HAKARET SUÇU

HAKARET SUÇU (TCK MADDE 125)

Hakaret suçu TCK’nın 125. maddesinde şöyle düzenlenmektedir; (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, 50 29/6/2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “ya da yakıştırmalarda bulunmak” ibaresi madde metinden çıkarılmıştır. İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.  (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

Hakaret suçunun koruduğu değer saygınlık ve şereftir. Madde gerekçesinde; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” biçiminde açıklama yapılmıştır. Hakaret suçu sözlü ve yazılı olarak işlenebildiği gibi gelişen dünyanın etkisiyle, hayatımıza giren sosyal medya aracılığıyla da yaygın bir şekilde de işlenebilmektedir. Sosyal medyanın yaygınlaşması ile herkes her an hakaret suçuna maruz kalabilir. Hakaret suçu ülkemizde önemsenen bir suç olmadığı gibi en yaygın ve en rahat işlenen suçlardan biridir.[1] Ancak kişiye hitaben söylenen her rahatsız edici ifade hakaret suçuyla korunan hukuki değeri ihlal edildiği anlamına gelmemektedir.  Yani hakaret suçunun oluşması için şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte olmalı veya sövme maksadında söylenen kelimelerden oluşması gerekmektedir.[2]

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Olay günü sanığın, müştekilere söylediği kabul edilen sözlerin, muhataplarının onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba[3] ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olması halinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmaz[4].  Doktrinde fiilin işlendiği çevre ve zamanın şartlarının, mağdurun kişisel durumunun, mesleğinin, siyasi kariyerinin, fail ile mağdur arasındaki ilişkinin, failin yaşının, durumunun ve eğitiminin de göz önünde tutulması gerektiğini ifade etmektedir. [5] Yapılacak değerlendirme sonucunda fiilin objektif olarak şeref ve saygınlığı rencide edecek nitelikte olması gerekmektedir. Mağdurun bundan etkilenmemesi suçun oluşumu bakımından önem arz etmemektedir.[6] Mağdurun şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte olmayan ancak mağdurun alınmasına sebebiyet verecek fillerde hakaret suçunun oluşmasına sebebiyet vermemektedir[7].

Üçüncü fıkrada ise, hakaret suçunun nitelikli şekilleri gösteril­miştir. Hakaret suçu nitelikli unsurlardan birinin kapsamına girecek bir şekilde işlenmişse verilecek cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Söz konusu nitelikli unsurlar hakaret suçunun; kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, dini inancı yaşama, açıklama veya siyasi düşünce ve kanaatlerini açıklamasından dolayı veya kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle işlenmesi durumlarıdır. Bu unsurlardan en az bir tanesi olayda olmuşsa faile verilecek cezanın alt sınırı bir yıldan fazla olamaz.

Dördüncü fıkrada ise hakaret suçun alenen işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Aleniyet belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını sağlamış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.  Önemli olan duyulabilme olanağının olması olup sosyal medya mecralarında da aleniyet unsuru gerçekleşmektedir. Hakaret suçu ister huzurda ister ihtilatla olsun alenen işlenmişse verilecek ceza altıda biri oranında arttırılır. Diğer bir ifadeyle, hakaret fiili aleni bir ortamda gerçekleşmişse fail daha ağır bir cezaya çarptırılır.

5237 sayılı Kanun’un 125/4. maddesinde öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli olmayıp hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması, herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesi gerekmektedir. Somut olayda, hakaret eyleminin gerçekleştirildiği, “Memurların dinlenme saatinde kullandıkları memurlar gazinosunun (lokal)” ne şekilde aleni bir yer olduğu açıklanmadan anılan kanun maddesinin uygulanması, hukuka aykırı bulunmuştur[8].

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org



[1] AVUKAT  CENK AYHAN APAYDIN – YAZAR- CEZA HUKUKU BİLİNCİ PLATFORMU YÖNETİCİSİ

[2] Hakeri,  Hakan /Tekin, Derya, Tartışmalı Sorularda Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler,2.Baskı, , Ankara, 2022, 245,247

[3] Sanık Tülay …n katılan K..n’e hitaben söylediği kabul edilen “terbiyesiz” şeklindeki sözün, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici kaba söz niteliğinde olduğu ve dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine hakaret eyleminin karşılıklı olduğu kabul edilerek ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi…,” bozmayı gerektirmektedir. Yargıtay 4 CD’nin 2016/9515 esas 2020/8059 karar sayılı ilamı.

