SY ile değişik 103/1.b maddesinin göndermesiyle 103.maddenin 1.fıkra 2.cümlesi gereğince sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

8- Mağdureyi bir süre takip eden sanığın, mağdurenin kalçasına dokunarak sıkması şeklindeki, suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış mağdureye karşı, onun vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olup devamlılık arz etmeyen, ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren eyleminin TCK’ nın 103/1. maddesi 2. cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kalan basit cinsel istismar suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

9- Sanığın mağdureye ısrarla “çok güzel bir kızsın, seni öpmek istiyorum” şeklinde sözler sarf ederek önce 26.10.2008 tarihinde mağdurenin yanağından sıkma, kolundan ve başından tutma, 03.11.2008 tarihinde de mağdurenin elini tutma ve sonrasında elini mağdurenin omzuna koyma şeklindeki ve suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış mağdureye karşı, onun vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olup devamlılık arz etmeyen, ani ve hareketler yönünden kesiklik gösteren eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 103/1. maddesi 2. cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kalan basit cinsel istismar suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

2. CİNSEL İSTİSMAR

Çocukların cinsel istismarı

Madde 103- (Değişik: 18/6/2014-6545/59 md.) (1)

(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden; (1)

a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,

b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

3) Suçun;

a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,

d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Cinsel istismar; bir çocuğun rızası olmadan veya fesada uğratılmış bir irade ile rızası alınarak yahut fiziksel ya da psikolojik baskıya maruz kalarak cinsel amaçlar için kullanılmasıdır[8]. TCK’nın 102. maddesinde cinsel saldırı olarak nitelendirilen fiiller tür olarak aynı olmakla birlikte TCK’nın 103. maddesinde çocukların cinsel istismarı suç olarak kabul edilmiştir[9]. Korunan hukuki yarar çocuğun cinsel dokunulmazlığı, gelişimi ve yararıdır[10]. Bu suçla çocukların cinsel yönden istismar edilmeme hak ve özgürlükleri korunmaktadır. Mağdur kendisine yönelen davranışların cinsel içerikli olduğunun farkında bile olmayabilir. Bu sebeple kanun koyucu, bir bakıma çocuğun iradi olarak bile pasif, aciz ve çaresiz kaldığı varsayımı ile bu tür fiillerin istismar niteliğinde olduğunu kabul etmiştir[11].

Suçun maddi unsuru çocuğun cinsel davranışlarla istismar edilmesidir. Bu istismar cinsel içerikli olmak şartıyla her şekilde olabilir[12].

On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış, cinsel istismardır. 15 yaşından küçük mağdurun, cinsel ilişkiye girmek için kaçırılıp alıkonulmasında, göstermiş olduğu rıza, eylemin suç olmasını ortadan kaldırmaz.

Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır.

ÖRNEKLER

1-Sanığın, arabayla gelip geçerken gördüğü mağdureye “hastayım sana, gel arabaya geçelim, atla arabaya dağa çıkalım” gibi sözler sarf etmekten ibaret olan eyleminin, vücut teması içermemesi nedeni ile bir bütün olarak 5237 sayılı TCK.nın 105. maddesinde tanımlanan cinsel taciz suçunu oluşturduğundan sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

2- Sanığın yaşı küçük mağdureye porno içerikli görüntü seyrettirdiği ve cinsel içerikli şarkı dinlettiği sırada cinsel amaçla zorla elinden tutması çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

3- Suça sürüklenen çocuğun, mağduru sürükleyerek zorla göl kenarına götürüp, birlikte olmasını istediği, bu teklifi kabul etmemesi üzerine mağdura vurarak sazlıkların içine düşürdüğü, sonra çıkardığı bıçağı mağdurun boğazına dayayarak aynı teklifi yenilediği ve zorla mağdurun dudağından öperek üzerine çullandığı esnada olay yerine polislerin geldiğini görünce suça sürüklenen çocuğun kaçtığını ileri sürmesi karşısında, suça sürüklenen çocuğun eyleminin 5237 sayılı TCK.nın 103/2, 35 .maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

4- Sanığın 18 yaşından küçük mağdureye “Soyun banyoya gir” diyerek çıplak vaziyette banyoya girmesini sağlayıp sonra da kendisinin de arkalarından girerek mağdureyi eliyle sabunlayarak cinsel organlarına dokunduğu, sanığın eylemi çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

5-Sanığın 18 yaşından küçük mağdurenin yanına giderek eteğinin altından bacaklarını okşadığı ve göğüslerini ellemeye çalıştığı anlaşılmakla, sanığın mağdureye yönelik bedensel temas içerir şekilde eylemi çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

6-Sanığın, mağdurenin okuluna yakın yerde işlettiği bakkal dükkanına zaman zaman mağdure ve arkadaşlarının uğradığı, mağdurenin yalnız gittiği bir günde sanığın, mağdureyi omzundan çekerek öpmeye çalıştığı, başka bir gün tanık Esra’nın da bulunduğu ortamda kapıyı kapatarak “size tecavüz edeceğiz” dediği, mağdurenin ve tanığın sanığı ittirerek dükkandan kaçtıkları, sonraki zamanlarda sanığın okul değiştiren mağdurenin evine telefon açtığı, yerini öğrenmek amacıyla tesadüfen yolda gördüğü mağdurenin ablası Yasemin’e mağdurenin kaldığı evi sorduğu, en son eyleminde ise parkta bulunan mağdurenin yanına gidip “çok güzelsin seninle bir şey konuşmak istiyorum” şeklindeki sözler söylediğinin sabit olması karşısında, sanığın mağdureyi omzundan çekerek öpmeye çalışmak şeklinde gerçekleşen eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 103/1. maddesi 2. cümlesindeki sarkıntılık düzeyinde kalan basit cinsel istismar suçunu oluşturduğu, mağdureyi telefonla araması, “size tecavüz edeceğiz” ve başka bir gün de parkta oturan mağdurenin yanına gidip “çok güzelsin” şeklindeki bedensel temas içermeyen eylemlerinin ise TCK.nın 105. maddesindeki zincirleme şekilde cinsel taciz suçunu oluşturmakta olup, sanığın her iki suçtan da cezalandırılması gerekmektedir.

7- Sanığın yolda gördüğü mağdureye cinsel içerikli sözler söyledikten sonra kolundan tutup motosiklete bindirmek istediği, yürümeye devam eden mağdureyi taciz içeren sözler (seni istiyorum, benim olacaksın v.s) söyleyerek takip ettiği olayda, cinsel taciz içerikli sözlerle birlikte bedensel temas bulunması nedeniyle sanığın eylemi sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

8- Sanığın, kasık bölgesindeki ağrı şikâyeti nedeniyle gelen mağdurenin kalça ve bacaklarını okşayıp sıkma, elini apış arasından sokarak cinsel organını okşama şeklindeki eylemlerinin bedensel temas içermesi ve muayene gereklerini aşması nedeniyle, 5237 sayılı TCK’nın 103/1. maddesi kapsamında yer alan çocuğun basit cinsel istismarı suçunu oluşturmakta olup, sanığın cezalandırılması gerekmektedir.

916 yaşında, lise 3 öğrencisi olan suça sürüklenen çocuk Can’ın aynı okulda lise 1. Sınıfa giden 14 yaşındaki kız arkadaşı mağdur Buse ile mağdur Buse’nin de isteğiyle beraber olması sebebiyle eylemi Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesinde düzenlenen çocukların cinsel istismarı suçunu oluşturduğundan 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasına ayrıca eylemin vücuda organ sokulması suretiyle işlenmiş olması sebebiyle 16 yıldan az olmamak üzere hapis cezası ile cezalandırılması gerekmektedir.

10- 15 yaşından küçük olan mağdure ile 19 yaşındaki sanık Kenan’ın mağdurenin yaşadığı İzmir ilinden kaçarak sanık Kenan’ın Ankara ilinde oturan babasının evine geldikleri, 2009 yılı şubat ayında da ailelerin rızasıyla düğün yaparak gayri resmi olarak evlendikleri ve karı koca hayatı yaşamaya başladıkları, mağdurenin rızasıyla birden fazla cinsel ilişkide bulunduklarının sabit olduğu olayda, suç tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdurenin rızasının hukuken geçerli olmaması nedeniyle bir hakkın kullanımından da söz edilemeyeceğinden 1991 doğumlu sanık Kenan’ın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılması gerekmektedir.

3. REŞİT OLMAYANLA CİNSEL İLİŞKİ

Madde 104- (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(1)

(2)  Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.

            T.C.

            YARGITAY

            14. Ceza Dairesi

TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y    İ L A M I

Esas No        : 2017/959              

Karar No       : 2017/6713

5237 sayılı TCK’nın 104/1. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikayete tabi olması ve dosya kapsamına göre sanıkla  rızaen cinsel ilişkiye  giren onbeş-onsekiz yaş grubuna dahil mağdurenin, 24.11.2006 tarihinde Denizli 3. Sulh Ceza Mahkemesinde vekil huzurunda alınan ifadesinde sanıktan şikayetçi olmadığını bildirmesi karşısında, kamu davasının şikayet yokluğu nedeniyle TCK’nın 73 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesi yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,

 Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA,  25.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

4 CİNSEL TACİZ

Madde 105- (1) Bir kimseyi cinsel amaçlı olarak taciz eden kişi hakkında, mağdurun şikayeti üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezasına veya adlî para cezasına fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

 (2 Suçun;

a) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin ya da aile içi ilişkinin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

b) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,

c) Aynı işyerinde çalışmanın sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

d) Posta veya elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,

e) Teşhir suretiyle,

işlenmesi hâlinde yukarıdaki fıkraya göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu fiil nedeniyle mağdur; işi bırakmak, okuldan veya ailesinden ayrılmak zorunda kalmış ise verilecek ceza bir yıldan az olamaz.

            T.C.

            YARGITAY

            3. Ceza Dairesi                        TÜRK MİLLETİ ADINA

Y A R G I T A Y    İ L A M I

Esas No        : 2017/10330

Karar No        : 2018/5584

            Sanığın, trafiğin tıkalı olması sebebiyle bir müddet aracın içerisinde bekleyen katılana doğru sürekli ve rahatsız edici şekilde bakması eyleminin 5237 sayılı TCK’nin 105/1. maddesinde yer alan cinsel taciz suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Murat müdafiinin, sanık Gıyasi müdafiinin, sanık Halis’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanıkların  kazanılmış hakları saklı kalmak kaydı ile 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca kısmen istem gibi BOZULMASINA, 28.03.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.


[1]Artuk,Mehmet, Emin/Gökcen, Ahmet/ Yenidünya,A, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, 6. Bası, Ankara 2005, s. 32.

[2]Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 315.

[3]Artuk/Gökcen/Yenidünya, Özel Hükümler, s. 36.

[4]Artuk/Gökcen/Yenidünya,Özel Hükümler, s. 37.

[5]Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 316.

[6]Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 316-317.

[7]Artuk/Gökcen/Yenidünya, Özel Hükümler, s. 38.

[8] Özbek, V, Ö, Müstehcenlik Suçu, Ankara 2009, s. 118.

[9] Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 340.

[10] Yaşar/Gökcan/Artuç, s. 3325.

[11]Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 341.

[12]Özbek ve Diğerleri, Türk Ceza Kanunu Özel Hükümler, s. 344.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARDA ONARICI ADALET KAVRAMI OLARAK UZLAŞMA

1. GENEL OLARAK

            Ceza hukukunda uzlaşma kavramı 2016 ve 2017 yıllarında yapılan yasal düzenlemeler (yasa ve yönetmelik)  doğrultusunda hızla değişmekte ve gelişmekte olup,  uzlaşma kurumunun etkinlik alanının gelişmesi uygulamada önemli ve problemli alanlar oluşturmaktadır.  Yeni suç tiplerinin uzlaşma kapsamına alınmış olması önemli bir gelişme olmakla birlikte, kurumun uygulama alanının altyapı yetersizlikleri nedeniyle uygulamada ciddi sorunlara sebebiyet verdiği gözlemlenmektedir. Bu konuda önemli sorunlardan biri soruşturmada delillerin toplanmadan soruşturma evraklarının uzlaştırma bürosuna gönderiliyor olması ve uzlaştırmacı eğitimlerinin henüz yetersiz olmasıdır. Adalet Bakanlığı’nda Uzlaştırma Dairesi Başkanlığı kurulmalısı, adliyelerde uzlaştırma bürolarının kurularak Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde kurumsallaştırılması önemli gelişmelerdir.

Uzlaşma kurumu,  alternatif bir uyuşmazlık çözme yöntemi olup taraflara kendi hukukunu yaratma imkanı sağlayan, uyuşmazlığın klasik yargı yöntemleri dışında ancak  adlî ma­kamlar  olan Cumhuriyet Başsavcılığı ve mahkemeler  gözetiminde ve denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir kurumdur.  02.12.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesine göre uzlaşma kapsamındaki suçların uygulama alanı artırılmış olup taraflar arasında 6763 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı CMK’nın  253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemi yapılması için dosyaların uzlaştırma bürosuna gönderilmesi, uzlaşma teklifinin uzlaştırmacılar tarafından yapılması gerektiğinin belirtilmiş olması hem soruşturma hem  kovuşturma hem de kesinleşmiş dosyalarda uzlaşma kapsamına alınan suçlarının yeni düzenlemeler doğrultusunda yeniden ele alınması zaruretini ortaya koymaktadır.            

           Uzlaşma ile taraflar arasında suçla bozulan toplumsal barış yeniden sağlanmış olacağından, yeni uyuşmazlıkların ve suçların önü kapanacaktır. Toplumunun uzlaşmanın hukuki anlam ve sonuçlarını kavraması halinde  uzlaşmaya yatkın yapısı, uzlaştırmacılarımızın yeni ve yeterince eğitimli olmamalarına rağmen üstün performansı ve  uygulamada giderek artan sayıda tarafları tatmin eden şekillerde farklı edimler ile gerçekleşen uzlaştırmaların çoğalması, toplumda  uzlaşma kurumun önemini ve fonksiyonunu arttıracaktır. Özellikle 6763 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesindeki uzlaşma kapsamındaki suçların  artırılmış olmasını  ceza yargılaması açısından bir devrim olarak görmekteyiz.

2.  ONARICI ADALET VE UZLAŞMA KAVRAMLARI

Onarıcı ceza adaleti alanında son zamanlarda suç mağdurlarının yararlarını korumak amacını taşıyan bir hassasiyetin gittikçe güçlenerek ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle suç mağdurlarının korunmasına ve ceza adaleti sistemi içerisinde haklarının geliştirilmesine büyük önem verilmektedir. Uzlaşma kurumu ile öncelikli olarak hızlı bir şekilde mağdurun zararının karşılanması ile mağdurun tatmin edilmesi ön plâna çıkmaktadır: Suça karşı sadece ceza yaptırımı yeterli değildir; zararın giderilmesi ve bozulan toplumsal barışın onarılması en başta gelen amaçlardan sayılmalıdır. Bu bağlamda, uzlaşma kurumu ile suçun mağdurunun suçtan doğan zararını kısa bir süre içerisinde gidererek mağdurlar bakımından önemli bir işlev görebilecek potansiyele sahiptir. Onarıcı adalet, suçtan etkilenen kişilerin ihtiyaçlarını dikkate alarak, suçun olumsuz etkilerinin giderilmesini de amaçlamaktadır. Bu kapsamda fail ıslah edilmekte, mağdur ve toplumun gördükleri zararlar giderilmekte ve onarılmakta ve failin sorumluluk üstlenerek mağdura ve topluma verdiği zararı kabul etmesi ve bunları telafi etmesi için imkân sağlanmaktadır. Ayrıca onarıcı adalet zarar vermekten çok düzeltici, eğitici, affedici, sorumluluk yükleyici ve toplumsal katılımı ve diyalogu teşvik edici bir süreçtir[1]. Onarıcı adalet başlangıç noktası olarak mağduru ele almakta ve gerek maddi gerekse de manevi olarak mümkün olan en kısa süre içinde haksızlığın onarılması suretiyle mağdurun isteklerinin karşılanmasına çalışmaktadır[2].  Öte yandan, bir suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur arasında meydana gelen çekişmeyi,  tarafsız ve bağımsız bir uzlaştırmacının girişimleriyle çözmek ve böylece hem adaleti sağlamak hem de mağduru tatmin etmek de ceza adaletinin hedefleri arasındadır. Zararın giderilmesi fail ile mağdur arasında suç işlenmesiyle bozulan barışı sağlayacak ve taraflara huzur getirecektir.

Genel olarak uzlaşma, uzlaşma kapsamına giren bir suç nedeniyle,  şüpheli ya da sanığın mağdur veya suçtan zarar görenin kanun ve yönetmelikteki usul ve hükümlere uygun olarak uzlaştırmacı tarafından uzlaştırma süreci sonunda anlaştırılmış olmalarını ifade eder. Uzlaşma cezalandırıcı adalet anlayışına alternatif bir uyuşmazlık çözümüdür. Uzlaşma onarıcı adalet anlayışının önemli alanlarından biridir. Diğer bir ifadeyle, uzlaşma, yargılama dışı alternatif çözüm yollarından birisidir. Uzlaşmaya başlamak için şüpheli hakkında iddianame düzenlenecek kadar yeterli şüphe olmalıdır. Uzlaşma, fail ile mağdurun uzlaştırmacı önünde iradelerine uygun bir anlaşma yaparak ceza uyuşmazlığını gidermeleridir[3]. Uzlaştırmada iki temel unsur bulunmaktadır. Bunlardan birincisi tarafsız üçüncü bir kişinin uyuşmazlığın çözümüne yardımcı olması, ikincisi ise bu kişinin çözüm için tarafları zorlayamamasıdır[4]

3.  Uzlaşma Nedir

Genel olarak uzlaşma, uzlaşma kapsamına giren bir suç nedeniyle,  şüpheli ya da sanığın mağdur veya suçtan zarar görenin kanun ve yönetmelikteki usul ve hükümlere uygun olarak uzlaştırmacı tarafından uzlaştırma süreci sonunda anlaştırılmış olmalarını ifade eder. Uzlaşma cezalandırıcı adalet anlayışına alternatif bir uyuşmazlık çözümüdür. Uzlaşma onarıcı adalet anlayışının önemli alanlarından biridir. Diğer bir ifadeyle, uzlaşma, yargılama dışı alternatif çözüm yollarından birisidir. Uzlaşmaya başlamak için şüpheli hakkında iddianame düzenlenecek kadar yeterli şüphe olmalıdır. Uzlaşma, fail ile mağdurun uzlaştırmacı önünde iradelerine uygun bir anlaşma yaparak ceza uyuşmazlığını gidermeleridir[5].

Uzlaştırma, uzlaşma kapsamındaki bir suç nedeniyle başlatılan ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında,  dosyanın Cumhuriyet savcısı ya da davaya bakan mahkeme tarafından uzlaştırma bürosuna gönderilerek, uzlaştırmacı büro tarafından uzlaştırmacı olarak görevlendirilen uzlaştırmacının, şüpheli veya sanık ile mağdur veya suçtan zarar göreni, kendi aralarında barışmayı sağlayarak suçla bozulan toplumsal barışı yeniden oluşturmak amacıyla öncelikle mağdurun zararının giderilmesine, şüpheli veya sanığın da yargılamanın sonuçlarından kurtulmasına yönelik olarak anlaştırmak için bir araya getirilmesi suretiyle uyuşmazlığın yargı dışı yolla çözümünü amaçlayan bir süreçtir[6].

4. Uzlaşmanın Amacı

Uzlaştırmanın temel ve en büyük amacının “barışma” olduğunu söyleyebiliriz. Zira fail ile mağdurun uzlaşması, -her iki tarafın da aktif katılımını gerektiren kolektif bir yaklaşım sonucu ortaya çıkan barışmanın bir türüdür[7]. Alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olan uzlaşma, hem mağdurun ve hem de failin çözüm sürecine etkin biçimde katıldığı ve süreçte söz sahibi olduğu bir yöntem olması nedeniyle ceza adalet sistemine hizmet eden bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle uzlaşma, Cumhuriyet savcıların ve mahkemelerin iş yükünü azaltan, uyuşmazlığın çözümüne ilişkin süreci hızlandıran ve masrafları da mümkün olan en düşük düzeyde tutarak ceza adalet sistemini rahatlatan bir kurumdur. Uzlaşma, ceza adalet sisteminden tümüyle bağışık ve ayrık değildir. Bu nedenle uzlaşmada tarafların adalete ve adaletin yerine gelme sürecine olan güven duygusunu sarsacak uygulama ve davranışlardan kaçınılmalıdır[8]. Uzlaştırmanın amacı hem mağdurun haklarını hızlı ve etkin bir yöntemle elde etme hem de şüpheli ya da sanığın devletle arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmeyi amaçlamaktadır.

Uygulamada mağdurlar, soruşturma ve kovuşturma sürecine katılmadan, avukat tutmadan yargılama masrafı ödemeden, özellikle taksirli suçlarda, daha önceden tanımadığı bir kişiyle husumet içine girmemek, mağduriyetinin bir an önce giderilmesini ve zararlarının karşılanmasını sağlamak için uzlaşmadan yana tavır sergilemektedirler. Kasten işlenen suçlarda da tarafların husumetin büyümemesi ve kısa zamanda barış ortamını sağlamak düşüncesi ile yine karşılıklı uzlaşmayı tercih ettikleri görülmektedir. İşte uzlaşma, şüpheli/sanık haklan kadar mağdur haklarını da gözetmesi ve geciken adaletin de adaletsizlik olduğu düşüncesiyle mağdura, suçtan doğan zararının en kısa sürede giderilmesi olanağını sağlayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır[9].

Uzlaşma onarıcı bir adalet anlayışı olup, cezalandırıcı adalet anlayışına bir alternatiftir. Uzlaşmayı benimsemek demek cezalandırma sisteminden tamamen vazgeçmek anlamına gelmemekte, cezalandırıcı adalet anlayışının sakıncalarını mümkün olduğunca en aza indirmeye çalışmaktadır. Çünkü  yargılama sonucunda ispat sorunları nedeniyle fiilin cezasız kalması kuvvetle muhtemeldir. Yine fail cezalandırılsa dahi, fail ile mağdur arasındaki husumet sürmekte, gerçek anlamda bir barış elde edilememektedir. Uyuşmazlık, mahkeme kararı ile sonuçlandığı için, taraflar da kendi beklentileri bakımından sonuçtan tatmin olmamaktadır. Bu tatminsizlik, özellikle mağdurun zararının giderilmemesi veya husumetin sona ermemesi dolayısıyla yeni olaylara gebe olabilmektedir. Suçun karşılığı yalnızca ceza olarak öngörüldüğü için, mağdurun zararının giderilmesi tali bir mesele olarak algılanır. Mağdurun zararı giderilmediği için, mağdur ayrıca tazminat davası açmak ve icra takibinde bulunmak gibi başka hukuki yollara başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu da hem kişilere bir yük, hem yargı için artı iş yüküdür. Zaten yargılama süreci taraflar için başlı başına uzun ve yıpratıcıdır. Uzun yargılama süreci de hem tarafların önemli ölçüde masraf yapmasına yol açmakta hem de usul ekonomisi ilkesine aykırı düşmektedir. Bu sebeplerle uzlaşma müessesesinin daha işlevsel hale getirilmesi gerekmektedir[10].

5 – SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARDA UZLAŞMA TEKLİFİ VE SONUÇLARI

Uzlaştırma bürosuna gönderilen dosyanın uzlaştırmadan sorumlu Cumhuriyet savcısı tarafından incelenmesi sonucunda, gönderme kararına esas suçun uzlaştırma kapsamında kaldığının anlaşılması hâlinde uzlaştırmacı görevlendirmesi, Daire Başkanlığı tarafından belirlenen listeye göre ilgili Cumhuriyet savcısının onayıyla yapılır. Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı yargı çevresinde yeteri kadar uzlaştırmacı bulunmaması hâlinde, en yakın ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı listesinden görevlendirme yapılabilir. Dosya uzlaştırmacıya tevdi edildikten sonra taraflara bu husus telefon, SMS veya diğer elektronik araçlarla bildirilir. Uzlaştırma evrakı uzlaştırmacıya tutanakla teslim edilir ve alındı belgesi dosyasına eklenir.  Uzlaşma teklifi suçun işlendiği tarihten itibaren bir aylık süre geçmeden yapılamaz.

Uzlaşma teklifi Uzlaşma Yönetmeliğinin 29. Maddesinde belirtildiği üzere şu şekilde yapılmalıdır;  uzlaştırmacı; şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar görenin reşit olmaması ya da kısıtlı olması hâli ile mağdur veya suçtan zarar görenin ayırt etme gücü bulunmaması durumunda, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Müştekinin veya suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi olması hâlinde vekâletnamede özel yetki var ise vekile de uzlaşma teklifinde bulunulabilir.

Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini büro aracılığıyla açıklamalı tebligat, istinabe veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla da yapabilir. Uzlaşma teklif formunun istinabe suretiyle imzalatılması gereken hâllerde, teklif formu tarafın bulunduğu yer Cumhuriyet başsavcılığı istinabe bürosu aracılığıyla imzalatılır.

Uzlaştırmacı tarafından yapılacak uzlaşma teklifi, yönetmelik Ek-4’te yer alan uzlaşmanın mahiyeti ile uzlaşmayı kabul veya reddetmenin hukukî sonuçlarının bulunduğu Uzlaşma Teklif Formu’nda yer alan bilgilerin açıklanması ve teklif formunun hazır bulunan ilgiliye imzalatılarak verilmesi suretiyle yapılır. Uzlaştırmacı tarafından bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğine ve uzlaşma teklifinde bulunulduğuna ilişkin formun imzalı örneği uzlaştırma evrakı içine konulur.

Uzlaştırmacının uzlaşma teklifinde bulunacağı şüpheli, sanık, katılan, mağdur veya suçtan zarar gören ya da kanunî temsilcilerine iletişim araçlarıyla ulaşılamaması hâlinde açıklamalı uzlaşma teklifi büro aracılığıyla yapılır. Bu işlem uzlaştırmacının, büroya başvurarak teklif formunu vermesi üzerine gerçekleştirilir.

Uzlaşma teklifinde bulunmak için çağrı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, bu çağrı uzlaşma teklifi anlamına gelmez.

Uzlaşma teklifinde bulunulanlardan herhangi biri tebliğden itibaren üç gün içinde teklifi yapan uzlaştırmacıya kararını bildirmediği takdirde, uzlaşma teklifi reddedilmiş sayılır. Bu durumda, Kanunun 255 inci maddesi hükmü saklı kalmak üzere, ayrıca diğerlerine uzlaşma teklifinde bulunulmaz. Uzlaşma teklifi öncelikle mağdur yada suçtan zarar görene yapılmalıdır. Mağdur yada suçtan zarar görenin uzlaşma teklifini kabul etmemesi halinde artık şüpheli veya sanığa uzlaşma teklifi yapmanın pratikte bir anlamı ve yararı bulunmamaktadır.

         Uzlaştırmacı tarafından uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, taraflara  uzlaşma teklif formunda ayrıntılı olarak belirtilen  uzlaşmanın mahiyeti ve uz­laşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır. Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan ad­reste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır. Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.

 Soruşturma dosyasında yer alan uzlaştırma konusu suç ya da suçlara ilişkin belgelerden uzlaştırma için gerekli olup da Cumhuriyet savcısı tarafından uygun görülenlerin birer örneği büro personeli tarafından uzlaştırmacıya verilir. Hangi belgelerin verildiği, verilme tarihi ile soruşturmanın gizliliği konusundaki bildirim, büro personelinin ve uzlaştırmacının imzasını içeren bir tutanakla tespit edilir.

      Uzlaştırmacı, uzlaştırma evrakını teslim aldıktan sonra otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Bu süre içerisinde sonuçlandıramazsa durumu açıklayan bir dilekçeyle büroya başvurması hâlinde bürodan sorumlu Cumhuriyet savcısının onayı alınmak koşuluyla büro bu süreyi en çok yirmi gün daha uzatabilir.

     Uzlaştırmacı Cumhuriyet savcısının gözetimi ve denetimi altında olup, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili ola­rak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir.

            18 YAŞINI DOLDURMAYAN SUÇ İŞLEDİĞİ İDDİA EDİLEN HERKES ÇOCUK SAYILIR. SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARDA UZLAŞMA TEKLİFİ ŞÖYLE YAPILMAKTADIR; UZLAŞMA TEKLİFİ BİZZAT UZLAŞTIRMACI TARAFINDAN YERİNE GETİRİLİR. SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE SUÇ MAĞDURU ÇOCUKLARA İLİŞKİN UZLAŞMA TEKLİFİ YASAL TEMSİLCİLERE YAPILIR. ANCAK UZLAŞMA TEKLİFİNDEN SONRA SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE SUÇ MAĞDURU ÇOCUKLAR UZLAŞMA GÖRÜŞMELERİNE KATILABİLİR.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR VE SUÇ MAĞDURU ÇOCUKLARIN UZLAŞMA GÖRÜŞMELERİNE KATILMA ZORUNLULUĞU YOKTUR. ANCAK YASAL TEMSİLCİSİNİN RIZASI ALINMAK SURETİYLE UZLAŞMA GÖRÜŞMELERİNE KATILABİLİRLER.

 UZLAŞMA TEKLİFİNİ KABUL ETMEK, BU KONUYLA İLGİLİ OLARAK KARŞI TARAFLA GÖRÜŞMEK ZORUNDA KALMAK ANLAMINA GELMEZ. KARŞI TARAFLA GÖRÜŞMEK TAMAMEN GÖNÜLLÜLÜK ESASLARINA BAĞLIDIR.

SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARIN YASAL TEMSİLCİSİ BİZZAT SUÇUN TARAFI OLMADIĞI HALDE UZLAŞMANIN TARAFI VE EDİMİ YERİNE GETİRMEKLE GÖREVLENDİRİLEBİLİR. TARAFLAR SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUĞUN YASAL TEMSİLCİSİ TARAFINDAN MÜŞTEKİDEN ÖZÜR DİLEMESİ EDİMİNDE ANLAŞABİLİRLER. ANCAK SUÇ MAĞDURU ÇOCUĞUN YASAL TEMSİLCİSİ SADECE SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUĞUN MAĞDUR ÇOCUK VEYA MÜŞTEKİDEN ÖZÜR DİLEMESİ TALEBİNDE BULUNABİLİR. EĞER SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUĞUN YASAL TEMSİLCİSİ TARAFINDAN BU ÖNERİ KABUL EDİLMEZSE UZLAŞMA GERÇEKLEŞMEMİŞ OLUR.UZLAŞMA KAPSAMINDAKİ BİR SUÇLA İLGİLİ OLARAK UZLAŞMA TEKLİFİ YAPILMADAN  İDİANAMENİN DÜZENLENMESİ İDDİANAMENİN İADE SEBEPLERİNDENDİR.


[1] Roach, s. 257 573 (akt-Çetintürk, Ekrem, Onarıcı Adalet ve Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma, Adalet Yayınevi,  Ankara 2017,  s. 659).

[2] Çetintürk, s. 662.

[3]Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 11. Bası, İstanbul 2014, s. 477.

[4] Laflin, s. 573 (akt-Çetintürk Ekrem, Onarıcı Adalet ve Ceza Adalet Sisteminde Uzlaştırma, Adalet Yayınevi,  Ankara 2017, s. 101.

[5]Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 11. Bası, İstanbul 2014, s. 477.

[6] Erdem,Mustafa Ruhan/Eser, Ferda/Özşahinli, Pakize Pelin, 100 Soruda Uzlaşma, Seçkin  Yayınevi, Ankara 2015, s. 19.

[7] Sezer, Ahmet, Öğreti ve uygulamada Ceza Usul Hukukunda Uzlaşma. Ankara: Adalet, 2010, s. 52.

[8] Erdem/Eser/Özşahinli, s. 19.

[9] Erdem/Eser/Özşahinli, s. 20.

[10] Gökalp, Özge Tuğçe, Ceza Usul Hukukunda Uzlaşma, Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi C: 5, No: 1, 2013, s. 28-29.

SORU VE CEVAPLARLA GENEL OLARAK MEŞRU SAVUNMA

MEŞRU SAVUNMA NEDİR ?

Meşru savunma, failin kendisine veya üçüncü bir şahsa ait bir hakka yönelmiş olan,gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı mu- hakkak olan haksız bir saldırıyı o andaki durum ve koşullara göre genel olarak saldırı ile orantılı bir biçimde defetmek halini ifade eder.

MEŞRU SAVUNMANIN KOŞULLARI NELERDİR?

Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya  ve savunmaya ilişkin şartların  birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru müdafaa ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.

MEŞRU SAVUNMA EYLEMİ HUKUKA UYGUN HALE GETİRİR Mİ?

Kişinin kendisine veya başkasına yöneltilen haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği içgüdüsel tepki, dış görünüşü itibariyle suç oluşturan bir fiil olmasına rağmen meşru savunma halinin meydana geldiği durumda fail bu fiilinden dolayı cezalandırılmaz. Çünkü ortada bir hukuka uygunluk nedeni bulunan meşru savunma hali bulunduğu için eylem suç oluşturmaz. Meşru savunma bir  hukuka uygunluk nedenidir. Meşru savunmada ceza verilmemesinin sebebi, eylemin saldırının hedef aldığı kişiyi ve hukuk düzenini korumaya yönelik olması nedeniyle eylemin hukuka uygun olması ve eylemin suç oluşturmamasıdır. Yasada belirtilen şartlara uygun olarak gerçekleşen fiil, herhangi bir cezai veya hukuki sorumluluk gerektirmemektedir. Kişi hukuki sınırları içerisinde kendini veya üçüncü kişiyi savunmakta olup, eylemi hukuka uygundur.

   MEŞRU SAVUNMA  NE TARZ BİR KORUMA  İMKANI  SAĞLAR?

Meşru savunma, faile, kendisini veya üçüncü şahsı hukuki olarak koruma imkânı sağlamaktadır. Hukuk, hukuka aykırılığı görmezlikten gelemeyeceği gibi, hukuka aykırılığa katlanma yükümlülüğü de getiremez. Meşru savunma doğal bir hak olup, hukukun korunmasına hizmet eder. Meşru savunma insanın doğasında bulunan kendisini veya saldırıya maruz kalmış üçüncü kişiyi haksız saldırıdan koruma içgüdüsünün hukuk düzenince tanınmasıdır. Bu nedenlerle failin, meşru savunma halinde, hukuka hizmet etmesi nedeniyle cezalandırılmaması gerekmektedir.