[4] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 12. 05. 2025 tarihli, 2023/3458 esas ve 2025/8814 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[5] Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümleri, 477,478

[6] Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, .477; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 641

[7] Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümleri,.477; Tezcan/Erdem/Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Özel Hukuku,  644

[8] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 06. 01. 2025 tarihli, 2022/13422 esas ve 2025/1 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

KASTEN İNSAN ÖLDÜRME SUÇLARINDA MAHKEMENİN YOL HARİTASI ( I. BÖLÜM)

KASTEN İNSAN ÖLDÜRME SUÇLARINDA

MAHKEMENİN YOL HARİTASI ( I. BÖLÜM)

1.  Mahkemece ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışılması gerekir.

2.  Mahkemece hükme esas alınan ve/veya reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi gerekir. Kararın gerekçeli olması ve somut olay ile bağlantılı olması şarttır.

3.  Mahkemece yapılan yargılama sonucu oluşan vicdanı kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak somut ve kesin verilere dayandırılması gerekir.

4.  Eylemlerin sanık tarafından nasıl gerçekleştirildiğinin deliller ve hayatın olağan akışı çerçevesinde belirlenmesi gerekir.

5.  Dosya kapsamında bulunan uzmanlık raporlarının yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olup olmadığının netleştirilmesi gerekir

6.  Eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlenmesi gerekir. Sanık veya sanık müdafisinin taleplerine olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi şarttır.

7.  Meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının bulunup bulunmadığı ayrıntılı olarak gerekçeleriyle belirtilmelidir. Hukukun gelişmesi ve adaletin tecellisi açısından hukuki kavramların netleştirilerek dosyadaki veriler ışığında incelenmesi gerekir.

8.  Haksız tahrikin uygulanıp uygulanmaması açısından dosya kapsamından maktulden sanığa yönelen haksız söz ya da eylemin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

9.  İstinaf ve/veya temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunup bulunmadığı incelenmelidir.

10. İstinaf veya temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta olup istinaf ve/veya temyiz istemlerinin süresinde olup olmadığı incelenmelidir.

11. Temyizde re’sen temyiz mümkün değilken, istinafta re’sen istinaf mümkündür.

12. Temyizde, hükmü temyiz etmeyen diğer sanıklara sirayet mümkün iken, istinafta mümkün değildir[1].

13. Mutlak hukuka aykırılık halleri hariç olmak üzere temyiz kanun yolunda temyiz eden, hükmün hangi nedenlerle bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorundayken, istinafta bu nedenleri göstermek zorunlu değildir.

14. Temyiz mahkemesi olarak Yargıtay’ın görevi, dosya üzerinden hukuk normlarının doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemektir. Çünkü delillerin tekrar veya ilk kez ortaya konularak kovuşturma evresindeki gibi bir araştırma yapılması, temyiz aşamasında olanaksızdır. Maddi olaya ilişkin tespitlerin doğru olup olmadığını irdelemek, kural olarak temyiz mahkemesinin görevi değildir. İlk derece mahkemesi hâkimi, delillerin değerlendirilmesinde serbesttir. Olayı açıklığa kavuşturmak, onun sorumluluğu ve yetkisi kapsamındadır. Temyiz hâkiminin bu özgürlüğe müdahale etmemesi gerekir[2].

15. Temyiz yargılamasında, bir olay yargılaması kural olarak duruşma yapılmamaktadır. Bu nedenle dava, yeni baştan görülmemektedir. Mahkemelerin verdikleri son kararlar temyiz kanun yolunda tarafların ileri sürdükleri sebepler yalnızca mutlak hukuka aykırılık yönünden incelenmektedir.[3].

16. İstinaf yargılamasında, olay/öğrenme yargılaması (duruşma) yapılabilmektedir. Mahkemelerin verdikleri son kararlar, hem maddi hem de hukuki yönden istinaf kanun yolunda incelenebilmektedir[4].

17. Eylemin sanıklar tarafından iştirak halinde işlenmesi hallerinde iştirak şekillerinin gerekçeli olarak belirlenmesi ve cezanın doğru bir şekilde saptanması gerekir.

18. Mahkeme iddianamede belirtilen fiil ile bağlı olup eylemin oluş şekline göre kasten yaralama sonucu ölüm mü, kasten insan öldürme mi, kasten öldürmeye teşebbüs mü veya taksirle ölüm mü olduğunun belirlenerek suç vasfı ile yaptırımların doğru bir şekilde saptanması gerekir.

19. İstinaf kanun yoluyla amaçlanan belli bir olayla ilgili doğru bir kararın verilmesi olup temyizde olduğu gibi ülke içinde hukukun aynı şekilde uygulanmasının sağlanması değildir[5].

20. Temyizde delillerle temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılmamasına karşılık, istinafta gerektiğinde delil de incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmektedir[6].

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Ünver/Hakeri, 14. Baskı, 774.

[2]     Centel/Zafer, 13. Baskı, 838.

[3]     Çınar, Ali Rıza. Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu,  1. Baskı, Ankara,  2006, 177-178.

[4]     Çınar, 178.

[5]     Toroslu/Feyzioğlu, 338.

[6]     Yenisey/Nuhoğlu, 6. Baskı, 846.

CEZA MUHAKEMESİNDE İSTİNAF VE TEMYİZ KANUN YOLLARI ARASINDAKİ FARKLAR

CEZA MUHAKEMESİNDE İSTİNAF VE TEMYİZ KANUN YOLLARI ARASINDAKİ FARKLAR

Temyiz kanun yolu, “hukuki derece yolu”dur. Temyiz yargılamasında, bir olay yargılaması (kural olarak duruşma) yapılmamaktadır. Bu nedenle dava, yeni baştan görülmemektedir. Mahkemelerin verdikleri son kararlar temyiz kanun yolunda yalnızca hukuka aykırılık yönünden incelenmektedir. Maddi olguların saptanması yani maddi sorun ve kanıtların ele alınması temyiz yolunda kabul edilmemiştir. İstinaf yargılamasında ise, olay/öğrenme yargılaması (duruşma) yapılabilmektedir. Mahkemelerin verdikleri son kararlar, hem maddi hem de hukuki yönden istinaf kanun yolunda incelenebilmektedir. Bu nedenle “istinaf yolu” asıl derece yoludur[1]. Diğer bir ifadeyle, istinaf mahkemesinin, uyuşmazlığı maddî ve hukukî yönleri ile tekrar ele almasına ve karar vermesine “davanın yeniden görülmesi” olarak nitelendirilmekte, istinaf yargılamasında “davanın yeniden görülmesi” kuralı geçerli olup temyiz kanun yolunun aksine bozma istisnadır[2].

Temyizde sadece hukuksal denetim yapılırken, istinafta hem hukuksal, hem de maddi denetim yapılır. Amacına uygun işletildiğinde temyiz kanun yolundan beklenen denetim bir yerel mahkeme hükmünün hukuksal açıdan maddi hukuk veya usul hukuku kurallarına uygunluğunu denetlemektir. Doğal olanı Yargıtay’ın temyiz kanun yolu kapsamında delil ve ispat konularına karışmaması, önündeki temyiz davasının konusunu oluşturan hükmün içerik gerekçeleri ve veriliş biçiminin hukuka uygunluğunu ilke bazında değerlendirerek hem hukukun birlik ve bütünlüğünün sağlanmasına hizmet etmek, hem de somut olay bakımından hakkaniyete uygun/adaletli bir karar vererek hukuka aykırılıkları gidermektir. Bu anlamıyla temyiz kanun yolu bağlamında Yargıtay, maddi değil, bir hukuki derece mahkemesidir ve istinaftan farklı olarak ilk derece mahkemesindeki dava konusu olayı sil baştan yeniden yargılayıp delilleri değerlendirerek sübut konusunda vicdani hüküm tesis etmez. Yargıtay hukuksal incelemesine önündeki hüküm bakımından ispat konularının sübuta erdiği varsayımından hareketle başlar. Dolayısıyla Yargıtay’ın olay yargılaması yapmadığı ve temyiz kanun yolundaki inceleme konusunun yerel mahkemenin verdiği ve henüz kesinleşmemiş hüküm olduğu gözden kaçırılmamalıdır[3]. İstinaf kanun yoluyla amaçlanan belli bir olayla ilgili doğru bir kararın verilmesi olup temyizde olduğu gibi ülke içinde hukukun aynı şekilde uygulanmasının sağlanması değildir[4]. Diğer bir ifadeyle, temyizdeki esas gayeyi hukukun ülkede aynı şekilde uygulanmasının sağlanarak yüksek mahkeme kararlarıyla hukukun gelişimine rehberlik edilmesi oluşturmaktayken, istinaftaki gayeyi somut olayda doğru ve adil bir kararın verilmesinin sağlanması oluşturmaktadır[5].