         TAKSİRLİ EYLEMLERE KARŞI MEŞRU SAVUNMA   MÜMKÜN MÜDÜR?

Saldırı oluşturan fiilin kasten veya taksirle işlenmiş olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Çünkü meşru savun ma  saldırıyı ortadan kaldırmaya yönelik gücün meşru bir şekilde kullanılmasıdır. Saldırının iradi olması meşru savunma için yeterli olup, kasten veya taksirle gerçekleştirilmesinin önemi bulunmamaktadır. Saldırının haksız, yani genel olarak hukuka aykırı nitelikte olması meşru savunma için yeterlidir. Görünüşte hukuka aykırı biçimdeki bir eylem, başka bir hukuk kuralı tarafından hukuka uygun görülmekteyse, haksız olduğu kabul edilemez. Haksız fiil niteliğindeki saldırıya karşı meşru savunmada bulunulabilir.

PROVAKİTİF  AMAÇLI MEŞRU SAVUNMA MÜMKÜN OLABİLİR Mİ?

Meşru savunma hükümlerinden yararlanmak amacıyla, bi linçli olarak fail karşısındaki kişiyi saldırıya tahrik etmedikçe ve maruz kalınan saldırı, objektif olarak bir haksızlık niteliğine sahip olduğu sürece, bu haksız saldırıyı gerçekleştirene karşı meşru savunmada bulunulması mümkündür. Çünkü bu durumda failde hukuku kötüye kullanma fikri bulunmamaktadır. Meşru savunma sadece meşru olmayan saldırılara karşı kullanılabilecek bir hak olup, savunma eylemin meşru savunma kapsamında olup olmadığına karar verebilmek için, eylemin yasal davranış standartlarına uygun olup olmadığı konusunda tarafsız bir değerlendirmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Eylemin savunmada bulunanın içinde bulunduğu psikolojik koşulları da gözetmeyen, genel ve tarafsız bir yaklaşımla değerlendirilmemesi, adaletsiz sonuçlara yol açabilir.

KARŞILIKLI SALDIRI HALLERİNDE MEŞRU SAVUNMA MÜMKÜN OLABİLİR Mİ?

Saldırı ve savunmayı aynı anda içinde barındıran karşılıklı saldırı hallerinde, saldırıyı önce kimin hangi haksız hareketi ile başlattığına bakıp, saldırıyı ilk başlatanın belirlenebildiği olaylarda saldırıya uğrayanın meşru savunma halinde bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. Ancak, tüm soruşturmaya rağmen, saldırıyı kimin başlattığının belirlenemediği hallerde, objektif savunmanın eksik görülmesi nedeniyle, iki tarafın da saldırgan kabul edilerek meşru savunmanın uygulanamaması ve her iki fail hakkında da haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir.

MEŞRU SAVUNMANIN ŞARTLARINDAN OLAN GERÇEKLEŞMESİ AN MESELESİ OLAN SALDIRI NEDİR?

Bu kavramını geniş yorumlamak gerekir. Somut olayın

özelliklerine göre, şüpheli, maktul veya  mağdurun arasındaki ilişki ve aralarındaki husumetin derecesi, olay zamanı, olay yerinin özellikleri, olayda kullanılan silahın türü ve kullanılış şekli, olay sırasında taraflarca sarf edilen sözler, olayın oluş ve işleyiş şekline göre tehdit altında olan kişinin, kendisi tarafından bilinen sübjektif unsurlar da eklenmek suretiyle, saldırının gerçekleşmesinden başka türlü kurtulamayacağının objektif olarak belirlendiği an, gerçekleşmesi an meselesi olan saldırı veya tehlikedeki anı olarak belirlenmelidir.

MEŞRU SAVUNMANIN ŞARTLARINDAN OLAN SAVUNMADA ZORUNLULUK KAVRAMINDAN  NE ANLAMAMIZ GEREKMEKTEDİR?

Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığının, soyut bi

çimde değil, somut olayın koşullara göre, olayla bağlantılı olarak objektif ve sübjektif olarak araştırılması gerekir. Sadece saldırıya maruz kalan kişinin (veya üçüncü şahsın) sübjektif bakış açısı de

ğil, fiil anındaki objektif bir gözlemcinin bakış açısına göre değerlendirme olmalıdır. Buna ilaveten saldırıya uğrayanın, saldırının nedeni ve kapsamına ilişkin özel bilgisi de değerlendirmede göz önünde tutulmalıdır. Savunmada bulunmanın zorunlu olup olmadığının belirlenebilmesi için, somut olayın özelliklerine göre, saldırının hangi hukuki değeri ihlale yönelik bulunduğu, saldırının ağırlığı, saldırıda kullanılan araç, aracın kullanılma şekli, saldırının yeri ve zamanı gibi ölçütlerden yararlanılarak objektif olarak belirlenir.

İNSANLARIN HAKSIZ SALDIRIDAN KAÇMA MÜKELLEFİYETİ VARMIDIR?

Kaçmak bir savunma olmayıp, saldırıya uğrayana kaçma mükellefiyeti yüklenemez. Meşru savunma karşı koymaktır, karşı koymaktan vazgeçmek değildir. Haksız saldırı nedeniyle, saldırıya uğrayan “yüz kızartıcı “ veya “utanç verici” duruma düştüğü haller ve beklemek suretiyle korunan hukuki menfaatlerin büyük ölçüde tehlikeye sokulması durumu haricinde, bu saldırıyı güvenlik kuvvetlerinden yardım istemek suretiyle bertaraf edebiliyorsa, bu yola başvurmalıdır. Bu imkâna rağmen savunmada bulunulursa kişinin hareketi meşru savunma oluşturmaz. Ancak, güvenlik kuvvetlerine başvurmak mümkün olmasına rağmen, güvenlik kuvvetleri derhal veya etkin bir şekilde müdahale edemiyorsa, yapılan savunma meşru kabul edilmelidir. Meşru savunma, saldırıya maruz kalanın kendisini ya da üçüncü bir şahsı koruması için hukuken kendisine tanınan bir hak ise de; her olayda kaçma mükellefiyeti ile zorunlu savunma faaliyeti çok net olarak birbirinden ayrılamamaktadır. Eğer saldırının sonlandırılması yumuşak bir yöntemle örneğin, yolunu değiştirmek, oraya gitmemek şeklinde mümkünse, bu davranışları yerine getirmek kaçmak olarak değerlendirilmemeli, saldırıyı defetmeye yönelik yumuşak bir savunma olarak değerlendirilmelidir.

MEŞRU SAVUNMADA ORANTILILIK KOŞULUNUN ÖLÇÜTLERİ NELERDİR?

Meşru savunmada orantılılık, saldırganın ve savunanın huku ki yararlarının dengelenmesini gerektirir. Orantı şartı saldırganın da netice itibariyle insan olduğunu ve onun hukuki yararlarının da savunma sınırlarının belirlenmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğini ifade eder. Kural olarak, güncel ve hukuka aykırı bir saldırının varlığı halinde elverişli ve gerekli önlemler alına bilir. Bununla birlikte, aksi halde meşru savunma çok geniş bir anlam kazanacağından, bu ilkeye bazı istisnalar tanımak gerekir. Bununla ilişkili olarak “meşru savunma hakkının toplumsal etik sınırlandırılması”ndan da söz edilir. Maddi değerlerin korunmasına ilişkin meşru savunma hakkının sınırları genel orantı prensibi tarafından çizilmektedir. Ayrıca meşru savunma hakkı, özellikle hayatı tehlikede olan bir insanın hayatını kurtarmaya yönelik olaylarda da “saldırganın onuru hem kişiler hem de devlet görevlilerince işkence yasağı” ile sınırlandırılır. Saldırgan burada işkenceyle bir eylemde bulunma noktasına getirildiğinde meşru savunma hakkı ihlal edilmektedir. İnsan onurunun korunması durumu, meşru savunmaya geçilemeyecek bir sınır çizer ki, bu sınır sosyal ve ekonomik düzenin korunmasında dahi değiştirilemez. Bu sınır, dokunulmazlığın ölçüsünü değiştiremez; bu yüzden de meşru hakkını savunma isteği bu şartlar altında sınırlı sayılır.

MALA KARŞI SUÇLARDA MEŞRU SAVUNMADA ÖLÜMCÜL GÜÇ KULLANILABİLİR Mİ?

Saldırı ile savunmanın yöneldiği haklar bakımından sabit bir orantılılık kriteri aranması mümkün olmayıp, malvarlığına iliş- kin hakların savunulması kapsamında,haksız saldırıda bulunan saldırganın sağlığına zarar verilmesi ilke olarak mümkündür. Bununla birlikte, ölümcül savunma önlemleri yalnızca son çare olarak kullanıldığı halde, meşru savunma kapsamında olabilir. Ayrıca tamamen önemsiz malvarlığı değerlerinin savunulması

hususunda her zaman ölçülülüğün araştırılması gereklidir. Örne

ğin hırsızlık olaylarında, mülk sahiplerinin kaçan hırsızı öldürme yetkisi vardır. Ancak mülk sahibi hakkını kötüye kullanırsa suç işlemiş olur. Burada mülk sahibine hem mutlak meşru savunma hakkını tanımak hem de saldırganın da bir insan olduğunu düşünüp orantılılık ilkesine uygun savunmada bulunmak gerekir. Bahçesinden meyve çalan çocuğu silahla ateş ederek öldüren kişinin eylemi ölçüsüz bir eylem olup, meşru savunmadaki orantılılık  ilkesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.

 MEŞRU SAVUNMADA SALDIRGANI ÖLDÜRMEK SON ÇARE MİDİR?

Ceza hukukunda haksız saldırıyı defetmenin tek yolu saldırganı öldürmekten geçiyorsa, mağdurun kendisini veya üçüncü kişiyi korumaya yönelik olarak saldırganı öldürmesi halini meşru savunma kapsamında değerlendirmek gerekir. Bunun dışındaki hallerde kişiyi öldürmek, orantısız bir karşılık olacaktır ki, bu durum meşru savunma kapsamında değerlendirilemez.  Hukuka uygunluk nedeni olan meşru savunmanın varlığı halinde hukuka aykırılık ve buna bağlı olarak fiilin haksızlığının ortadan kalktığı halde, bir mazeret nedeninin var olduğu hallerde, failin içinde bulunduğu haller gözetilerek failin kusurluluğu ortadan kalkar.

“ Kötü muameleye maruz kalan kadın sendromu” hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayıp, fiilin haksızlık ve kusur içeriğini önemli oranda azaltan ve bu nedenle kanun koyucunun faili cezalandırmaktan kaçınması sonucunu doğuran bir mazeret nedenidir. Kötü muamelede bulunan istismarcısını pasif olduğu uyku, sarhoşluk, uyuşturucu içmiş olması vesaire kendisini koruyamayacağı haller dâhilinde öldüren kadınının eylemini meşru savunma olarak kabul etmek, ölümcül güç uygulanmasının hukuki sınırlar içerisinde kullanımını toplum için tehlikeli olacak bir noktaya kadar haksız biçimde genişletecek ve insan yaşamına büyük zararlar verebilecektir. Ancak özellikle eşleri veya erkek arkadaşları tarafından tekrarlanarak devam eden saldırılara maruz kalan kadınlar açısından, ölüm tehdidiyle birlikte eşleri veya erkek arkadaşları tarafından yaralanan, cinsel saldırıya uğrayan veya kötü muamele gören kadınların, eşlerini veya erkek arkadaşlarını uyurken, sarhoşken, uyuşturucu içmiş haldeyken veya başka bir iş yaparken öldürmeleri hallerinde, bu durumun yasada özel olarak düzenlenmek suretiyle mazeret nedeni olarak sayılması gerekmektedir.

MEŞRU SAVUNMANIN İŞLEVİ NELERDİR?

Meşru savunmanın hem saldırıya maruz kalan kişinin hem de üçüncü şahsın haklarını koruma işlevinin yanında ayrıca hukuk düzenini koruma işlevi de bulunmaktadır.                 

DR. CENGİZ APAYDIN CUMHURİYET SAVCISI

Hukuk ve Adalet Bilinci

1. GENEL OLARAK

Hukuk ve adalet bilinci projesi; hak, hukuk ve adalet kavramlarının öğrenciler tarafından benimsenmesi amacıyla geliştirilmiştir. “Hukuk ve Adalet Bilinci” aracılığıyla  öğrencilerde sorunları ele alma, hukuk bilinci kazanma, özgürlüklerini, haklarını bilme ve haklara eşlik eden sorumlulukları tanıma, haklarını arama konusunda cesaret gösterme, hak arama yolları ile ne zaman ve nasıl harekete geçilmesi gerektiğini öğrenme, hakların hukukla güvence altına alındığını bilme, adalet sistemi ve uygulayıcılarını tanıma ile uzlaşma kültürünü oluşturma konularında duyarlılık geliştirilmesi beklenmektedir. Bununla beraber günlük yaşamda makul olma, diğer bireylerin haklarına saygı gösterme, adil olma, adalete güvenme ve hukukun üstünlüğünü kabul etme gibi olumlu tutumların da geliştirilmesi hedeflenmektedir[1].

Hukuk ve adalet bilinci projesinin temel fikir ve amacı; adalet ve hukuk sitemi içerisinde yaşayan çocukların, öğretmenleri ve ebeveynleri aracılığıyla özel durumlarına uygun bir eğitime tabii tutulmaları sağlanmalıdır. Çocuklara verilen eğitim, onların gelişimlerini en fazla ölçüde sağlayacak düzeyde olmalıdır. Eğitim, çocukların hoşgörüsünü, kendi kültürüne ve farklı kültürlere saygısını, ayrımcılığa karşıtlığını, doğaya saygısını arttıracak biçimde düzenlenir. Çocuğun kendi kültürü, bulunduğu ülkedekinden farklıysa gelişim ve eğitim hakkının her aşamasında buna gereken özen gösterilir.

Çocukların çocuk hakları sözleşmesinden kaynaklanan kendilerine özgü hak ve özgürlükleri bulunmaktadır. Çocukların fiziksel, sosyal, kültürel ve fikirsel ihtiyaçlarını önceleyen bir eğitim ve hukuk politikası geliştirilmelidir. Her durumda çocukların yararlarının gözetilmesi, korunması, hukuk ve adalet sitemlerinin  yıpratıcı süreçlerinden en az zararla  çıkmaları sağlanmalıdır. Modern hukuk ve adalet sistemlerinde, çocukların doğuştan elde ettikleri hak ve özgürlükleri kavrayarak içselleştirip tam olarak hayata geçirilebilmesi için eğitim hizmetlerden hukuk alanına kadar uzanan  hukuk ve adalet eğitimini  ilköğretime  sokan bilimsel ve kurumsal yapıya ihtiyaç duyulmaktadır.

 Bu proje ile çocukların başkalarına saygı ve sorumluluk anlayışları geliştirilerek temel hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlanmıştır. Çocuklar için hukuk ve adalet eğitimi ile çocukların haklarının neler olduğu anlatılarak hak ve özgürlüklerin uygulamaya geçilmesi sağlanarak çocukların mutlu olacağı bir yaşam hedeflenmektedir. Bu proje ile hukuk güvenliğinin yaşamsal önemi konusunda çocuklarda bilinçlendirme sağlanarak çocukla için ırk, renk, cinsiyet, yaş, dil, din, milliyet, siyasal veya başka bir fikir, kültürel inanç veya uygulama, mülkiyet, doğum veya aile statüsü, etnik veya toplumsal köken ve özgürlük gibi sebeple ayrımcılık yapılmaksızın, yeryüzündeki herkes için bir yaşam güvencesi amaçlanmaktadır. Çocuklara başkalarının hak ve özgürlüklerinin başladığı noktalarda kendi hak ve özgürlüklerinin demokratik toplumun gereklerine uygun bir şekilde sınırlama getirilmesinin toplumsal barışı ve gelişmeyi sağlayacağı öğretilmelidir.

Çocuklar için hukuk ve adalet bilinci projesinin diğer bir amacı ise çocuk, toplumun geleceğini belirleyen en önemli insan kay­nağı olduğuna göre, insan haklarının yetişkinlik döneminde kul­lanılabilmesi, çocuk haklarının korunup güvence altına alınması ile mümkün olabilir[2]. Bu nedenle hukuk ve adalet bilinci eğitiminin çocukluktan başlayarak yetişkinlik dönemlerinde birey olarak insan haklarına saygılı tutumlar geliştirmelerini sağlamaktır. Hukuk toplumun oksijenidir. Hukuk olmazsa toplum ölür. Hukukun çocuk yaşlarda öğretilerek vicdanlı bireylerin artırılması çağdaş bir demokratik bir toplum olmamızı hızlandıracaktır.

Çocuklara hangi hakları olduğunu, hangi hakları nasıl kullanacakları öğretilerek çocuklarda hukuk ve adalet bilincine  ilişkin  farkındalık yaratmak suretiyle çocukların hem çocukken hem de yetişkinken hak ve sorumluluklarını daha bilinçli bir şekilde   kullanmaları  sağlanmaya çalışılacaktır. Çocuklara  yönelik olarak yolsuzluk, ahlaki çöküntü,  fiziksel ve siber savaş,  çevrenin bozulması, kirlilik,  ötekileştirme, ırkçılık, kökten dincilik ve  ırka dayalı milliyetçilik, teknoloji  bağımlılığı kavramlarının tehlikeleri veya zararları  çocuklara öğretilerek hem çocukluk dönemlerinde hem de yetişkinlik dönemlerinde faydalanabilecekleri  insan hakları ve vicdanlı birey olma bilinci oluşturulup, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygının geliştirilmesi hedeflenmektedir.