Tamamen maddi soruna ilişkin olan aykırılıkların temyiz kanun yolunda denetlenmesi mümkün değildir. Ancak, mahkemenin, elindeki maddi olguları hukuk kurallarına uygun olarak değerlendirip değerlendirmediği ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığı Yargıtay tarafından incelenmek zorundadır. Aynı şekilde hukuka aykırılığın, yargılama kurallarının doğru uygulanmaması nedenine dayandığının ileri sürülmesi hâlinde de Yargıtay hem yargılama kuralarına uyulup uyulmadığına hem de bu kuralların uygulanmasına esas teşkil eden ve daha önce mahkemece tespit edilmiş olan maddi vakıaların doğru değerlendirilip değerlendirilmediğini inceleyebilecektir[6]. Bölge Adliye Mahkemeleri kurulmasına ve istinaf kanun yolu işletilmeye başlanmasına rağmen, Yargıtay çoğu olayda, somut dosya bakımından delillerin değerlendirmesi konusuna bizzat gelişmekte ve yerel mahkeme yerine geçerek, delillerin inandırıcılığı konusunda görüş açıklamakta olup bu kararlar hukuka aykırıdır. Delillerin ispat gücü, yönü ve değerlendirmesi, tümüyle yerel mahkeme hâkimine bırakılmalıdır[7].

Klâsik temyizdeki gayeyi, hukukun ülke içinde bir örnek uygulanmasının sağlanması ve yüksek mahkeme kararları ile hukukun gelişmesine rehberlik etmek; istinafta ise gayeyi, somut olayda adil karar verilmesini sağlamak oluşturmaktadır. İlk derece mahkemelerince verilen son kararlarla, fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği sorununu oluşturan maddi meseleyle beraber, suçu işlediği kabul edildiğinde suçun niteliğinin ne olduğu ve cezanın belirlenmesi konularını içeren hukuki mesele hükme bağlanmaktadır[8].

Temyiz mahkemesi olarak Yargıtay’ın görevi, dosya üzerinden hukuk normlarının doğru uygulanıp uygulanmadığını denetlemektir. Çünkü delillerin tekrar veya ilk kez ortaya konularak kovuşturma evresindeki gibi bir araştırma yapılması, temyiz aşamasında olanaksızdır. Maddi olaya ilişkin tespitlerin doğru olup olmadığını irdelemek, kural olarak temyiz mahkemesinin görevi değildir. İlk derece mahkemesi hâkimi, delillerin değerlendirilmesinde serbesttir. Olayı açıklığa kavuşturmak, onun sorumluluğu ve yetkisi kapsamındadır. Temyiz hâkiminin bu özgürlüğe müdahale etmemesi gerekir[9]. Temyizde delillerle temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılmamasına karşılık, istinafta gerektiğinde delil de incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmektedir[10].

Temyizde re’sen temyiz mümkün değilken, istinafta re’sen istinaf öngörülmüştür. Temyizde direnme mümkün iken, istinafta mümkün değildir. Temyiz müracaatında temyiz eden, hükmün neden bozulmasını istediğini başvurusunda göstermek zorundayken, istinafta bu nedenleri göstermek zorunlu değildir. Bununla bağlantılı olarak temyizde kural olarak sadece tarafların ileri sürdükleri nedenler dolayısıyla denetim yapılabilecekken (istisna: CMK 289), istinafta tarafların ileri sürdükleri hususlarla bağlılık söz konusu değildir. Temyizde yeniden yargılama mümkün değilken, istinafta mümkündür. Kural olarak, ceza mahkemelerinde verilen hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Ancak, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilmesi için yasanın bunu açıkça belirtmesi gerekir (CMK 267). İstinafa tabi kararlarda ise, böyle bir ayırım bulunmamaktadır. Temyizde, hükmü temyiz etmeyen diğer sanıklara sirayet mümkün iken, istinafta mümkün değildir[11]. Temyiz kanun yoluyla karşılaştırıldığında, istinaf kanun yolunda daha geniş bir denetim imkânı bulunmaktadır[12]. Doğrudan doğruyalık ve sözlülük ilkelerinin geçerli olduğu istinafta inceleme duruşmalı yapılırken, temyiz incelemesinde duruşma yapılması istisnadır[13].