Ülkemizde yaşayan farklı bakış açıları olan insanları katı ideolojilerle barış içinde yaşatamazsınız. Ancak hak, özgürlük ve hukuk güvenliğini sağlayan evrensel hukuk ilkeleri ile farklı köken, mezhep veya dinden olan insanları barış içinde birlikte yaşatabilirsiniz.  Demokrasilerde birlikte yaşayabilme becerisi kendiliğinden ortaya çıkmaz. Demokratik bir hukuk devletinde birlikte yaşayabilmek için, insanların doğuştan sahip oldukları temel hak ve özgürlükler çocuklara ailede ve okulda öğretilmeli, bu eğitim süreci hayat boyu çeşitli aktivitelerle beslenerek  geliştirilmelidir. Demokratik bir hukuk devletinde çocukların temel hak ve özgürlükleri öğrenmeleri ve içselleştirebilmeleri için en küçük yaşlardan itibaren eğitilmeleri gerekmektedir. Çocuklara, günlük yaşamda karşılaşabilecekleri hak ve sorumluluklarını ilgilendiren sorunların çözümüne katkı sağlayacak davranış biçimleri kazandıracak nitelikte,  geleneksel usullerden farklı bir eğitim ile  toplumsal barışın  oluşturulması  gerekmektedir.

İnsan hakları mücadelesinin temel amacı, yeryüzünde yaşayan herkese saygın bir yaşam güvencesi sağlamaktır. Peki ama bu nasıl sağlanacak? Rahat ve güvenli bir yaşam sürenler için anlam ifade eden şeyler toplumun alt sınırlarında yaşayanlar için hiçbir anlam ifade etmeyebilir. İnsan hakları sorunlarıyla başa çıkabilmenin yollarından birincisi “saygı” sözcüğüdür. Bunun anlamı, her iki tarafın da görüşlerini gerçekten dinlemek ve duymaktır. İkincisi ise “sorumluluktur”. “Sorumluluk”, kendi haklarımı güvence altına almakla, onları sorumluluk bilinciyle, başkalarının kendi haklarından mahrum olmalarına neden olmayacak biçimde kullanmak arasındaki dengeyi bulmaktır[3].

2. HUKUK VE ADALET BİLİNCİ EĞİTİMİ

Çağdaş bir hukuk devletinde hukuk ve adalet bilinci eğitimi şarttır. Zira çocuklar hangi eylemleri nedeniyle nasıl bir cezayla karşılaşacaklarını bilmedikleri bir hukuk düzeninde hukuki güvenlikten yoksun olacaktır. Bu hususta değinilmesi gereken diğer bir nokta ise, hakları ve sorumlulukları düzenleyen kanun metinlerinin açık ve belirgin olmasının yalnızca hukukçular için sağlanmasının kişilerin hukuki güvenliği için yeterli olmayacağı gerçeğidir. Nitekim Anayasa ve yasa hükümlerinin teknik terimlerle veya günlük yaşamda kullanılmayan ifadelerle yani toplumun anlayamayacağı bir şekilde yazılmaları halinde çocuklar kendi özgürlüklerinin sınırlarını ve sorumluluklarını bilemeyecekleri gibi kanunların anlam ve yorumları da idarecilerin, hukukçuların veya kolluk görevlilerinin tekelinde bulunacaktır. Hiç şüphe yok ki böylesi bir durumda kişiler hukuki güvenlik içinde bulunmayacağı gibi bireysel ve toplumsal gelişmeyi de sağlanamayacaktır. Yasaların amacı çocukları cezalandırmak değil, suç olarak öngörülen fiillerin çocuklar tarafından gerçekleştirilmesinin önlenmesini sağlayarak çocukları  eğitmektir. Suçları ve cezaları düzenleyen kanunlardan toplumun haberdar olması vazgeçilmez bir şarttır. Bununla beraber toplumu suçlar ve cezalar hakkında bilgilendirme görevi, siyasetçilerin, eğitimcilerin ve ceza hukukçularının olmalıdır.

Çocukların kendilerine yönelik işlenen suçlara karşı çıkabilmeleri için, haklarını ve özgürlüklerini bilmeleri gerekir. Kendi haklarını ve özgürlüklerini bilen çocuk başkalarının da hak ve özgürlüklerine de saygı duymayı öğrenir. Hukuk ve adalet bilincine sahip olan çocuklar, aile içerisinde, okulda ve yaşamın diğer alanlarında insan hakları ve hukuk güvenliği anlayışlarını geliştirerek, özgür, gelişmiş ve daha az suç işleyen, saygı  ve sorumluluk duyguları gelişmiş bir  toplum yaratabilirler. Hukuk ve adalet bilincine sahip olan çocuklarda özgürlük, demokrasi,  eşitlik, hoşgörü, uzlaşma ve farklılıklara karşı saygı kültürü gelişmiştir.

Çocuklar için hukuk ve adalet bilinci eğitimi, herkes için hukuk güvenliğine dayalı, gelişmiş ve özgür bir insan hakları anlayışı oluşturmaya yönelik bir süreçtir. Bu süreçte öncelikle hak kavramı, insan hakları, hukuk, sivil ve siyasi hakları, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ve uluslararası çocuk hakları sözleşmeleri incelenecektir.

İnsan Hakları mücadelesi hiçbir zaman sona ermez. Birçok yasa ve antlaşma yürürlüğe girmiş olabilir, ama bu yeterli değildir. Bunların uygulamaya da geçirilmesi gerekir. Her zaman için uyanık olmamız gerekir. Önceleri çocukların insan hakları konusu üstüne fazla bir şey konuşmazlardı; aslında, insanların çoğu insan hakları konusunda bizim bugün konuştuğumuz gibi konuşmamaktaydı. O günden bugüne kadar yapılan çalışmalar sonucunda televizyonla, internetin yardımıyla dünyanın neresinde bir insan hakları ihlâli meydana gelse hepimizin haberi oluyor. Ancak, insan hakları ihlalleri devam etmektedir; bu projenin bu kadar önemli olmasının nedeni de budur. Şu anda, bu projeyle kendi haklarınızı ve dünyanın dört bir yanında yaşayan sizin gibi çocukların haklarını savunmak üzere, ilk adımı atmak üzeresiniz[4].

3. HUKUK VE ADALET BİLİNCİ EĞİTİMİNİN AMACI

Çocuklar için hukuk ve adalet bilinci eğitiminin temel amacı,  yaşam hakkını önceleyen, eşitlik, adil yargılanma hakkı, masum sayılma hakkı, özel yaşamın gizliliğine saygı hakkı, düşünceyi ifade özgürlüğü, eğitim özgürlüğü, demokrasi ve barış isteme hakları gibi insan hakları ve özgürlükleri konularında farkındalık yaratmaktır. İnsan hakları, çağdaş, demokratik ve laik bir hukuk  düzenini benimseyen insanların sayılarının hızla  gelişmesi  ile mümkün olabilecektir Çocuk hakları insan haklarının özünü ve temelini oluşturur. Ayrımcılık ve sömürgecilik ile gelişen küreselleşme ile beraber ortaya çıkan, ekonomik ve kültürel sömürü düzeni, ırkçılık, terörizm, siyasete duyarsızlık, milletler veya aynı milletteki insanlar arasındaki gelir dağılımındaki uçurumlar, din ve mezhep savaşları veya siyasetin medyatik hale gelmesi gibi toplumsal ve siyasal gelişmeler, barış ve insan hakları için büyük tehlikeler ve zararlar oluşturmaktadır. Hukuk ve adalet bilinci eğitiminin temelinde insan hakları bulunmaktadır. Anayasalar, sözleşmeler ve yasalar çocuk hakları ve  toplumsal gelişmeye  hizmet ederler.

Çocuklar için hukuk ve adalet bilinci eğitimi sürecinde insan haklarını ve özgürlüklerini öğrenmek gereklidir ancak tek başına yeterli değildir. İnsan haklarını ve özgürlüklerini evrensel kurallarıyla içselleştirerek hayatımızın içine sokarak çifte standart yapmaksızın uygulamak gerekir: İnsan hakları ve özgürlükleri felsefesiyle yaşamak, dünyada ve ülkemizde ırk, cinsiyet, dil, din, mezhep, inanç ve köken ayırımı yapmaksızın herkesin haklarının güvence altında bulunması için çalışmak insan uygarlığını geliştirecektir.

Çocuklar ayrı ayrı kişilikleri olan özel bireyler olup, büyüklerle eşit haklara sahiptir. Çocukları korumak için hem ülkemizde hem de bütün dünyada kabul edilmiş uluslar arası insan hakları sözleşmeleri bulunmaktadır. Bu sözleşmelere göre, çocuklar bu haklara sonradan değil doğdukları andan itibaren sahiptirler. Çocuklar  bu haklara sadece evlerinde değil,  sosyal medyada,  okulda, otobüste, parkta, sinemada, spor  ve oyun alanlarında sahiptirler.

Çocuk haklarının eğitimi, çocuklarını temel haklarının değerinin anlaşılmasına katkıda bulunur. Demokratik kurumları güçlendirir. Çocuklara yönelik olumsuz tavırların değiştirilmesini sağlar. Tehlike altındaki çocuk guruplarına yönelik önyargı ve zarar verici kültürel uygulamalarla savaşma ve bunları ortadan kaldırmaya katkıda bulunur[5]. Toplumda ana babalar, öğretmenler ve işverenler gibi yetişkinlerin de çocukların üzerinde serbestçe tasarruf da bulunabilecekleri nesneler değil, doğdukları andan itibaren yetişkinlerle aynı haklara sahip bireyler, diğer bir ifadeyle, hak özneleri olduğu bilincinin gelişmesini sağlar. Toplumda ana baba ve öğretmenlerin eğitim ve disiplin konularında sınırsız yetkileri olmadığı, olayın dışındaki öğretmen, komşu, akraba gibi kişilerin çocuklara kötü davranmasına seyirci kalmayıp yetkili makamlara başvurmaları bilincini yerleştirir[6]. Çocuk hakları çocukları ayrımcılık, dayak, hakaret, cinsel istismar ve sömürü, zorla çalıştırma gibi kötü muamelelerden korur. Eğer çocukların kurallarla ve kanunlarla ilgili bir sorunu olursa, çocukların kendilerini savunmasına yardımcı olur[7]. Devletin, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin herkes tarafından öğrenilmesini sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Çocuğun Sözleşme ve yasalarla tanınan hakları özgürce kullanabilmesi için önce haklarını  öğrenmesi gerekmektedir.  Çocuklar hiçbir şekilde insanlık dışı yöntemlerle ya da aşağılanarak cezalandırılamaz. Bir çocuk suça itilmişse ona uygulanacak ceza yaşına ve gelişimine uygun, onun eğitimini engellemeyecek şekilde olmalıdır.

Suç oranının düşük olması veya hukuk davalarının azlığı haksızlıkları uzlaşma, arabuluculuk vesaire demokratik hak arama yöntemleri ile aşan bir toplumun varlığı, güçlü bir sosyal ve kültürel alt yapı ile yetişmiş yurttaş sayısına bağlıdır. Eğitim çağındaki öğrencilerin şimdinin çocukları yarının yetişkinleri olarak  özgürlük, hak ve sorumluluk bilincine sahip olması, güncel hayatta karşılaşabileceği sorunlara yönelik temel hukuki bilgi ve becerileri edinmeleri ayrı bir önem taşımaktadır. Hukuk bilincinin yüksek olduğu toplumlarda uyuşmazlıkların çıkma olasılığının daha az olması ve anlaşmazlıkların barışçıl yöntemlerle daha kolay çözülmesi nedeniyle; demokrasi, uzlaşı, birlikte yaşama ve farklılıklara saygı kültürünün toplumda yerleşmesi; kısaca demokrasimizin daha da gelişmesi ve hukuk devletimizin güçlenmesi için hukuk ve adalet eğitiminin küçük yaşlardan itibaren verilmesi gerekmektedir. Bunun için öğrencilerin yaşamlarında farklı bakış açılarının geliştirilip tartışılabileceği, barışçıl çözüm ve hak aramanın özendirileceği, aktif vatandaşlığın gereği olan davranış biçimlerinin oluşabileceği ve haklara saygının var olduğu bir eğitim ortamının yaratılması esastır[8].  Hukuk ve adalet bilinci eğitimi alan bir birey, hukuk kurallarına uymasının bir sorumluluk ve ödev olduğunu öğrenir. Bunun sonucunda; başkalarının haklarına saygı duymayı, adaletli olmayı ve insanlara eşit muamelede bulunmayı benimser. Bu bilinç toplumda yaşayan bireylerin huzurlu ve güvenli bir ortamda yaşamasına imkân tanır[9].


[1] Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu Hukuk ve Adalet Dersi Öğretim Programı, s.7.

[2] Kaboğlu, İbrahim Ö, Çocuklar ve Anayasa, Tekin Yayınevi, İstanbul 2018, s. 51.

[3]                      Robinson, Mary, Hakların İçin Ayağa Kalk, Önsöz, s. 4.

[4] Robinson, s. 4.

[5] Bkz. Akyüz,  Emine, Çocuk Hukuku, Çocukların Hakları ve Korunması, güncelleştirilmiş 6. Baskı, Pegem Akademi, Ankara 2018, s. 17.

[6] Akyüz, s. 17.

[7] Çocuk Hakları İnsan Haklarıdır”, Mucize Reklamcılık Matbaacılık Tasarım Hizmetleri, Ankara 2013, s. 12.

[8] Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, Ortaokul ve İmam Hatip Ortaokulu Hukuk ve Adalet Dersi Öğretim Programı, s.1.

[9]                      Ünal, Fatma/Kılıç, Muharrem/ Topçu, Ersin/ Aydın, Ufuk /Çolak, Kerem/ İnan, Kubilay/ Aydın, Salih/ Demir, Sadi, Hukuk ve Adalet Öğretim Materyali, Çağlayan Matbaası, Devlet Kitapları, Birinci Baskı, İzmir 2018, s. 32.

CEZA HUKUKUNDA UZLAŞTIRMA

Giriş

Uzlaştırma, hem ağırlıklı olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253-255. maddelerinde belirtilen usul hukukuna, hem de fail ve devlet arasındaki cezalandırma ilişkisini sona erdirmesi bakımından maddi hukuka ilişkin karma nitelikte bir düzenlemedir. Nitekim Yargıtay da uzlaştırmayı karma nitelikli bir hukuki müessese olarak kabul etmektedir.

Genel olarak uzlaştırma, uzlaştırma kapsamına giren bir suç nedeniyle, şüpheli ya da sanık ile mağdur veya suçtan zarar görenin kanun ve yönetmelikteki usul ve hükümlere uygun olarak uzlaştırmacı tarafından anlaştırılmış olmalarını ifade eder. Uzlaştırma, cezalandırıcı adalet anlayışına alternatif bir uyuşmazlık çözümü ve onarıcı adalet anlayışının önemli alanlarından biridir. Diğer bir ifadeyle uzlaştırma, yargılama dışı bir alternatif çözüm yoludur.

Uzlaştırma, fail ile mağdurun uzlaştırmacı önünde iradelerine uygun bir anlaşma yaparak ceza uyuşmazlığını gidermeleridir1. Uzlaştırma sürecinin başlayabilmesi için şüpheli hakkında iddianame düzenlenecek kadar yeterli şüphe oluşmalıdır.

Uzlaştırma, uzlaştırma kapsamındaki bir suç nedeniyle başlatılan ceza soruşturması veya kovuşturması sırasında, dosyanın Cumhuriyet savcısı ya da davaya bakan mahkeme tarafından uzlaştırma bürosuna gönderildiği, burada görevlendirilen uzlaştırmacının da öncelikle mağdurun zararının giderilmesine, şüpheli veya sanığın da yargılamanın sonuçlarından kurtulmasına yönelik olarak tarafları anlaştırmak için bir araya getirip uyuşmazlığın yargı dışı yolla çözümünü sağladığı bir süreçtir2.

Uzlaştırmanın temel ve en büyük amacının “barışma” olduğunu söyleyebiliriz. Zira fail ile mağdurun uzlaşması, her iki tarafın da aktif katılımını gerektiren kolektif bir yaklaşım sonucu ortaya çıkan barışmanın bir türüdür3. Alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olan uzlaştırma, hem mağdurun hem de failin çözüm sürecine etkin biçimde katıldığı ve süreçte söz sahibi olduğu bir yöntem olması nedeniyle ceza adalet sistemine hizmet eden bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yönüyle uzlaştırma, Cumhuriyet savcılarının ve mahkemelerin iş yükünü azaltan, uyuşmazlığın çözümüne ilişkin süreci hızlandıran ve masrafları da mümkün olan en düşük düzeyde tutarak ceza adalet sistemini rahatlatan bir kurumdur.

Uzlaştırma, ceza adalet sisteminden tümüyle bağışık ve ayrık değildir. Bu nedenle uzlaştırmada tarafların adalete ve adaletin yerine gelme sürecine olan güven duygusunu sarsacak uygulama ve davranışlardan kaçınılmalıdır4. Uzlaştırma, hem mağdurun haklarını hızlı ve etkin bir yöntemle elde etmesini, hem de şüpheli ya da sanığın devletle arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmeyi amaçlamaktadır. Uzlaştırma, şüpheli/sanık hakları kadar mağdur haklarının da gözetilmesi ve geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşüncesiyle mağdura suçtan doğan zararının en kısa sürede giderilmesi olanağını sağlayan bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır5.

Uygulamada, özellikle taksirli suçlarda mağdurlar, soruşturma ve kovuşturma sürecine katılmadan, avukat tutmadan, yargılama masrafı ödemeden, daha önceden tanımadığı bir kişiyle husumet içine girmemek, mağduriyetinin bir an önce giderilmesini ve zararlarının karşılanmasını sağlamak için uzlaşmadan yana tavır sergilemektedirler. Kasten işlenen suçlarda da tarafların husumetin büyümemesi ve kısa zamanda barış ortamını sağlamak düşüncesi ile yine karşılıklı uzlaşmayı tercih ettikleri görülmektedir.

Özetle uzlaştırma, onarıcı bir adalet anlayışı olup, cezalandırıcı adalet anlayışına bir alternatiftir. Uzlaştırmayı benimsemek, cezalandırma sisteminden tamamen vazgeçmek anlamına gelmemekte, cezalandırıcı adalet anlayışının sakıncalarını mümkün olduğunca en aza indirmeye imkân tanımaktadır. Çünkü yargılama sonucunda ispat sorunları nedeniyle fiilin cezasız kalması da muhtemeldir. Yine fail cezalandırılsa dahi, fail ile mağdur arasındaki husumet sürmekte, gerçek anlamda bir barış sağlanamamaktadır. Uyuşmazlık mahkeme kararıyla sonuçlandığı için taraflar da kendi beklentileri bakımından sonuçtan tatmin olmamaktadırlar. Bu tatminsizlik, özellikle mağdurun zararının giderilmemesi veya husumetin sona ermemesi dolayısıyla yeni olaylara gebe olabilecektir. Ceza hukukunda suçun karşılığı yalnızca ceza olarak öngörüldüğü için, mağdurun zararının giderilmesi tali bir mesele olarak algılanır. Zararı giderilmeyen mağdur, ayrıca tazminat davası açmak ve icra takibinde bulunmak gibi başka hukuki yollara başvurmak zorunda kalmaktadır. Bu da hem kişilere bir yük hem de yargı için artı iş yüküdür. Zaten yargılama süreci taraflar için başlı başına uzun ve yıpratıcıdır. Uzun yargılama süreci de hem tarafların önemli ölçüde masraf yapmalarına yol açmakta, hem de usul ekonomisi ilkesine aykırı düşmektedir. Bu sebeplerle uzlaştırma müessesesinin daha işlevsel hale getirilmesi gerekir6.

2. Uzlaştırmanın Yararları

Alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak uzlaştırma, ceza adalet sistemine soluk aldırabilecek bir kurumdur. Mağdurun zararının giderilmesi ve onarıcı adalet fonksiyonu yanında ayrıca bir de moral unsuru vardır. Bu nedenle uzlaştırma, suçun faili bakımından cezanın fonksiyonlarından olan “özel önleme” fonksiyonuna yardım ettiği gibi mağdurun ve genel olarak toplumun da yararlarının korunmasını sağlar.

2.1. Mağdur Açısından

Uzlaştırma, mağdura, yapılan yargılama sonucu elde edeceği tatminden çok daha fazla tatmin sağlar. Mağdur, uzlaştırma sayesinde failin gözlerinin içine bakarak, yanıtı ancak fail tarafından verilebilecek soruları sorma ve söz konusu hukuka aykırı eylem dolayısıyla ne hissettiğini faile anlatma imkânına sahip olur. Failden intikam alma arzusu azalır. Suçtan kaynaklanan travmayı daha kolay atlatması sağlanır.

Uzlaştırma sayesinde mağdur, ceza ve tazminat davaları ile uğraşmaktan kurtulur; zararının kısa sürede giderilmesi sayesinde adalete duyduğu güven artar7. Zira ceza davalarında devletin asıl amacı mağdurun zararını karşılamak değil kamu düzeni ve güvenliğini sağlamak için faili cezalandırmak olduğundan, cezalandırma sonucu mağdur yeterince tatmin olmayacak ama uzlaştırma yoluyla tam olarak tatmini sağlanacaktır. Ayrıca ceza adalet sistemi yavaş işlediğinden soruşturma ve yargılama süreçleri de mağduru yormakta ve hatta bıkkınlık oluşturmaktadır. Uzlaştırma ile mağdur, ceza adalet sistemlerinin olumsuz etkilerinden kurtulmaktadır. Çünkü mağdur, en temel karar verici durumundadır. Uğradığı zararın nasıl giderileceği konusunda belirleyici bir konuma sahiptir.

2.2. Fail Açısından

Uzlaştırma sonucunda ortaya çıkan karar, failin kendi iradesinin de etkili olduğu bir karar olacaktır. Uzlaştırma sürecinde fail, hukuka aykırı eylemi nedeniyle mağdurun dünyasında yarattığı etkiyi görecek ve bu sayede gerçekten pişman olabilecek, mağdurun muhtemel intikam alma girişimlerinden de kurtulmuş olacaktır. Fail, ceza ve tazminat davaları ile uğraşmaktan kurtulacağı gibi, hapis ya da para cezası ile de karşı karşıya kalmayacaktır8.

Uzlaştırma sayesinde fail, ceza muhakemesi sonunda ceza almaktan ve dolayısıyla aldığı cezanın adli sicil kaydına işlenmesine ilişkin sonuçlardan da kurtulmakta, işlediği suç nedeniyle mağdurun duygularını anlama ve zararını giderme olanağına da sahip olmaktadır. Mağdur ile duygudaşlık yapma fırsatı bulmakta, mağdurun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmakta ve gelecekte yeni bir suç işleme olasılığı da azalmaktadır. Böylece topluma yeniden kazandırılan fail, suçlu olarak damgalanmaktan kurtulup, eyleminin sonuçlarını mağdur ile birlikte yönetebilmektedir9.

2.3. Toplum Açısından

Uzlaştırma, tarafların adalet sistemine olan inanç ve güvenlerinin sağlamlaştırılmasını sağlar, faillerin toplumla yeniden bütünleşmelerine katkı sunar ve böylece sosyal barış gerçekleşir. Uzlaştırma kurumu, birbiriyle davalı bireyler yerine, birbiriyle uzlaşan insanlardan oluşan bir toplumun hüküm sürmesini sağlayacaktır10. Suçun işlenmesiyle birlikte bozulan toplumsal barış, uzlaştırma ile yeniden oluşturulur. Toplumun barış ve huzur içinde yaşamasına katkı sağlanır.

3. Genel Olarak Uzlaştırma Kapsamındaki Suçlar

Uzlaştırma kapsamındaki suçlar, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar ile şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın CMK’nın 253. maddesinde sayılan suçlardır. Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup etkin pişmanlık hükümleri öngörülen suçlar (mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, kullanma hırsızlığı vs.) ile basit hırsızlık ve basit dolandırıcılık suçlarında da uzlaştırma yoluna gidilir.

24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile CMK’nın 253. maddesine getirilen yeni düzenlemeyle, mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca üst sınırı 3 yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Suça sürüklenen çocuklara yüklenen cinsel taciz suçuyla ilgili olarak da uzlaştırma yoluna gidilir.

Ancak uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma hükümleri uygulanmaz. (CMK.m.253/3). Örneğin, uzlaştırma kapsamında olan hakaret suçunun uzlaştırma kapsamında olmayan cinsel istismar suçu ile birlikte işlenmesi halinde uzlaştırma hükümleri uygulanamayacaktır.

Ayrıca aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın, birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda ancak uzlaşan şüpheli veya sanık uzlaştırmadan yararlanır. (CMK.m.255).

4. Uzlaştırmanın Etkileri

Soruşturma kapsamında uzlaştırma sonuçlanınca, şüpheli edimi yerine getirdiyse kovuşturmaya yer olmadığına, edim ileri bir tarihe ertelenmişse edimin ifasına kadar kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.

Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez. (CMK.253/18). Ancak, uzlaştırma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören, uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler. (CMK.m.253/16). Şüphelinin edimini yerine getirmemesi halinde uzlaştırma raporu veya belgesi, İcra ve İflas Kanunu’nun

38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır. Ayrıca, uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle maddi veya manevi tazminat davası açılamaz. Açılmış olan davadan ise feragat edilmiş sayılır.

Uzlaştırma gerçekleşip Cumhuriyet savcısı tarafından onaylanmak suretiyle kesinleştikten sonra, mağdurun uzlaşma konusu edimin yerine getirilmesini kabul etmemesi ve dolayısıyla uzlaşmadan vazgeçmesi mümkün değildir. Bu nedenle mağdurun uzlaşma konusu edimin yerine getirilmesini kabul etmemesi hâlinde dahi, şüphelinin kendisine yüklenen edimi, uzlaşma raporunda belirtildiği şekilde yerine getirmesi ile sorumluluktan kurtulacağının kabulü gerekir. Ancak nakdi bir ödemenin bizzat mağdura yapılması şeklinde bir edim söz konusu ise, şüpheli soruşturma makamından ödeme yeri tayini isteyebilmeli ve belirlenen bu yere yapılan ödeme geçerli kabul edilmelidir. Bu şekilde yapılmış bir ödeme varsa uzlaşma gerçekleşmiş ve edim yerine getirilmiş sayılacağından, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmelidir11.

Kamu davası açıldıktan sonra da kovuşturma konusu suçun CMK’nın 253. maddesinde belirtilen suçlardan olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri mahkeme tarafından gerçekleştirilir. (CMK.m.254/1). Kamu davası devam ederken suç vasfının değişmesi nedeniyle kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri CMK’nın 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre, mahkeme tarafından dosya uzlaştırma bürosuna gönderilerek yapılır. Uzlaşma gerçekleştiği takdirde mahkeme, uzlaştırma sonucunda sanığın edimini defaten yerine getirmesi halinde davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arz etmesi halinde ise sanık hakkında CMK’nın 231. maddesindeki şartlar aranmaksızın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, CMK’nın 231. maddesinin 11. fıkrasındaki şartlar aranmaksızın hüküm açıklanacaktır.

5. Suça Sürüklenen Çocuklarda Uzlaştırma Yöntemi

Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar bakımından güvenlik tedbirlerinin uygulanması söz konusu iken, uzlaştırma hükümleri uygulanamaz.

12-15 yaş grubundaki çocuklar ile 1518 yaş arasındaki sağır ve dilsiz çocukların öncelikle işledikleri fiilin anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadıkları ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin bulunup bulunmadığı tespit edilerek, ceza sorumluluklarının bulunması halinde uzlaşma yoluna gidilir12.

CMK’nın 253/4. maddesinde, şüphelinin ergin olmaması halinde uzlaşma teklifinin kanunî temsilcisine yapılacağı öngörülmektedir. Uzlaştırma Yönetmeliğinin 8/2. maddesinde ise “Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin reşit olmaması ya da kısıtlı olması hâli ile mağdur veya suçtan zarar görenin ayırt etme gücü bulunmaması durumunda, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Bu kişilerin ayırt etme gücüne sahip olup olmadıkları Cumhuriyet savcısı tarafından araştırıldıktan sonra, uzlaşma teklifinin muhatabı belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.

Uzlaştırma görüşmelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi veya vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin açıklayıcı tebligata rağmen müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşma kabul edilmemiş sayılır. (CMK m. 253/13).

Soruşturma konusu suçun uzlaştırmaya tâbi olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya uzlaştırma bürosunun atadığı uzlaştırmacı, mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilere yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini, açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren 3 gün içinde kararını bildirmediği takdirde teklifi reddetmiş sayılır. Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaştırmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.

Pekin Kuralları’nın 15. maddesinde ebeveyn, yasal danışman (avukat) ve yasal temsilcinin (vasi) yargılamalara katılma hakkı bulunduğu ve yargılayan makamın olayı en iyi biçimde çözüme bağlamak için bu kişilerden çocuğun çıkarları adına kendisine katkıda bulunmalarını talep edilebileceği, bu kişilerin çocuğa karşı ancak bir tavır sergilemeleri ihtimali söz konusu olduğunda duruşmalara ya da arabuluculuk görüşmelerine alınmamaları öngörülmektedir. Uzlaştırma müzakerelerinde bu hususa dikkat edilmelidir.

Uzlaştırma müzakerelerinde çocuğun yanında sosyal çalışma görevlisi de bulunmalıdır13.

6. Edim

Uzlaşmanın sağlanması için maddi edim (para, malın aynen iadesi) söz konusu olabileceği gibi özür dileme, hediye alma vb. manevi edimler de yeterli olmalıdır14. Ancak edimin hukuki ve ahlaki olması gerekir. Uygulamada sivil toplum kuruluşlarına bağış yapılması, hastane masraflarının karşılanması, trafik kazalarında hasar bedelinin ödenmesi, yırtılan elbisenin yenisinin alınması, kütüphaneye kitap bağışı yapılması vs. maddi edimlerle veya daha dikkatli olacağına dair söz verme, özür dileme, gazetede özür ilanı vs. manevi edimlerle uzlaştırmanın yapıldığı gözlemlenmektedir.

7. Uzlaştırma Kapsamına Alınması Önerilen Suçlar

Aşağıda belirttiğimiz suçların uzlaştırma müessesesi kapsamına alınması halinde, bu kurumun ceza adalet sistemi açısından çok daha faydalı ve işlevsel hale geleceği kanaatindeyiz:

a) TCK.m.165 (suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi)

b) TCK.m.86/2-3 (kasten yaralama)

c) TCK.m.107/1-2 (şantaj)

d) TCK.m.125/3-a (kamu görevlisine hakaret)

e) TCK.m.163/1-2 (karşılıksız yararlanma)

f) TCK. m.232/1-2 (kötü muamele)

g) TCK.m.265/1 (görevi yaptırmamak için direnme)

8. Uzlaştırmacının Sahip Olması Gereken Niteliklere Dair Öneriler

Uzlaştırma müessesesi ayrı bir uzmanlık gerektirdiğinden, uzlaştırmacı olarak görev alacak olan kişinin ceza hukuku alanında uzman ve tecrübeli olması şarttır. Uzlaştırmacının ceza hukuku bilgisine sahip olması gerektiği gibi, uzlaştırma işlemlerinde kullanılması zorunlu olan insan ilişkileri, psikoloji ve iletişim teknikleri alanında da özel yeteneklere sahip olması gerekir. Bu nedenlerle uzlaştırmacının ciddi bir şekilde eğitilmesi ve eğitiminin belli dönemlerde yenilenmesi gerekmektedir.

TCK’DA YER ALAN UZLAŞMAYA TABİ SUÇLAR (YETİŞKİNLER İÇİN)

Kasten Yaralama

TCK 86/1 (86/3-a.b.c.d.e ile birleşmesi halinde uzlaşmaya tabi değil)

–          TCK 86/2 (Şikâyete tabi; 86/3.a.

b.c.d.e ile birleşmesi halinde uzlaşmaya tabi değil)

–          TCK 88

Taksirle Yaralama

–          TCK 89/1-2-3-4 (Şikâyete tabi; bilinçli taksir halinde 89/1 hariç şikâyete tabi değil; bilinçli taksir olsa bile 89/1-2-3-4 uzlaşmaya tabi)

Tehdit

–          TCK 106/1-birinci cümle

–          TCK 106/1-ikinci cümle (Şikâyete tabi)

Konut Dokunulmazlığın İhlali

–          TCK 116/1-2 (Şikâyete tabi)

–          TCK 116/4 (Şikâyete tabi değil, uzlaşmaya tabi)

–          TCK 116 ile 119 birleşirse uzlaşmaya tabi değil

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali

–          TCK 117/1 (Şikâyete tabi; 119 ile birleşirse uzlaşmaya tabi değil)

Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma

–          TCK 123/1 (Şikâyete tabi)

Hakaret

TCK 125/1-2-3.b.c-4 (Şikâyete tabi; 125/3-a şikâyete ve uzlaşmaya tabi değil)

Kişinin Hatırasına Hakaret

–          TCK 130/1-2 (Şikâyete tabi)

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal

–          TCK 132/1-2-3 (Şikâyete tabi)

Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

–          TCK 133/1-2-3 (Şikâyete tabi)

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal

–          TCK 134/1-2 (Şikâyete tabi)

Hırsızlık

–          TCK 141

–          TCK 144 (Şikâyete tabi)

Kullanma Hırsızlığı

–          TCK 146 (Şikâyete tabi)

Yağma Suçunda Daha Az Ceza Getiren Hal

–          TCK 150 (Tehdit kapsamında kalacak; cebir varsa kasten yaralamaya ilişkin uzlaşmaya tabi durumlar söz konusu olacak)

Mala Zarar Verme

–          TCK 151/1-2 (Şikâyete tabi)

Hakkı Olmayan Yere Tecavüz

–          TCK 154/1 (Şikâyete tabi)

Güveni Kötüye Kullanma

–          TCK 155/1 (Şikâyete tabi)

Bedelsiz Senedi Kullanma

–          TCK 156 (Şikâyete tabi)

Dolandırıcılık

–          TCK 157/1

Dolandırıcılıkta Daha Az Cezayı Getiren Hal

–          TCK 159 (Mağdur gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olmak kaydıyla, 157/1 ve 158/1-2 şikâyete ve uzlaşmaya tabi)

Kaybolmuş veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf

–          TCK 160 (Şikayete tabi)

(TCK’nın 142, 143, 152, 152/2,

158, 161, 162, 163, 164, 165 ve 166.