İstinaf, olağan bir kanun yolu olup ilk derece yargılamasının hem maddi hem hukuksal açıdan tekrarını gerektiren özellikle de elde edilebilecek yeni ispat araçlarıyla birlikte ispat konusunda yeniden değerlendirmenin yapıldığı ve akabinde hukuksal nitelemeye ulaşılan bir ikinci derece kanun yolu yargılamasıdır. Bu yargılamada birinci derece yargılamadaki kovuşturma evresi adeta tümüyle tekrar edilir, bazen yeni deliller elde edilir, kanun yolunun kendine özgü bazı etkileri (örneğin, aleyhe ağırlaştırma yasağı) hariç maddi ve hukuksal açıdan yeni bir karar verilir. Özelikle sübut konusunda, istinaf, yerel mahkemenin sadece sübut konusundaki hatalarını bulmak ve bunu düzeltmek amacını gütmez. İstinafta daha çok, tamamen yeni ve kendine özgü bir yargılamayla tüm dosya kapsamı incelenir ve varsa yeni delillerle birlikte yepyeni bir hüküm verilir. Burada şüphesiz yerel mahkemenin tabi olduğu ispat kuralları aynen geçerlidir[14].

İstinaf yolunun benimsenmediği sistemlerde, denetim görevini üstlenen Yargıtay yalnızca hukuki meseleyi denetlemektedir. İstinaf ilk derece mahkemesinin nihai kararlarının denetlenmesini sağlayan ilk ve asıl denetim yoludur. Yani temyiz kanun yolundan farklı olarak istinafta hem yerel mahkemece yapılan maddi tespitler ve hem de uygulanan normun yerindeliği açısından bir denetleme yapılmaktadır[15].

İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemelerince verilen son kararlar hem maddi yönden yani mahkemelerin delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki yanılgıları bakımından hem de hukuki yönden yani mahkemelerce sabit kabul edilen olaylarla ilgili olarak hukuk normlarının uygulanmasında hata yapılıp yapılmadığı yönünden inceleme yapılacaktır. Bu incelemeyle, Yargıtay’ın maddi sorunlarla ilgilenmeyip yalnızca hukuki sorunlarla uğraşması yani tam anlamıyla bir temyiz makamı gibi davranması sağlanacaktır[16].

Kanun koyucu; temyizden farklı olarak, istinaf mahkemesi Cumhuriyet başsavcılıklarına sunulması gereken belge ve delilleri ekleme yetkisi vermiştir (CMK md. 278). İstinaf mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca belge ve delil eksikliğinin giderilmesi, muhakemenin hızlandırılmasını sağlayacak bir tedbirdir. Temyiz mahkemesinde ek delil sunarak bunların tartışılmasını sağlamaksa mümkün değildir. Buna karşın istinaf mahkemesinde ilk derece mahkemesinde tartışılmamış bilgi ve belgeleri tartışmak ve ek delil sunmak, gerekirse tutuklama kararı bile vermek söz konusu olmaktadır[17].

İstinaf kanun yolunda, istinafa yönelik itirazları içeren başvurunun yerinde olduğu sonucuna varıldığı takdirde, bölge adliye mahkemesince kural olarak istinafa konu karar ortadan kaldırılır ve yeni bir karar verilir. Buna karşılık Yargıtay, temyize konu kararın yerinde olmadığı sonucuna vardığı takdirde, kural olarak bozma kararı verir. Diğer bir ifadeyle, davayla ilgili yeni bir karar verme yoluna gitmez ve dosyayı karar vermek üzere bölge adliye mahkemesine gönderir[18].

CMK’nın 289. maddesinde öngörülen haller hariç olmak üzere temyizde, yargılama gerekçeye bağlı olarak yapılabilir. İstinaf mahkemesinde ise, yargılama gerekçeye bağlı olarak yapılmaz[19]. İstinaf mahkemesi kendiliğinden her tür araştırmayı yaparak hükmü inceleyerek karar verebilir[20]. Diğer bir ifadeyle, temyiz bakımından Yargıtay’ın, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında inceleme yapacağı şeklinde CMK’nın 301. maddesinde yer verilen düzenlemeye istinaf bakımından yer verilmediğinden istinaf mahkemesi gerek Cumhuriyet savcısı gerekse de tarafların istinaf yoluna başvururken göstermiş oldukları gerekçelerle sınırlı olmaksızın inceleme yapabilir[21]. Kanun istinaf eden ilk derece Cumhuriyet savcısına neden göstermek mecburiyeti yüklemesine rağmen, temyizde hem Cumhuriyet savcısına hem de bütün süjelere neden ve gerekçe gösterme yükümlülüğü getirmiştir[22].

Temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay’a gelen dosya, tebliğname düzenleyerek tarafların temyiz istemiyle ilgili görüşlerini bildirmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir (CMK m.297). Oysa istinaf başvurusunda bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığınca varsa dosyadaki tebligat eksiklikleri giderildikten sonra, herhangi bir tebliğname düzenlenmeden dosya bölge adliye mahkemesinin ilgili ceza dairesine gönderilmektedir.

İstinaf kararlarına karşı yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilebilmesine rağmen temyiz mahkemesi olan Yargıtay kararlarına karşı kural olarak yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez.

DOÇ. DR. Cengiz APAYDIN
İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET SAVCISI
CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV
HUKUK VE ADALET BİLİNCİ TV
GENÇLİK CEZA PLATFORMU
cezahukukubilinci.org


[1]        Çınar, Ali Rıza. Ceza Yargılamasında Temyiz Yolu. Ankara: 1. Baskı, 2006, 177-178.

[2]        Özen, 2349.

[3]        Ünver/Hakeri, 14. Baskı, 773.

[4]        Toroslu/Feyzioğlu, 338.

[5]        Sarıgül, Tanju. Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf. Ankara: 2009, 5. .

[6]        Taner, Fahri Gökçen, “5271 sayılı CMK’nın Temyiz Kanun Yoluna İlişkin Hükümlerinin Yürürlüğe Girmesiyle Ortaya Çıkan Farklılıklar”, Ankara Barosu Dergisi, Nisan 2017, 57.

[7]        Ünver/Hakeri, 14. Baskı, 774.

[8]        Özen, 2348.

[9]        Centel/Zafer, 13. Baskı, 838.

[10]      Yenisey/Nuhoğlu, 6. Baskı, 846.

[11]      Ünver/Hakeri, 14. Baskı, 774.

[12]      Oktar, 204.

[13]      Özen, 2351.

[14]      Ünver/Hakeri, 14. Baskı, 766.

[15]      Özen, 2349.

[16]      Toroslu/Feyzioğlu, 337-338.

[17]      Özen, 2349.

[18]    Artuç, Mustafa/Elmas, Mehmet Tevfik, Ceza Muhakemesinde Duruşma Yönetimi ve İstinaf, Ankara 2017, 377.

[19]      Özen, 2350.

[20]      Ersan, Gökçen, “Ceza Muhakemesi Hukukunda İstinaf”, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Ceza Adaleti ve Yönetimi Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008, 11-12.

[21]      Özen, 2352.

[22]      Yenisey/Nuhoğlu, 6. Baskı, 855.

CEZA ADALET SİSTEMİNİN ETKİN OLMASI İÇİN ÖNERİLER

CEZA ADALET SİSTEMİNİN ETKİN OLMASI İÇİN ÖNERİLER

1-Hakaret eyleminin tüm şekilleriyle suç olmaktan çıkarılması, sövme eyleminin ön ödeme kapsamına alınması gerekir.

2–Cumhuriyet savcılarına internette işlenen hakaret ve tehdit suçlarıyla ilgili kamu yararının bulunmadığı durumlarda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verebilmesi yönünde takdir hakkı tanınmalıdır.

3-Ülkemizde yaşanan kasten insan öldürme suçlarının yüzde doksanı ruhsatsız silahlarla işlenmekte olup ruhsatsız silah taşımanın cezası 4 yıl ile 8 yıl arası hapis ve ruhsatsız silah bulundurmanın cezası 3 yıl ile 6 yıl hapis cezası şeklinde ağırlaştırılarak düzenlenmelidir. Ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmak öncü suç olup esas suç ya da amaç suç kasten insan öldürme ve yaralama suçudur. Bu nedenle ruhsatsız silah taşımak veya bulundurmak suçları CMK da düzenlenen katalog suçlar kapsamına alınmak suretiyle tutuklama nedeni haline getirilmelidir.