maddelerindeki suçların 167/2. maddede belirtilen kişilere karşı işlenmesi halinde, bu suçlar da şikayete ve uzlaşmaya tabi)

Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması

–          TCK 209/1 (Şikâyete tabi)

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali

–          TCK 234/1 (Şikâyete tabi)

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması

–          TCK 234/1-2

–          TCK 234/3 (Şikâyete tabi)

Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması

–          TCK 239/1-2 (Şikâyete tabi)

–          TCK 239/3 (Şikâyete tabi değil)

 TCK’DA YER ALAN UZLAŞMAYA TABİ SUÇLAR (SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR İÇİN)

Kasten Yaralama

TCK 86/1

–          TCK 86/2 (Şikâyete tabi)

–          TCK 86/2-3.a.b.c.d.e. (Şikâyete tabi değil; uzlaşmaya tabi)

–          TCK 88

–          TCK 86/2-3.a.b.c.e (87/3 ile birleşmesi halinde uzlaşmaya tabi)

Taksirle Yaralama

–          TCK 89/1-2-3-4 (Şikâyete tabi; bilinçli taksir halinde 89/1 hariç şikâyete tabi; bilinçli taksir olsa bile 89/1-2-3-4 uzlaşmaya tabi)

İnsan Üzerinde Deney

TCK 90/1

Organ ve Doku Ticareti

TCK 91/2-6

Terk

TCK 97/1

Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün Yerine Getirilmemesi

TCK 98/1-2

Çocuk Düşürtme

–          TCK 99/2-son cümle

Çocuk Düşürme

TCK 100/1

Kısırlaştırma

TCK 101/2

Şantaj

TCK 107/1-2

Cebir

TCK 108/1 (86/2 veya 86/23.a.b.c.d.e. ile birleşmesi halinde şikâyete tabi değil; uzlaşmaya tabi)

Siyasi Haklarının Kullanılmasının Engellenmesi

–          TCK 114/1 (119 ile birleşirse uzlaşmaya tabi değil)

İnanç Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme

–          TCK 115/1-2-3 (119 ile birleşirse uzlaşmaya tabi değil)

Konut Dokunulmazlığının İhlali

–          TCK 116/1-2 (Şikâyete tabi)

–          TCK 116/4 (Şikâyete tabi değil ancak uzlaşmaya tabi; 119 ile birleşirse uzlaşmaya tabi değil)

–          TCK 116/2 ile 119/1 birleşirse şikâyete tabi değil ancak uzlaşmaya tabi)

İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali

–          TCK 117/1 (Şikâyete tabi)

–          TCK 117/2-3-4 (Şikâyete tabi değil ancak uzlaşmaya tabi)

Nefret ve Ayrımcılık

TCK 122/1.a.b.c.d

Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma

–          TCK 123/1 (Şikâyete tabi)

Haberleşmenin Engellenmesi

TCK 124/1

Hakaret

–          TCK 125/1-2-3.a.b.c-4 (Tamamı uzlaşmaya tabi; 125/3-a hariç şikâyete tabi)

Kişinin Hatırasına Hakaret

–          TCK 130/1-2 (Şikâyete tabi)

Haberleşmenin Gizliliğini İhlal

–          TCK 132/1-2-3 (Şikâyete tabi)

Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması

–          TCK 133/1-2-3 (Şikâyete tabi)

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal

–          TCK 134/1-2 (Şikâyete tabi)

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi

TCK 135/1

Verileri Yok Etme

TCK 138/1

Hırsızlık

–          TCK 141 (143 ile birleşirse uzlaşmaya tabi değil)

–          TCK 144 (Şikâyete tabi; 143 ile birleşirse şikâyete tabi değil ancak uzlaşmaya tabi)

Kullanma Hırsızlığı

–          TCK 146 (Şikâyete tabi)

Yağma Suçundan Daha Az Cezayı Gerektiren Hal

–          TCK 150 (Tehdit 106/1 kapsamında kalacak, cebir varsa kasten yaralamaya ilişkin uzlaşmaya tabi durumlar söz konusu olacak)

Mala Zarar Verme

–          TCK 151/1-2 (Şikâyete tabi)

Hakkı Olmayan Yere Tecavüz

–          TCK 154/1 (Şikâyete tabi)

Güveni Kötüye Kullanma

–          TCK 155/1 (Şikâyete tabi)

Bedelsiz Senedi Kullanma

–          TCK 156/1 (Şikâyete tabi)

Dolandırıcılık

TCK 157/1

Dolandırıcılıkta Daha Az Cezayı Getiren Hal

–          TCK 159 (Mağduru gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişi olmak kaydıyla, 157/1 ve 158/1-2 şikayete ve uzlaşmaya tabi)

Kaybolmuş Veya Hata Sonucu Ele Geçmiş Eşya Üzerinde Tasarruf

–          TCK 160/1 (Şikâyete tabi)

Karşılıksız Yararlanma

TCK 163/1-2-3

Suç Eşyasının Satın Alınması veya Kabul Edilmesi

TCK 165/1

Bilgi Vermeme

TCK 166/1

(TCK’nın 142,143,152,155/2, 158,161,164

maddelerindeki suçların 167/2. maddesinde belirtilen kişilere karşı işlenmesi halinde bu suçlar da şikayete tabi ve uzlaşma kapsamında)

Açığa Atılan İmzanın Kötüye Kullanılması

–          TCK 209/1 (Şikâyete tabi)

Çocuğun Soy bağını Değiştirme

TCK 231/1-2

Kötü Muamele

TCK 232/1

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali

–          TCK 233/1 (Şikâyete tabi)

TCK 233/2-3

Çocuğun Kaçırılması ve Alıkonulması

–          TCK 234/1-2 -TCK 234/3 (Şikâyete tabi)

Ticari Sır, Bankacılık Sırrı veya Müşteri Sırrı Niteliğindeki Bilgi veya Belgelerin Açıklanması

–          TCK 239/1-2 (Şikâyete tabi)

–          TCK 239/3 (Şikâyete tabi değil)

Bilişim Sistemine Girme

–          TCK 243

Bilişim Sistemindeki Verileri Bozma, Yok Etme, Değiştirme

TCK 244/2

Görevi Yaptırmamak İçin Direnme

TCK 265/1

DİPNOTLAR:

1. Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 11. Bası, İstanbul 2014, s. 477.

2. Erdem, Mustafa Ruhan/Eser, Ferda/ Özşahinli, Pakize Pelin, 100 Soruda Uzlaşma, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, s. 19.

3. Sezer, Ahmet, Öğreti ve uygulamada Ceza Usul Hukukunda Uzlaşma. Ankara: Adalet, 2010, s. 52.

4. Erdem/Eser/Özşahinli,  s. 19.

5. Erdem/Eser/Özşahinli, s. 20.

6. Gökalp, Özge Tuğçe, Ceza Usul Hukukunda Uzlaşma, Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi C: 5, No: 1, 2013, s. 28-29.

7. Aladağ, Cengiz. Ceza Hukukumuzda Yeni Bir Kavram, www.cezabb.adalet. gov.tr/makale/188.doc , (Erişim Tarihi: 15.03.2017)

8. Aladağ, Cengiz. Ceza Hukukumuzda Yeni Bir Kavram, www.cezabb.adalet. gov.tr/makale/188.doc , (Erişim Tarihi: 15.03.2017)

9. Erdem/Eser/Özşahinli, s. 21.

10. Aladağ, Cengiz. Ceza Hukukumuzda Yeni Bir Kavram, www.cezabb.adalet. gov.tr/makale/188.doc , (Erişim Tarihi: 15.03.2017)

11. Gültekin, Özkan, Mağdur Hakları Bakımından Uzlaşma, Adalet Dergisi, Y: 2012, S: 44, s. 84.

12. Sevük, s. 84.

13. Sevük, s. 85.

14. Özbek ve diğerleri, s. 914.

Araç Kullanmak Suretiyle Trafik Güvenliğini Kasten Tehlikeye Sokma Suçunun Taksirle Yaralama ve Öldürme Suçlarındaki İçtima Sorunu Üzerine Düşünceler

Trafik kavramı, “insanların veya eşyaların hareket ederek/ettirilerek taşınması” anlamına gelip, trafik suçlarının işlenme yeri, herkesçe kullanılan kamusal trafik alanlarıdır. Bu tür alanların kullanımının bir bedele veya kontrole tabi olması kamusal niteliği ortadan kaldırmamaktadır. Ulaşım aracının nerede sevk ve idare edildiği de önem taşımaz. Ulaşım aracının motorlu bir araç olması da zorunlu değildir. Bu çerçevede bir park içinde bisiklet kullanan kişinin eylemi de tipe uygun olabilir.

5237 sayılı TCK’nın ”Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma” başlıklı 179. maddesinin 2. fıkrasında ”Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare etme hali” suç olarak düzenlenmiş olup, maddede belirtilen suç, somut tehlike suçudur. Suç tehlikeli olabilecek şekilde araç kullanmak şartını içinde barındırmaktadır. Bu suç bakımından ayrıca bir netice öngörülmemiştir.

TCK’nın 179/2. maddesinde yer alan suçun oluşabilmesi için, bir trafik kazasının oluşması gerekli ve yeterli değildir. Suçun oluşabilmesi için, failin eylem ve davranışları ile trafik güvenliğini genel olarak tehlikeye sokması, kişilerin mal, can emniyeti açısından genel ve somut bir tehlike meydana çıkarması gerekir. Bu nedenle bu suç somut tehlike suçudur. Bu suç, sırf hareket suçu şeklinde düzenlenmiştir. Ancak tipte harekete ilişkin bir özgüleme olmadığından suçun serbest hareketli bir suç olduğu ifade edilmelidir. Bu çerçevede sevk ve idarenin kişilerin hayat, sağlık veya mal varlığı açısından tehlikeli olabilecek bir şekilde olması kullanım şeklinden kaynaklanabileceği gibi aracın trafiğe çıkmaya elverişli olmamasından da kaynaklanmış olabilir.

5237 sayılı TCK’nın 179/2. maddesinin gerekçesinde şöyle denilmektedir: “Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Buna göre, failin salt bir trafik kuralını ihlal etmesi suçun oluşumu için yeterli değildir. Örneğin kişinin hız sınırlarını ihlal etmesi, kırmızı ışıkta geçmesi, sollama yasağını ihlal etmesi tek başına bu suçun oluşumuna yeterli değildir.”

Kural olarak, araçların hareket edebildiği tüm alanları suç mahalli kapsamında kabul etmek gerekir. Ancak kanun başlığında trafik güvenliğinden bahsedildiğinden sadece araçların trafik akışında kullanımının üçüncü kişiler açısından oluşturduğu tehlikenin kastedildiğini söylemek yerinde olacaktır; aksi takdirde trafik akışının olmadığı bir çiftlik içinde motosikletle hız yapılması halinde de kasten tehlikeli araç sürüldüğünden bahisle ceza verilebilecektir. Oysa esasen burada cezalandırılan sırf tehlikeli araç sürmek fiili değil, bu suretle trafik güvenliğini ve bununla bağlantılı olarak üçüncü kişileri tehlikeye sokmaktır.

Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu ile Taksirle Yaralama ve Öldürme Suçlarının İçtiması Sorunu

Suçların içtiması konusunda bu suçlarla ilgili özel bir hüküm öngörülmediğinden, bu sorun genel hükümlere göre, TCK’nın 42 ve 44. maddeleri çerçevesinde çözümlenecektir. Bu suçun oluşabilmesi için, olayda kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı açısından somut bir zarar tehlikesinin doğması yeterli olup, ayrıca ölüm, yaralanma veya malın zarara uğraması gibi sonuçların gerçekleşmesi aranmamıştır. Aynı fiille birden fazla suçun işlenmesi halinde, fikri içtima kuralları uyarınca en ağır cezayı gerektiren hüküm uygulanacaktır.

Suç genel tehlikeye neden olma suçu niteliğindedir; eylemin genel bir tehlikeye yol açması yeterlidir. Bu bakımdan, eylem nedeniyle olayda bir veya birden fazla kişinin tehlikeye düşmesi arasında fark yoktur. Olayda birden fazla kişinin tehlikeye düşmesi halinde de aynı yer ve zamanda işlenen eylem dolaysıyla tek suç işlenmiş olur.

Sürücünün aracını kasten tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idaresi sırasında bir başka suç işlemiş olması durumunda kaç suç oluşacağı önem taşır. Örneğin, sürücünün trafiğin yoğun olduğu bir yolda araçlar arasında zikzaklar yaparak süratli bir şekilde seyrederken diğer bir araca çarparak araçtakilerin ölümüne sebep olması gibi… Burada ikinci suç taksirle işlenmiştir. Ancak failin ikinci suçu kasten işlemiş olması da mümkündür.

İkinci suçun taksirle işlenmiş olması durumunda sorunun çözümü bakımından değişik görüşler ortaya atılmıştır:

Birinci görüşe göre, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu kasıtlı bir suç olup, bu suçun taksirle neticelenmesinden söz edilemez. Başka deyişle fiil taksirli ise TCK’nın 179. maddesi, kasıtlı ise TCK’nın 85 ve 89. maddelerindeki suç oluşamaz.

İkinci görüşe göre, kasıtlı bir şekilde trafik kuralını ihlal ederek bir kişiyi yaralayan failin eylemi her iki suçu da oluşturduğundan, ortada tek fiilin bulunduğu kabul edilemez.  Eylemin ölümlü veya yaralamalı kaza ile neticelenmesi halinde geçitli suç kuralları gereği failin yalnızca yaralama veya ölüme neden olma dolayısıyla cezalandırılacağı görüşü de savunulmaktadır.

Üçüncü görüşe göre, kanun koyucu bazı normları diğer normların uygulanma imkânı bulunmadığında uygulanması amacıyla ihdas etmektedir. Böylece temel normun uygulanamadığı yerde yardımcı normlar uygulanabilmektedir. Doktrinde belirtildiği üzere zarar suçları, tehlike suçlarına nazaran asli norm niteliğinde olduğundan, görünüşte içtima kurallarından olan tali/yardımcı normun sonralığı (veya asli normun önceliği) ilkesi uyarınca yalnızca asli norm olan madde ile (örneğin TCK’nın 85-89. maddeleri ) ceza verilmelidir.

Dördüncü görüşe göre ise, zarar ve tehlike suçları arasında her zaman ve her koşulda bir asli/tali norm ilişkisi bulunmaz. Sonraki suçun taksirli olması durumunda artık “sonradan gerçekleşen” kasttan söz edilemeyeceğinden önceki suça ilişkin norm ile sonraki suça ilişkin norm arasında bir asli/tali norm ilişkisi de kurulamaz. TCK’nın 179. maddesinde bağımsız olarak cezalandırılan hazırlık hareketleri de düzenlenmemektedir. Nihayet geçitli suçtan söz etmek için normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelik ve türden olması, normlar arasında zorunluluk ilişkisi bulunması, önceki ve sonraki fiillerin mağdurlarının aynı olması, failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelik olması gerekir. TCK’nın 179. maddesi ile TCK’nın 85. maddesi arasındaki ilişki bu koşulları içermemektedir. O halde geçitli suçtan ve bu anlamda asli/tali norm niteliği taşıyan bir halden de söz edilemez. Trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokmak suçu ile yaralama ya da öldürme eylemleri birlikte gerçekleştiğinde somut olaya göre bir değerlendirme yapılarak sonuca ulaşılmalıdır. Şayet her iki eylem arasında zaman bakımından bir fasıla yok ise, yani fiil TCK’nın 44. maddesi anlamında “bir fiil” olarak kabul edilebiliyor ise bu halde fikri içtima kuralı uygulanmalıdır. Zira tehlike yaratan fiil ile ölüm/yaralama neticesini yaratan fiil tektir. Tek bir fiil ile kanunun faklı hükümleri ihlal edildiğinden en ağır cezayı öngören hükme göre ceza verilmelidir. Örneğin hız sınırını aşarak taksirle bir kişinin ölümüne ya da yaralanmasına sebebiyet verilmesi hali gibi… Buna karşılık fail bir süre yüksek hızda ve kalabalık bir yolda zikzaklar çizerek araç kullandıktan sonra bir başka araca çarpıp yaralama ya da ölüme neden olmuş ise bu halde iki ayrı suçun bulunduğu kabul edilmelidir. Hatta bu son halde failin ikinci neticeyi olası kast ile meydana getirdiği de söylenebilir.

Kanaatimizce zarar ve tehlike suçları arasında asli/tali norm ilişkisi bulunmakta olup, asli norm zarar suçudur. Zarar suçunun oluştuğu halde tali norm olan tehlike suçundan hüküm kurulamaz. Hem kasten trafik güvenliğini tehlikeye sokma hem de taksirle yaralama veya öldürme suçlarının tek fiille işlenmesi halinde, iki eylem arasında zaman bakımından ara bulunmayıp eylem bölünemiyorsa, tek  fiil  ile iki suç oluştuğundan bu halde farklı neviden  fikri içtima kuralı uygulanmalıdır. Çünkü tehlike yaratan fiil ile ölüm veya yaralanma neticesini meydana getiren fiil tektir. Tek bir fiil ile kanunun faklı hükümleri ihlal edildiğinden en ağır cezayı düzenleyen hükme göre ceza verilmelidir.

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun zararla sonuçlanması durumunda iki suçun oluşacağına veya kasıtlı davranışın taksirle neticelenmeyeceğine ilişkin düşünceler kimi olaylar bakımından söz konusu olabilir. Örneğin aşırı hızlı şekilde tehlikeli araç kullanılma fiili oluştuğunun A… Caddesindeki trafik görevlilerince tutanağa bağlandığı ve aracın durmaksızın yoluna devam ettiği ve şehirde birkaç tur atan failin bir yayaya çarpıp yaraladığı olayda, iki ayrı suçun oluşacağı kabul edilmelidir. Yine, failin yola dikkat etmeyip gelen aracı göremeyerek anayola çıkıp bir araca çarparak sürücünün yaralanmasına neden olması ve böylece ana yoldaki araçlar bakımından tehlikeye neden olmasına karşın hareketi taksirli olduğundan bu olayda yalnızca taksirle yaralama suçu oluşacak, TCK’nın 179. maddesindeki kasıtlı suç oluşmayacaktır. Buna karşın, failin trafik kuralını kasten ihlal etmesi nedeniyle başlayan hareketin devamının zararla sonuçlanması durumunda, artık bu sonucun başka bir fiilin sonucu olduğunu ileri sürmek güçtür. Ayrıca iki fiilin başlayıp ayrıldığı noktaları saptamak da mümkün değildir. Bu bakımdan, örneğin caddede hızla yarış yaptığı sırada veya kırmızı ışıkta durmayıp ilerleyerek bir kişiye çarpıp ölümüne neden olan kişinin eyleminde kasten tehlikeye neden olma ile olayın özelliğine göre kasıtlı veya taksirli ölüme neden olma suçlarının meydana geldiğinin kabul edilmesi zorunludur. Başka deyişle, böyle bir örnekte ortaya çıkan neticenin, kasten tehlikeye neden olma fiilinin neticesi olmadığı ileri sürülemeyecektir.

Trafik güvenliğinin kasten tehlikeye sokulması neticesinde kişilerin hayatı, sağlığı veya mal varlığı açısından bir zarar meydana gelmiş ise, failin kusurluluğuna göre farklı suçlar da oluşabilecektir. Örneğin failin kasten kırmızı ışıkta geçerek tehlikeli araç kullanması sonucu refüje çarpıp aracında bulunan mağduru yaralaması veya öldürmesi şeklinde gelişen olayda, sanığın trafik güvenliğini tehlikeye sokma eylemi ve taksirle yaralama/taksirle ölüm meydana gelmiş ise, bu durumda failin TCK’nın 179/2. maddesindeki suçlardan dolayı farklı neviden fikri içtima (TCK’nın 44. maddesi) hükümlerine göre cezalandırılması gerekir. Ancak trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokan kişi, bu davranışı sonucunda bir trafik kazasına neden olabileceğini ve hatta bu kazada birilerinin yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngörmesine rağmen kırmızı ışıkta geçerek meydan verdiği yaralama veya ölüm neticesi açısından failde en azından olası kastın varlığının kabulü gerekir. Bu durumda ise trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve olası kastla yaralama/öldürme suçu birlikte oluşacağından, meydana gelen ölüm veya yaralama suçları açısından failin neticeye göre TCK’nın 81, 21/2 ve 86, 21/2 veya 87,21/2 maddeleri nedeniyle, TCK’nın 44. maddesi gereğince en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırması gerekir. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu ile doğrudan kastla veya olası kastla yaralama/öldürme suçu birlikte gerçekleştiğinde, zarar suçları mağdur veya maktul sayısınca oluşur.

Yargıtay, tehlike ve zarar suçu bağlamında konuyu değerlendirmekte; zarar meydana gelmiş olması halinde bu durumu tehlike suçundan daha ağır kabul ederek taksirle yaralama veya öldürme suçlarına ilişkin düzenlemelere göre hüküm kurmaktadır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir: “Failin yönetimindeki otomobille seyri sırasında belirtilen şekilde kazaya karışarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarını işlediğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına neden olan sanığa atılı suçun zarar suçu niteliğinde olduğu da değerlendirilerek taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasıyla yetinilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan da mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırıdır.”

Uygulamada Cumhuriyet savcıları tarafından farklı neviden fikri içtima kuralları gereğince soruşturma aşamasında cezası ağır olan suçtan kamu davası açılarak trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan kamu davası açılmamaktadır. Hatta soruşturma aşamasında eylem sadece taksirle yaralama olarak nitelendirilip, mağdurun şikâyetçi olmadığı hallerde TCK’nın 89. maddesi gereğince kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu soruşturma veya yargılama konusu yapılmamaktadır.

Yargılama aşamasında ise taksirle yaralama suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK’nın 89. maddesi kapsamında bulunan zarar suçundan şikâyetten vazgeçilmiş olması nedeniyle CMK’nın 223. maddesi gereğince şikâyetten vazgeçme nedeniyle davanın düşmesine karar verilmekte olup trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu cezasız bırakılmaktadır.

Kanaatimizce Cumhuriyet savcıları tarafından trafik güvenliğini tehlikeye sokma ve taksirle yaralama suçlarının birlikte işlediğinin kabulü halinde, farklı neviden fikri içtima kuralları gereğince soruşturma aşamasında hem tehlike suçu olan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan hem de zarar suçu olan taksirle yaralama suçundan kamu davası açılması gerekmektedir. Yargılama aşamasında ise mahkemece farklı neviden fikri içtima kuralları gereğince sanığın müeyyidesi ağır olan suçtan cezalandırılması gerekmektedir. Böylece işlenen suçlar cezasız kalmayacaktır.

KAYNAKÇA

(1) Çakmut, Y, Ö, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nda Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçları, Alman-Türk Karşılaştırmalı Ceza Hukuku, Cilt III, Yeditepe Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010.

(2) Hafızoğulları, Z, Aygün, E, E, Ulaşım Araçlarına ve S3Cabit Platformlara Karşı Suçlar, Ankara Barosu Dergisi, 2011/1.

(3) İçel, Kayıhan/Evik, A. Hakan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul 2007.

(4) İsfen, S, K, Alman ve Türk Ceza Hukukunda Trafik Güvenliğini Kasten Tehlikeye Sokma Suçları, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2013.

(5) Kaymaz, Seydi/Gökcan, Hasan Tahsin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda Taksirle Adam Öldürme ve Yaralama Suçları, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2006.

(6) Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Dersleri, Filiz Kitabevi, İstanbul 1992.

(7) Özgenç, İ, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2005.

(8) Özbek, V, Ö/Kanbur, M,N / Doğan, K/Bacaksız, P/Tepe,İ, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2014.

(9) Parlar, A/Hatipoğlu, M, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, Ankara 2007.

(10) Şen, E, Yeni Türk Ceza Kanununun Yorumu, C 1, 2006.

(11) Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 27.11.2012, 2012/3682 E, 2012/25422 K.

(12) Yaşar, O/Gökcan, H, T/Artuç, M, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, C 4, Adalet Yayınevi, Ankara 2014.

OLASI KAST ve BİLİNÇLİ TAKSİR

Kast, genel olarak, yasalarca yasaklanmış bir eylemin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesini ifade eden akli bir durumdur. Bu zihinsel fonksiyonları ne biz görebiliriz ne de bu fonksiyonların çalışma biçimlerini dünyanın en hassas aletleriyle ölçebiliriz. Kastta, kişi, kanunların yasakladığı bir eylemi gerçekleştirmek üzere seçimini yapar, bu doğrultuda karar verir ve bilinçli olarak bu sonuca ulaşmak için elindeki araçları kullanır.

Kast, hukuka aykırı fiilin gerçekleştirilmesine yönelik bilinçli irade demektir. Bilinç, gerçekleştirilen fiilin ceza hukuku bakımından tipikliğinin bütün unsurlarını kapsar. Kural olarak ancak kasten işlenen fiiller ceza müeyyidesi altına alınabilir. Meğerki kanunda aksine bir düzenleme mevcut olsun; yani yeter ki taksirle işlenen bir fiil ceza yaptırımı altına alınmasın. Kanaatimizce kast, tipikliğe ilişkin objektif nitelikteki unsurların fiili işleyen kişi tarafından bilinmesi ve istenmesi olup, buna göre kastın unsurları da bilme ve isteme olmaktadır.

Kastın ne olduğuna dair “tasavvur” veya “irade” teorilerinden sadece birini benimsemek, kast kavramını çok daraltmak veya genişletmek sonucunu doğuracağı için sorunları da çözmeye yetmeyecektir. Bu sebeple her iki teoriyi bağdaştıran karma teorinin, “bilinç ve irade” teorisinin kabul edilmesi gerekmektedir. Bu teoriye göre kast, yasanın suç saydığı bir eylemi ve onu meydana getirecek hareketin sonuçlarını bilerek ve öngörerek, isteyerek o eylemi yapma iradesidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kastın tanımı yapılarak unsurlarının nelerden ibaret olduğu belirlenmekle, kastın ne olduğu konusundaki teoriler ile bunlar arasındaki tartışmalar da önemini kaybetmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21/1. maddesinde kast, “Suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesidir” biçiminde tanımlanmış olup, kavramın bilinç (öngörme ve düşünme) ve irade (isteme) kavramlarıyla ilişkilendirilmesi sebebiyle, bilinç ve irade teorisinin benimsendiği kanaatindeyiz. Görüldüğü üzere, kastın varlığı için basit değil bilinçli bir öngörme ve bunu gerçekleştirmeye yönelik irade gereklidir.

Kast, suçun icra hareketlerinin gerçekleştirildiği sırada mevcut olmalıdır. Bu nedenle hazırlık hareketleri aşamasındaki kast, failin cezalandırılması için yeterli değildir. Hazırlık hareketleri aşamasındaki kast, icra hareketlerine başlanmadığı sürece tek başına failin cezalandırılmasına yol açamaz. Buna karşılık, kastın tüm icra hareketleri süresince bulunması gerekli olmayıp, failin neticeye ulaşmaya yönelik hareketi gerçekleştirdiği sırada bulunması yeterlidir.

***

Kastın varlığı için suçun kanuni tanımındaki unsurların sadece bilinmesi yeterli olmayıp, hareketten doğan neticenin de özgür bir iradeyle istenmesi gerekir. Esas maksat dışında, ikincil (tali) derecedeki neticelerin birbiri ardına gerçekleşmesi ya da biri yerine diğerinin gerçekleşmesi yönünden fail tarafından ayırım yapılmamışsa, irade neticenin tamamını içerdiğinden, fail bu ikinci derecedeki neticelerden doğrudan doğruya sorumlu olacak, eylemini doğrudan kast ile gerçekleştirdiği kabul edilecektir. Failin hareketine bağlı olarak esas netice dışında suç oluşturan ikincil (tali) nitelikteki neticelerin meydana gelmesi ihtimal dâhilinde ve fail bunu öngörmesine rağmen neticeye ulaşmak için tali neticenin gerçekleşme olasılığını umursamadan veya göze olarak ya da kabullenerek eylemi gerçekleştiriyor ise, “olası kast” ile hareket ettiği kabul edilecektir. Ancak fail ihtimal dâhilinde olan neticeleri öngördüğü halde gerçekleşmeyeceği konusunda kesin bir inançla hareket etmiş, istenmeyen neticenin gerçekleşmemesi için çaba göstermiş ise, kasten hareket ettiği kabul edilemez. Bu durumda “bilinçli taksir” söz konusu olacaktır.

***

Karşılaştırmalı hukukta ceza kanunlarının doğrudan kast, olası kast, basit taksir ve bilinçli taksiri tanımlama konusunda ikiye ayrıldığı, bazı kanunlarda kavramların tanımlanmayıp bunun öğreti ve uygulamaya bırakıldığı görülmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun -765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun aksine- kavramları tanımlamış olmasını, hukukun belirgin olması gerekliliği nedeniyle yerinde bir tercih olarak düşünmekteyiz. Çünkü doğrudan kast, olası kast, basit taksir ve bilinçli taksir tanımına yer verilmemesi, öğreti ve uygulamada bu kavramların unsurlarının neler olduğu konusunda uygulamacılar ve akademisyenler arasında tartışmalara yol açmış, terimlere yanlış anlamlar yüklenmek suretiyle yargısal sürecin uzamasına ve eşitliğe aykırı kararlar verilmesine neden olmuştur. Ancak yasanın da tanım yaparken kavramları sert kalıplar içine sıkıştırmayıp hukuk biliminin ve mahkeme içtihatlarının gelişimine olanaklı bir alan bırakması gerektiği de şüphesizdir.

Kast, somut olayın özelliklerine ve olaya bağlı ayrıntıların niteliğine göre tespit edilmelidir. Kasta yüklediğimiz anlamın temelindeki beklenti, failin bir zararı veya tehlikeyi gerçekleştirmek için hazırlıklara başlaması ve eylemi tam olarak planladığı şekilde gerçekleştirmek üzere çaba göstermesi durumudur. Failin kastının tespiti için ulaşmak istediği sonucu elde etmek amacıyla gösterdiği çabanın araştırılması gerekir. Fail ile mağdurun ilişkisi, eylemde kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, darbenin yöneldiği bölge, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları, olayın yeri ve zamanı, faili suç işlemeye sevk eden sebepler vs. incelenecektir. Ortaya çıkarılan bulgular ışığında, olayın oluş şekli ile eylemin gerçekleştirilme saikine ilişkin ileri sürülen her türlü muhtemel sebep ve mazeretler hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirilerek failin zihnindeki resim ortaya çıkarılacaktır. Çünkü kasıtlı suçlarda, failin zihninde, istediği sonucun nasıl gerçekleşeceği konusunda adeta zihinsel bir resim mevcuttur. Ceza hukukunda sanığın suç işleme kararı alırken zihninde geçirdiği aşamaları kavramak ve sanığın gerçekleştirdiği eylemle neyi amaçladığını tespit etmek ispat hukukuna ilişkin bir sorundur, muhakeme hukuku ile ilgilidir. İnsanların ruh hallerini aynen bilemeyeceğimizden ötürü onları tanımak için elle tutulur verilere dayanmamız gerekmektedir. Gerçekte kast, somut olaylarda harici delillerle yani tanık anlatımları, bilirkişi raporları, şikâyetçinin ifadeleri, kamera kayıtları, olay yeri krokileri ve inceleme raporları, bilimsel ve teknik bulgularla tespit edilebileceği gibi harici delillerden tamamen bağımsız olan bir kanıtla, örneğin itiraf yoluyla da tespit edilebilir.

Ceza hukuku sistemimizde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için delil serbestisi ve delillerin serbestçe takdiri esas alındığından, kural olarak hâkimin somut olayın özelliklerine ve eldeki delillere göre kastı tespit etmesi gerekmektedir. Hâkimin kastın hangi suça yönelik olduğu veya suç kastının olup olmadığı hususunda kesin bir yargıya ulaşamaması halinde “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi devreye girer. Örneğin failin eyleminin adam öldürmeye yönelik olduğu saptanamıyorsa, yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilmelidir. Ancak uygulamada delil toplama tekniklerinin ve görevli organların yetersizliği nedeniyle olması gerektiği gibi delil toplanamamaktadır. Kastın belirlenmesinde faili yargılayan hâkimin bakış açısına göre “Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uygulandığı gibi, “Şüpheden iddia güçlenir” şeklinde cereyan eden, hukuksal temeli olmayan bir fiili uygulama da söz konusudur. Oysa hâkimin sanığın kastını adilane tespit edebilmesi için maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik her türlü delil ve verinin hukuka uygun yöntemlerle toplanarak mahkemeye sunulması gerekmektedir. Çünkü mahkemeyi yetersiz soruşturma ve delillerle baş başa bırakarak sanığın kastının tespiti, ceza hukukuna itibar sağlamayacağı gibi toplumun ceza adaletine olan güvenini de ortadan kaldıracaktır. Yargıtay’ın sanığın kastını belirlerken belirli suç tiplerine yönelik belli ölçütlere göre hareket ettiği, ancak bazı ölçütlerin değişen olayın özelliklerine göre kasta farklı anlamlar yüklediği görülmüştür.

Suç kastına ilişkin tespitin sağlıklı ve etkin bir şekilde yapılıp ceza adaleti sağlanarak toplum düzenini korumak ve insanların güvenli bir hukuk devletinde yaşamalarını temin etmek şarttır. Bu amaca ulaşmak için öncelikle bir suç ve ceza politikası oluşturularak Cumhuriyet savcıları ile ceza hâkimlerinin nitelik ve niceliklerinin arttırılması, hâkim ve savcı bağımsızlığı ile teminatlarının sağlanarak kurumsallaştırılması gerekir. Ayrıca gerçek bir adli kolluk teşkilatı oluşturulmalı, bu teşkilat içerisinde hukuk, maliye, bilişim ve iletişim uzmanları istihdam edilmeli, adli tıp uzmanlarının da Cumhuriyet savcısının koordinesinde iş birliği içinde hareket edecekleri siyasi baskılardan uzak, hızlı ve etkin araştırma ve soruşturma sistemi oluşturulmalıdır. Delil toplama teknikleri geliştirilmeli, parmak izi ve DNA bankaları kurulmalı, kamuya açık alanlardaki kamera görüntüleri hukuka uygun şekilde araştırılıp tespit edilerek failin suç kastının olup olmadığı veya suç kastının hangi suça yönelik olduğu, soruşturma aşamasından başlayarak titiz bir çalışma ile her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.

Failin kastı, akla uygun ve gerçekçi olarak, hayatın olağan akışı içinde, olayın bütününü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bir bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır. Kanıtların önce teker teker ve daha sonra da eylemin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Eylemin kendine özgü oluş biçimine göre değerlendirilmesi gereken bir durumu “kural düzeyinde” düşünmek, mantığa ve hukuka aykırıdır.

***

Failin ikincil derecede ihtimal dâhilinde olan neticeleri öngörüp eylemini gerçekleştirmesi halinde, kastın varlığı açıktır. Burada önemli olan husus, ikincil derecedeki sonuçlardan hangilerinin “zorunlu”, hangilerinin “ihtimal dâhilinde” olduğunun ayırımı ile failin ikincil nitelikteki tali sonucu isteyip istemediğinin tespitidir. Failin eylemini gerçekleştirirken meydana gelmesi zorunlu olan ikincil nitelikteki neticelerden dolayı başkalarının zarar görmesi halinde, failin sorumluluğu “ikinci derecede doğrudan kast” nedeniyle sorumluluktur. Zorunluluk gösteren ikincil nitelikteki neticelerin tespiti, hayatın olağan akışındaki tecrübelere göre yapılacaktır. Zira hayatın olağan akışına göre fail, fiilinin ikincil nitelikteki zorunlu sonuçlarını öngörmüş olup, bu durumda iradesinin olmadığı ileri sürülemez.

İkinci derecede doğrudan kastın varlığında, zorunluluk ilişkisi bulunan ikincil (tali) derecedeki sonuçlar fiilen gerçekleşmemiş olsa bile, faili doğmayan neticeye teşebbüsten sorumlu tutmak mümkündür. Çünkü failin, eylemini gerçekleştirirken meydana gelmesi zorunlu olan ikincil neticelerden dolayı başkalarının da zarara uğramasını öngörmesine rağmen vazgeçmeyerek eylemi gerçekleştirmesi halinde, ikincil neticeyi istemediği söylenemez. Aksi durumda failin ortaya çıkan tehlikelilik haline rağmen ikinci derecede doğrudan kast yerine olası kastla hareket ettiği kabul edilerek “Belirli olmayan kast, netice ile belirlenir” kuralının uygulanma ihtimali ortaya çıkacak ve fail cezasız bırakılarak adalet duygusuyla örtüşmeyen bir sonuç doğacaktır.

Olası kastta fail, gerçekleştirmeyi istediği esas amaç için hareket ederken esas neticenin dışında, gerçekleşmesi zorunlu olmayan tali (ikincil) sonuçların gerçekleşmesinin mümkün olduğunu görmekte, ancak bunun gerçekleşmesini umursamamakta, “Olursa olsun” demektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “olası kast” kavramının düzenlenmesini yerinde bulmakla beraber tanımının hatalı ve karışıklıklara yol açacak niteliğe sahip olduğunu düşünmekteyiz. Olası kastın mevcut yasada tanımının hatalı olması ve tanımı kadar madde gerekçesinde yer alan örneklerin de hatalı olması nedeniyle maddenin ve madde gerekçesindeki örneklerin değiştirilmesi gerektiği kanaatindeyiz. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 21/2. maddesinde yer alan “olası kast” tanımının şu şekilde düzenlenmesini öneriyoruz: “Failin suçun kanuni tanımındaki esas maksat dışında ihtimal dâhilindeki neticelerin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, bu neticelerin gerçekleşmesine kayıtsız kalarak eylemi gerçekleştirmesi ve neticeyi kabullenmiş olması halinde olası kast vardır.” Önerilen tanımın olası kastın isteme unsurunu içermesi nedeniyle, olası kast/bilinçli taksir ayrımı daha sağlıklı bir biçimde yapılabilecektir.

Fail, hedef neticeyi gerçekleştirecek fiili icra ettiği anda ikincil nitelikte başka bir neticenin kesinlikle gerçekleşeceğini bilmekte ise, ikinci derece doğrudan kastı bulunmaktadır. Bu kast türü teşebbüse elverişlidir. Oysa failin hareketini icra ettiği anda ikincil neticenin gerçekleşmesi zorunlu değil de ihtimal dâhilinde ise, olası kastın varlığı kabul edilecektir. Olası kastın söz konusu olduğu hallerde gerçekleşmeyen ikincil nitelikteki neticeye teşebbüsten fail sorumlu tutulmamalıdır. Çünkü fail eylemi gerçekleştirmeye başladığı sırada gerçekleşmesi ihtimal dâhilinde olan ikincil nitelikteki neticelerin eylemin hayatın normal akışına göre gerçekleşmesinde bir zorunluluk bulunmadığından ve neticenin gerçekleşmesi fail tarafından olayın seyrine bırakılmış olduğundan eylemin cezalandırılması mantık dışıdır.

Haksızlık taşıyan bir eylemden bahsedebilmek için öncelikle hukuka aykırılığın bulunması gerekir. Haksızlık (suç) hukuka aykırılığın bulunduğu durumlarda söz konusu olabileceğine göre, kasten gerçekleşen eylemin yarattığı haksızlıktan bahsedebilmek için ortada hukuka aykırılığın objektif ve sübjektif isnadına imkân sunan bir durumun varlığı ön şart olarak gereklidir. “Hukuka aykırılık bilinci”, kusurluluk türlerinden farklı olarak, doğal hukuk düzenine ait çatışmaların farkında olmayı içermektedir. Bu sebeple hukuka aykırılık bilinci, neticenin öngörülmesi ve istenmesi kavramlarından bağımsızdır ve bu sebeple kast kavramı dâhilinde değerlendirilemez. Hukuka aykırılık, hukuk düzeni ile fail ve fiil arasındaki ilişkinin ifadesidir ve objektif nitelik arz eder.

***

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin gerekçesinde, dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın objektif esastan hareket edileceği belirtilmiş olup, aynı gerekçede “Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak var olan dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek olmalıdır” denilmek suretiyle hem objektif hem de sübjektif kriterleri içeren karma bir nitelik benimsenmiştir.

Failin dikkat ve özen göstermiş olup olmadığının tespiti için, failin şahsi nitelikleri göz önünde tutularak somut olayda objektif olarak belirlenen dikkat özen yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediğinin incelenmesi gerekir. Failden beklenen dikkat ve özen, objektif ve failden bağımsız olarak değil, failin kişisel ve ekonomik durumu, tecrübesi, yaşı, zekâ düzeyi, beden kusurları, eğitim düzeyi, mesleği ve cinsiyeti göz önünde tutularak araştırılmalıdır. Ancak taksirin bazı türlerinde dikkat ve özen yükümlülüğü yazılı hukuk kurallarında, örneğin medeni hukuk kuralları uyarınca anne babanın yükümlülüğü, trafik kuralları uyarınca yaya ve sürücülerin yükümlülükleri, işverenlerin ve işçilerin uymaları gereken yazılı iş güvenliği ile ilgili düzenlemelerde belirlenir. Fail bu düzenlemelerde belirlenmiş kuralı ihlal etmediği takdirde suça konu zararlı neticenin meydana gelmeyecek olduğu durumlarda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı kabul edilerek, failin kusurlu olduğu sonucuna varılacaktır. Örneğin, meskûn mahalde belirlenmiş hız sınırını aşarak araç kullanarak bir kişinin ölmesine veya yaralanmasına neden olan failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı sabittir ve kusurundan dolayı cezalandırılması gerekecektir.

Taksirin hukuki temelini dikkat ve özen yükümlülüğü oluşturduğundan, bu yükümlülüğe uygun davranılmış olmasına rağmen öngörülmesi imkânsız bir sonucun gerçekleşmesi halinde taksirden bahsedilemez. Taksirli suçlarda ceza sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için neticenin de öngörülebilir olması aranmazsa sorumluluğun kapsamı sınırsız hale gelecektir. Taksirli suçlarda failin kusurlu sayılarak cezalandırılabilmesi, somut olayın durumuna ve koşullara göre, yetenekleri, algılama gücü, bilgi düzeyi, sosyal ve kültürel durumu, yaşı, akli ve bedeni durumuna göre objektif olarak belirlenen dikkat ve özen yükümlülüğünü öngörebilecek durumda olmasına bağlıdır. Objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün fail tarafından idrak edilebilir olması, aynı zamanda bu yükümlülüğe aykırılık dolayısıyla meydana gelen neticenin öngörülebilir olması anlamına gelmektedir. Dikkat ve özen yükümlülüğün kaynağı ise yasal düzenlemeler ve ortak tecrübelerdir.

“Basit taksir” taksirin en çok karşılaşılan şekli olup objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak fail tarafından öngörülebilir nitelikteki neticenin öngörülmemesidir. Fail dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun davransaydı neticeyi öngörebilecek ve netice meydana gelmeyecektir. Modern ceza hukuku döneminde, endüstrinin ilerlemesi ve dolayısıyla toplumsal yaşamdaki tehlikeli faaliyetlerin artmasına paralel olarak taksirli suçlar da artmıştır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “bilinçli taksir” kavramının düzenlenmesini yerinde bulmakla beraber, bilinçli taksirin tanımının eksik ve hatalı yapıldığı kanaatindeyiz. Özellikle bilinçli taksirin olası kasttan ayrılması için gerekli kriterlerin tanımlanmaması, kusurluluk açısından önemli olan bu iki kavramın uygulamada birbirine karıştırılmasına sebebiyet verecektir. Çünkü bilinçli taksir ile olası kast ayırımının ortaya konulması açısından öncelikle bilinçli taksir kavramının bilimsel esaslara uygun alanı belirtilmelidir. Karşılaştırmalı hukukta da (özellikle yeni tarihli ceza kanunlarında) bilinçli taksir kavramı öğretiye ve uygulamaya bırakılmamış olup yasalarda tanımlanmıştır.

Günümüzde Sanayi Devrimi’ne bağlı olarak makineler insan hayatına girmiş, motorlu araçlar insanın adeta ayrılmaz parçası olmuştur. Motorlu kara taşıt araçlarının gerek nicelik gerekse nitelik bakımından büyük bir gelişme göstermesi neticesinde çoğalan trafik kazaları, bina çökmesi vb. olaylara bağlı olarak meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarında failler hakkında hükmedilen müeyyidelerinin caydırıcı olmaması kamu vicdanını rahatsız etmektedir. Bu nedenle hem ceza adaletini sağlamak hem de cezanın bireysel ve genel caydırıcılık fonksiyonlarının sağlanması açısından failin tehlikelilik haliyle ve verilen zararla orantılı olarak “bilinçli taksir” kavramının düzenlenmesi, -tanım hatalı da olsa- yerindedir. Fail, neticeyi öngörmesine rağmen şu veya bu sebeple bu neticenin önleneceğine güvenerek, gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle hareketini sürdürüyor ise, yani neticenin kesin olarak gerçekleşebileceğini bilse hareketine son verecek idiyse, bilinçli taksirin varlığından söz edilecektir. Fail için belirleyici olan neticenin açıkça istenmemesi olup, neticenin gerçekleşebileceği öngörüldüğünden basit taksirden farklı olarak daha ağır müeyyideler gerektirmektedir. Uygulamada daha çok alkollü araç kullanma hallerinde şartları da mevcut ise bilinçli taksir uygulanmaktadır. Oysa bilinçli taksiri sadece alkollü araç kullanma olaylarına özgülemek doğru bir yaklaşım değildir.

Bilinçli taksirin bulunup bulunmadığının tespiti her somut olayda tüm deliller irdelenerek belirlenmelidir. Çünkü herhangi bir olay için kural düzeyinde bir kusurluluk şekli ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları, tecrübesi, alkollü olup olmadığı, alkolün derecesi, aracının hızı, fren izleri, tanık anlatımları, bilirkişi raporu, çarpışma noktaları, aracın fenni muayenesinin yapılıp yapılmadığı, olayın oluş ve işleyiş şekli incelenerek, neticeyi öngörüp öngörmediği ve sonucun gerçekleşmesini önleyebilmek için gayret sarf edip etmediği araştırılarak bilinçli taksirin mevcut olup olmadığı tespit edilecektir.

Bilinçli taksirde fail, öngördüğü halde neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmakta, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak olayın şartlarına, tecrübesine, becerisine güvenmekte ve hatta bazen gerçekleşmemesi için çalışmakta ancak neticenin meydana gelmesini önleyememektedir. Failin yolun durumuna göre başka araçlara veya aniden çıkabilecek yayalara çarpabileceğini öngördüğü halde şehir içinde aşırı hızla hareket ederek bir yayaya çarpması eyleminde bilinçli taksirin varlığı kabul edilmelidir. Buna karşılık tenha bir yolda hız kuralını ihlal eden ve bu suretle herhangi bir tehlikeli durumda kaza yapabileceğini öngörmesi gerektiği halde öngöremeden yayaya çarpan fail, basit taksirden sorumlu tutulacaktır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22/3. maddesinde yer alan “bilinçli taksir” tanımının da şu şekilde düzenlenmesi gerektiğini önermekteyiz: “Failin hareketinden tipe uygun, hukuka aykırı bir neticenin gerçekleşmesi ihtimal dâhilinde bulunmakla beraber, failin neticeyi öngörmesine rağmen, bu neticeleri önleyebileceğine yükümlülüklere aykırı biçimde güvenerek, neticenin oluşmaması için çaba sarf etmesine karşın, istenmeyen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır.” Önerilen tanım, bilinçli taksirin, istenmeyen neticenin gerçekleşmemesi için çaba gösterme unsurunu içereceğinden bilinçli taksir ile olası kast ayırımını da sağlıklı bir hale sokacak, hukuk biliminin ve mahkeme içtihatlarının gelişimine uygun bir alan bırakılacaktır.

Hem kasten hem de taksirle işlenebilen adamı öldürme, yaralama, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, genel güvenliğin tehlikeye sokulması, çevrenin kirletilmesi vs. suçlarda eylemin kasten mi yoksa taksirle mi gerçekleştirildiği, somut olayın özelliklerine ve bu özelliklere bağlı ayrıntıların niteliklerine göre tespit edilmelidir. Eylemde failin amacına ulaşmak için sarf ettiği çaba, fail ile mağdurun ilişkisi, failin kullandığı vasıtanın niteliği, darbelerin sayısı ve yöneldiği bölge, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları, olayın gerçekleşme şekli, olay yeri ve zamanı incelenerek suçun işlenmesine gerekçe gösterilen her çeşit muhtemel haklı sebep ve mazeretler hayatın olağan akışı içerisinde değerlendirilmelidir. Çünkü taksirli suçlarla kasıtlı suçlar arasındaki fark, suçun manevi unsurudur. Kasti suçlarda hareket ve irade neticeye yönelik olduğu ve bu sebeple fiilin kasten işlendiğinden söz edildiği halde, taksirli suçlarda hareket iradi olsa dahi belirli bir neticeye yönelik değildir.

***

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “olası kast” ile “bilinçli taksir” kavramlarının düzenlenmesini yerinde bulmakla beraber, kavramların tanımlarının hatalı ve sınırlarının birbirine çok yakın olması nedeniyle, karışıklıklara yol açacak düzenlemeler olduğu kanaatindeyiz. Yukarıda da değinildiği gibi kavramlar tanımlanırken olası kast ile bilinçli taksiri ayıracak kavramların sınırlarını belirleyecek ölçütlere yer verilmesi gerekirdi. Bunlardan birincisi failin düşünüp öngördüğü neticenin gerçekleşmesini istediği mi yoksa kayıtsız mı kaldığının tespitidir. Çünkü bilinçli taksir ile olası kast kavramlarının ortaya çıkmasına sebebiyet veren nokta, failin neticeyi ya hiç istememesi ya da neticeyi göze almasıdır. Bilinçli taksirde fail, hareketi iradi olarak yaparken neticeyi de düşünüp öngörmekte ama istememektedir. Olası kastta ise failin iradesi, hareketle beraber neticenin göze alınmasını da kapsar. Olası kastta netice açıkça istenmemiş ise de fail neticenin gerçekleşebileceğini düşünüp öngörerek bu sonucu umursamadan ve göze alarak hareket etmekte, buna karşılık bilinçli taksirde neticenin gerçekleşmeyeceği inancı bulunmaktadır. Görüldüğü üzere olası kast ve bilinçli taksir kavramları, birbirlerinden farklı psikolojik durumları içermektedir. Bu ayrımı netleştirmek için netice ile fail arasındaki psikolojik durumun belirtilmesi gerekmektedir. Fail düşünüp öngördüğü neticeyi göze alıyorsa, “Olursa olsun” diyorsa, bu neticenin gerçekleşeceğini bilse dahi harekete devam ediyorsa, burada olası kastın varlığı kabul edilir. Yasal tanımların bu ayrımın yapılmasını kolaylaştırması ve sınırlarını çizerek uygulamaya elverişli hale getirmesi için olası kasttaki neticenin dolaylı olarak istenmesi, göze alınması ya da kabullenilmesi unsurlarının tanımda yer alması gerekmektedir.

Olası kast ile bilinçli taksir ayrımını belirlemede ikinci ölçüt ise failin düşünüp öngördüğü neticenin gerçekleşmemesi için çaba sarf edip etmediği hususudur. Bilinçli taksirde fail genel olarak neticenin gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen somut olayda neticenin gerçekleşmemesi için çaba sarf etmektedir. Oysa olası kastta fail düşünüp öngördüğü neticenin gerçekleşebileceğini göze almakta, buna rağmen hareketinden vazgeçmeyerek sonuçlarına kayıtsız kalmaktadır. Olası kastta fail, neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba sarf etmemektedir.