4-Bilişim sistemlerinin kullanımının yaygınlaşması nedeniyle bilişim yoluyla işlenen suçların sayısı ve çeşidi hızla artmaktadır. Bilişim suçlarıyla mücadelede bilişim uzmanları olan bilgisayar ve yazılım mühendislerinin adalet bakanlığı bünyesinde istihdam edilerek delillerin tespiti ve olayın aydınlatılarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında doğrudan savcı veya mahkemeyle birlikte hareket edebilecekleri yasal bir düzenlenmenin yapılması gerekir 

5Sulh ceza mahkemelerinin yeniden kurularak üst sınırı 2 yıl hapis cezası olan suçlar ve adli para cezası gerektiren suçlarda sulh ceza mahkemesinin görevli olduğu belirlenerek binlerce savcının asliye ceza mahkemelerinde duruşmalara çıkarak soruşturmaya harcayacakları emek ve mesai israfının önüne geçilmiş olacaktır. Cumhuriyet savcılarının iş yükünün azalması daha etkin soruşturma yapmalarını sağlayacaktır.

6-Tebligat kanunu hükümlerinin PTT memurları tarafından yeterince bilinmediği ve uygulanmadığı gözetilerek Adalet Bakanlığı bünyesinde adli tebligat memurlarının görevlendirilmesi gerekir.  Tebligat tüm yargı işlemlerinin sonuç doğurabilmesi için gerekli ve önemli bir işlem olup usulsüz tebligat nedeni ile binlerce yargısal işlem geçersiz sayılarak hak kaybı oluştuğu gibi yargıdaki iş yükü de artmaktadır. Ayrıca adli sistemdeki tüm işlemlerin tebligat ile anlam ifade ettiği göz önüne alındığında bu durumun Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışan adli tebligat memurları ile etkin bir hale getirileceği açıktır.

7-Önleyici hukuk çalışmaları kapsamında ortaöğretim, lise ve üniversite müfredatına ceza hukuku bilinci dersinin sokulması gerekir. Gençlerin ve çocukların kendilerine yönelik işlenen suçlara karşı çıkabilmeleri için haklarını ve özgürlüklerini bilmeleri gerekir. Kendi haklarını ve özgürlüklerini bilen genç başkalarının da hak ve özgürlüklerine de saygı duymayı öğrenecektir. Ceza hukuku bilincine sahip olan çocuklar ve gençler, aile içerisinde, okulda ve yaşamın diğer alanlarında insan hakları ve hukuk güvenliği anlayışlarını geliştirerek, özgür, gelişmiş ve daha az suç işleyen bir toplum yaratabilirler. Ceza hukuku bilincine sahip olan insanların sayısının fazla olduğu ülkelerde daha az suç işlenmektedir. Çünkü demokrasi, hoşgörü, uzlaşma ve farklılıklara karşı saygı kültürü gelişmiştir.

8-Hâkim ve savcıların işleriyle ilgili sorunlar, tespitler ve çözüm önerileri konusunda her yıl bir sayfayı geçmeyecek şekilde çalışma yapılmasının yasal düzenlemeler ve uygulamalar açısından hukuki ve fiili yarar sağlayacağını düşünmekteyiz.

9 -Hâkim ve savcıların uzmanlıklarının yasal bir zemine ve güvenceye kavuşturulması gerekir. Örneğin bir asliye ceza mahkemesi hâkimi istemedikçe hukuk hâkimi olarak atanamamalıdır. Yine aynı kapsamda olmak üzere Cumhuriyet savcıları belli alanlarda uzmanlaştırılmalıdır. Örneğin bilişim savcısı, uzlaştırma savcısı veya infaz savcısı şeklinde en az üç alanda uzmanlaşarak iş bölümünde ve diğer alanlarda görevlendirme yapılamaması hususu yasal bir zemine ve güvenceye kavuşturulmalıdır.

10. Vergi Kanunu’na muhalefet suçları açısından şirket kurmanın sıkı şekil şartlarına tabi tutulması gerekir. Şirket kuran kişinin gerçek kimliğinin araştırılması, malvarlığı yönünden ve yapmayı amaçladığı işler açısından yeterli bir inceleme yapılması gerekir. Çünkü uygulamada hayali işler açısından cahil kişiler iş bulma ve/veya para vaadi ile kandırılmak suretiyle şirketler kurulmakta olup hayali ve sahte faturalar ile vergi kanununa aykırılık oluşturan suçlar işlenmektedir. Ayrıca bu durum terör örgütleri, suç örgütleri ve mafya açısından da bir finans kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

GENÇLİK CEZA PLATFORMU

cezahukukubilinci.org

OLAĞAN VE OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI