- Genel Olarak
Boşanma veya ayrılık davası açılınca
hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına,
geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına
ilişkin geçici önlemleri re’sen alır (TMK m. 169). Bu hüküm, hâkime takdir
yetkisi tanıyarak bu durumların çözüme kavuşturulması için hâkimin geçici önlem
alarak re’sen müdahalesini mümkün kılmaktadır. O halde davanın açılmasıyla
birlikte hâkimin, dava süresince eşlerin mali ve kişisel haklarının korunması
ve evlilik birliğinin devamının sağlanması için bir önlem alınmasına gerek olup
olmadığına bakmaktır. Bu yönde bir önlem
alınmasının gerekli olması halinde hâkim öncelikli olarak eşlerin alınacak
önleme ilişkin bir fikir birliği içinde olup olmadığını dikkate almalıdır.
Tarafları dinleyerek önlemin gerekliliği ve şekline karar verecek olan hâkim,
onların alınacak önleme ilişkin uzlaşmalarını da isteyebilir[2].
Boşanma davalarındaki geçici önlemleri,
boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama
sürecinde hukuki koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin ve
çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak
korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini
ortaya koymuştur.
Boşanma davası ile birlikte eşler
arasındaki çekişme ve anlaşmazlığın görünür hale gelmesi eşleri birbirine hasım
hale getirebilmektedir. Özellikle kadının ve çocukların boşanma sürecinden
zarar görme olasılıkları yüksek olup kadın ve çocukların olası tehlikelere
karşı korunması gerekir. Bu nedenle Medeni Kanun, boşanma davası açıldıktan
sonra hâkimi gerekli geçici önlemleri almaya yükümlü kılmıştır[3]. Hukuki
korumu tedbirleriyle, geçici de olsa, boşanma davası görülürken hem evlilik hem
de eş ve çocukların maddi ve manevi bakımdan zarar görmeleri engellenmiş
olacaktır[4].
Yargılama süresince eşler arasında geçici bir düzen sağlayan aile
hukukuna özgü bu geçici hukuki korumalar aynı zamanda yargılamanın boşanmayla
sona ermemesi durumunda eşlerin ortak hayatı tekrardan kurmaları bakımından
yardımcı olma işlevini de sahiptir[5].
Boşanma davası açılmış olsa da yargılama sürecinde evliliğin sona
ermemiş olmasından kaynaklı olarak taraflar ve çocukları açısından evlilik
birliğinden hak ve borçlar doğmaya devam etmektedir[6].Yasa koyucu
alınacak önlemleri teker teker sayıca sınırlı olarak saymamış, örnek
niteliğindeki bazı önlemleri belirterek genel çerçeveyi belirlemek suretiyle
önlemlerin tespiti ve sınırlarının tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır[7].
Uzun süren yargılama süreci eşler
arasında sona ermeyen fakat fiili ya da hukuki değişikliğe uğrayan evlilik
birliğinin bu değişikliklere uygun şekilde devam ettirebilmesi ihtiyacını daha
da ortaya koyar. Eşlerin fikir birliğinde olmadığı konularda da TMK md.169
uyarınca hâkimin takdir yetkisi neticesinde müdahalesi mümkün olacaktır. Madde
metninden açıkça anlaşıldığı üzere hâkim, eşlerin barınması, geçimi, mallarının
yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin alınmasını gerekli gördüğü
geçici önlemleri alacaktır. Bu önlemler ise somut olarak ortak konutta hangi
eşin kalacağının belirlenmesi, çocukların bakımının nasıl sağlanacağı ya da
eşin diğer eşin geçimine ne derece katkıda bulunacağının belirlenmesi gibi
konularda karşımıza çıkmaktadır[8].
Hâkimin somut olayın özelliklerine göre
bir veya birden fazla geçici koruma tedbirine hükmetmesi ve değişen şartlara
göre tedbirlerin çeşidini ve süresini güncellemesi gerekir. Hâkimi bunu resen
yapmak zorunda ise de; tarafların talepleri ve uzman görüşmeleri geçici korumu
önlemlerinin alınmasında ve devamında hayati önem arz etmektedir.
TMK m. 169 hâkime re’sen harekete geçme
yetkisi tanısa da eşlerin mahkemeden boşanma yargılaması süresince bu düzenleme
uyarınca geçici önlem alınmasını veya hükmedilen geçici hukuki korumanın
değiştirilmesini talep etmelerine de bir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki
uygulamada genellikle TMK m. 169 uyarınca geçici önlem alınmasını eşler talep
ettiğinden hâkimin re’sen harekete geçme yetkisini kullanmasına çoğunlukla
gerek kalmamaktadır[9].
TMK m. 169 uyarınca hükmedilebilecek
geçici önlemlere ancak boşanma davası açıldıktan sonra karar verilebileceğinden
görevli ve yetkili mahkeme bu davayı görmekle görevli ve yetkili mahkemedir.
Görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama
Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinin ilk bendi uyarınca aile mahkemesi olup
yetkili mahkeme ise TMK m. 168 uyarınca “eşlerden birinin yerleşim yeri veya
davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir[10].
Boşanma davalarındaki geçici önlemler, kesin hüküm niteliğinde olmayıp talep
üzerine veya resen mahkemece değiştirilebilmektedirler.
TMK’nın.169. maddesi gereğince
alınabilecek geçici önlemlere bir çerçeve çizmenin mümkün olmayıp[11] hâkim,
takdir yetkisi çerçevesinde gerekli gördüğü önlemleri dava başında talep
üzerine ve/veya re’sen alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçesini ve
eklerini inceleyerek somut olayın özelliklerine göre davanın başında veya
devamında gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar
açısından alınması gereken önlem veya önlemleri tespit etmelidir.
- Eşlerin
Barınmasına İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri
Boşanma davasının açılması ile eşlerin
birlikte yaşama ara verme haklarının doğar. Hâkimin kararına dayanmayan bu
geçici önlem açısından boşanma davasının çekişmeli veya anlaşmalı olması
belirleyici olmayıp ayrı yaşama yetkisi ilgili davanın haklı olup olmamasından
da bağımsız şekilde mevcuttur. Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma davasının
reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural olarak sona
erecektir[12].
Hâkimin eşlerin barınmasına ilişkin bir
önlem alması gerekir. Diğer bir ifadeyle, aile konutu olan ortak konutta hangi
eşin oturacağının belirlenmesi gerekir[13].
Hâkim, talep olmasa bile somut olayın özelliklerine göre davanın devamı
süresince eşlerin barınmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden almak zorundadır[14].
Eşlerin yaşam koşulları üzerinden ayrı yaşam düzeninde anlaşamaması halinde
hâkim bir hukuki koruma tedbirine hükmetmek durumundadır.
Hâkim ortak konuta kimin oturacağına ilişkin
değerlendirmeyi dosyadaki deliler ve hayatın olağan akışı çerçevesinde yapar.
Bu kararı verirken hâkim somut olayın özelliklerine ve tarafların özel
durularına göre değerlendirmeler yaparak tarafları koruyu önlemlere
hükmetmelidir. Örneğin koca mülkiyetinde olan konutu aynı zamanda işyeri olarak
kullanıyorsa home ofis olan evi başka bir yere taşıyarak zarara uğrayabilir. Bu
durumda hâkimin kocanın aile konutunda oturmaya veya çalışmaya devam etmesine,
buna karşılık karının başka bir eve çıkmasına karar vermesi gerekir. Bu kararın
verilmesinde konutun mülkiyetinin hangi eşe ait olduğunun veya kim tarafından kiralandığının bir önemi bulunmamaktadır[15].
Ayrıca hâkimin, eşlerin barınması konusunda önlem kararı almasında eşlerin
ayrı yaşamakta haklı olup olmadıklarının, davayı kimin açtığının veya kimin
kusurlu olup olmadığının da bir önemi bulunmamaktadır[16].
Alınacak önlem barınma ihtiyacı olan eşin bu ihtiyacının giderilmesine
yöneliktir. Yapılan inceleme sonucunda hangi eşin barınma ihtiyacı içinde
olduğu tespit edilmeli ve konut ona tahsis edilmelidir. Bu tahsis konutun
tamamının tahsisi şeklinde olabileceği gibi, konutun bir bölümünün tahsisi
şeklinde de olabilir. Hâkim, gerekli gördüğü takdirde ortak konutun tahsisinin yanında
eşlerin dağ evi, yazlık evi gibi oturulabilir diğer konutlarının da tahsisine
veya kullanımına ilişkin karar alabilir[17].
Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma
davasının reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural
olarak sona erecektir. Ancak ortak hayat sebebiyle eşlerden birinin kişiliği,
ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşerse ilgili
eş ayrı yaşamaya ancak TMK m. 197 gereğince evlilik birliğinin koruma önlemi
altında devam edebilecektir[18].
Eşlerin kanun gereği sahip olduğu
yetkiye dayanarak aile konutundan ayrılması, ilgili taşınmazın niteliğini kural
olarak değiştirmez. TMK m. 194/f. 1 gereğince malik eş, boşanma yargılaması
boyunca da diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemeyecek
veya üzerindeki hakları sınırlandıramayacak; kira sözleşmesine dayalı
kullanılan aile konutunun kullanımının sözleşmeye taraf olmayan eşe özgülenmesi
durumunda ise hem TMK m. 194/f. 1 hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun
349. maddesinin ilk fıkrasına göre âkit eş diğerinin açık rızası olmadıkça
sözleşmeyi feshedemeyecektir[19].
Hâkim, boşanma davası açılınca davanın
devamı süresince aile konutunun eşlerden birine bırakılması ile birlikte
uyuşmazlık hâlinde evde kalması gereken veya evden ayrılan eşe verilmesi
gereken eşyalar konusunda da kendiliğinden bir karar vermelidir[20]. Diğer
bir ifadeyle hâkim, eşyaların eşler arasında dava sonuçlanıncaya kadar geçici
olarak paylaşımına karar verirken, eşyaların mülkiyetinin kime ait olduğuna
bakmak zorunda değildir. Tarafların ihtiyaçları göz önünde tutulmak suretiyle
eşyaların kullanımını taraflar arasında gerekli gördüğü biçimde belirleme
hususunda hâkimin geniş takdir hakkı bulunmaktadır[21].
Boşanma davası açılınca barınmaya
ilişkin alınabilecek barınma önlemlerinden biri de eşlerden birine ait olan
aile konutunun tapu kaydına davanın devamı süresince geçerli olacak şekilde
geçici olarak aile konutu şerhi konulmasıdır[22]. Geçici
olarak aile konutu şerhi konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine
ait olması veya taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut
eşlerin anne veya babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu
şerhi konulamaz. Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi
amacıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz.
Taraflardan birinin ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak
aile konutu şerhi konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve
çocuklar açısından büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini
barındırmaktadır.
Müşterek çocukların bulunmadığı
evliliklerde, sınırlayıcı olmamak kaydıyla, tarafların iş, yaş, sağlık
durumları ve yeni bir konut bulabilme olanağının varlığı araştırılmakta olup
aile konutunun kullanımının tahsisinin kime daha yararlı olacağı tespit
edilemiyorsa somut olayda kimin konuttan ayrılmasının beklenebilir olduğu
belirlenmelidir. Hâkimin somut olayda özellikle eşlerin sosyal ve mali
durumlarını değerlendirmesi sonucunda aile konutu tahsis kararı vermesi de
mümkündür[23].
Aile konutunun kullanımının tahsisine
ilişkin değerlendirmede bulunurken tahsis kararı açısından ortak konut
üzerindeki mülkiyet hakkının veya sınırlı aynî hakkın kime ait olduğu veya
zilyetliğin dayandığı borç ilişkisine kimin taraf olduğu önem taşımamaktadır.
Boşanma yargılaması boyunca evlilik birliği varlığını koruduğu için aile
konutuna ilişkin bütün koruyucu hükümler etkisini sürdürür. Bu korumanın somut
olayda yetersiz kaldığına kanaat getirilmesi durumunda hâkimin bu taşınmaza
ilişkin gerekli her türlü geçici hukuki korumayı almasına da bir engel
bulunmamaktadır[24].
Geçici olarak aile konutu şerhi
konulmasına ilişkin kararlar aile mahkemesi tarafından somut olayın özellikleri
ve tarafların talepleri gözetilerek hâkim tarafından kaldırabilir,
değiştirebilir veya yerlerine yenilerini koyulabilir[25]. Aile
mahkemesi tarafından verilen aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar
itiraza tabi olup bir sonraki numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz
incelemesine konu olabilmektedir. İtiraz üzerine mahkeme hukuka uygunluk ve
yerindelik denetimi yapılmak suretiyle dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya
sonradan sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının
yerinde kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların
sosyo-ekonomik ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca
aile konutuna ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer
eşin ailesi ile birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut
ihtiyacının farklı bir şekilde çözülmesi gerekir.
Aile konutunun eşlerden birine geçici
olarak tahsis edilmesi halinde taşınmazın bakımı da dâhil olmak üzere gerekli olan
çeşitli masrafların eşlerce paylaşılmasına yönelik veya malik eşin konuttan
ayrılmasına dair düzenlemelere de aile hâkimi karar verilebilir[26].
Ortak konutun ihtiyaç sahibi eşe
tahsisinin yanında, bu başlık kapsamında hâkimin müdahalesini gerektirebilecek
diğer bir husus, ev eşyasının ya da ortak eşyaların tahsisi sorunudur. Öyle ki,
eşlerin evlilik birliği içinde ya da daha önceden sahip olduğu veya ortak
kullandığı eşyalar olabilir. Hayatın olağan akışına uygun olan konutun tahsis
edildiği eşin konuttaki eşyaları kullanması olması olmakla birlikte, bazı
hallerde belirli eşyaların tahsisi sorunu gündeme gelebilir. Örneğin ortak
konutun erkek eşe tahsis edilmesi halinde evde terzilik yapan bir kadının sahip
olduğu dikiş makinesinin ya da ortak konut kendisine tahsis edilmeyen evden
çalışan yazılımcı eşin kullandığı sunucuların kim tarafından kullanılacağı
gibi. Her ne kadar normal olan ilgili eşyaların işini devam ettirebilmesi için
ihtiyacı olan eşe tahsis edilmesi olsa da bu husus eşlerin çatışma yaşaması
halinde hâkimin müdahalesini gerektiren ve TMK md.169 anlamında bir önlem
alınmasını gerektirebilir. Böyle bir durumda hâkimin gerekli araştırmayı yapıp
eşyanın ve/veya eşyaların ihtiyacı olan eşe tahsisi yönünde karar vermesi
gerekir[27].
- Eşlerin
Geçimine İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri (Tedbir Nafakası)
Boşanma davasının açılmasıyla ortak
hayat sona erse de eşlerin TMK m. 185/f. son gereğince yardımlaşma borcu ile
özellikle onun kaynaklık ettiği somut yükümlerden birini teşkil eden ve TMK m.
186/f. son’da da açıkça düzenlenen evlilik birliğinin giderlerine katılma
yükümlülüğü yargılama sürecinde de varlığını sürdürmektedir[28]. Diğer
bir ifadeyle, boşanma davasının açılması ile birlikte, eşlerin ayrı yaşama
hakkı olsa da evlilik birliği devam etmektedir. Buna bağlı olarak eşlerin
birbirlerine karşı bakım yükümlülüğü de devam eder[29].
Hâkimin önüne gelen her davada zorunlu
olarak bir eş lehine tedbir nafakasına hükmetmesi gerekmemektedir. Hâkimin
görevi, gerekli araştırmayı yapıp eşlerden birinin evlilik birliğinin devamı
boyunca sahip olduğu durumunun korunması için diğer eşin maddi katkısına
ihtiyacı olup olmadığını belirlemektir. Yani, tedbir nafakasının şartlarının
oluşup oluşmadığına bakmalıdır. Kanunda tedbir nafakası ve hükümlerine ilişkin
açık bir düzenleme yoktur. Bu kurum genel olarak, mahkeme kararları ışığında,
genel hükümler ve diğer nafaka türlerine ilişkin hükümlerin kıyasen
uygulanmasıyla şekillenmiştir. Bu doğrultuda tedbir nafakasına hükmedilebilmesi
için gereken şartları genel olarak, açılmış bir boşanma ya da ayrılık davasının
olması, eş lehine tedbir nafakasına hükmedilmesinin gerekli olması ve nafaka
yükümlüsü eşin ekonomik gücünün bulunması olarak sayabiliriz[30].
Hâkim, eşlerin
bakım ve geçimleri için de gereken önlemleri almakla yükümlüdür. Kanun koyucu
tedbir nafakasına erkek lehine hükmedilebileceğini de belirtmiş ise de;
ülkemizde kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik bağımsızlığının bulunmaması ve
iş yaşamında kadınlara yönelik negatif bir ayrımcılık bulunması sebebiyle
tedbir nafakası büyük oranda kadın lehine hükmedilmektedir[31].
Hâkim eşlerin geçimi konusunda gerekli
geçici önlemleri koşulları oluşmuş ise kendiliğinden almak zorundadır. Buna
göre, hâkimin, dava devam ederken hangi eşin diğerine hangi oranda katkı
sağlayacağını belirlemesi gerekir. Eşin geçimi için alınacak önlem, onun
geçimini (infak ve iaşesini) sağlayacak para ödemesidir. Diğer bir ifadeyle,
boşanma davası süresince bir eşin diğer eşin barınması ve geçinmesi için
ödeyeceği nafakaya, tedbir nafakası denilmektedir[32]. Hâkimin tedbir nafakası kararı alırken dikkate
alacağı ölçüt kadın ya da erkeğin bu yönde bir maddi katkıya ihtiyaç duyup
duymamasıdır[33].
Hâkim nafakanın miktarını belirlerken hem eşin ihtiyaçlarını hem de nafaka
yükümlüsü eşin mali durumun göz önünde tutmak zorundadır[34].
Tedbir nafakası niteliği itibariyle her
zaman talep edilebileceğinden mahkeme tarafından talep halinde şartlarının
bulunması halinde eş için tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir. Boşanma
davasında geçici tedbir nafakası her zaman istenebilmekte olup geçici tedbir
nafakası belirlenirken kural olarak, eşin nafaka yükümlülüğü; eşin tutuklu
olması, hükümlü olması, işsiz olması, asker olması, akıl hastası olması gibi
durumlarda ortadan kalkmaz[35]. Tedbir
nafakası talep eden eşin çalışıyor olması veya bir gelirinin bulunması nafaka
yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz[36]. Ancak
tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka
miktarını etkileyebilmektedir.
Mahkemenin bir geçici önlem olarak hükmettiği
tedbir nafakası eşlerin ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerine göre
belirlenmelidir. Tedbir nafakasının tespitinde hem ayrı yaşama yüzünden ortaya
çıkan hem de esasen evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar
dikkate alınacaktır. Gelir kavramının kapsamına hem kazançlar hem de malvarlığı
getirileri olan kira bedelleri veya faiz gibi gelirler girmektedir[37].
Tedbir nafakası maddi imkânları kısıtlı
olan eşin bakım ve geçinmesine diğer eşin katkı sunması amacıyla
düzenlenmiştir. Tedbir nafakası, boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren
işlemeye başlamakta olup boşanma kararının kesinleştiği güne kadar devam
etmektedir[38].
Tedbir nafakasının tespitinde eşlerin
ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi önem
taşımaktadır. Eşlerin eşitliğinin kabul edildiği yürürlükteki hukukumuzda bu
değerlendirme yapılırken kural olarak tarafların cinsiyeti dikkate
alınmamalıdır[39].
Hâkimin tedbir nafakasına hükmedebilmesi için, maddi imkânları kendi bakım ve
ihtiyacına yetmeyen eşin mutlaka kusursuz olması şart değildir[40]. Lehine
nafakaya hükmedilecek olan eşin tamamen kusurlu olduğu boşanma nedenleri ortaya
çıksa bile, diğer eş boşanma davası süresince nafaka öder[41]. Ancak
kadının, bir başka erkekle evliymiş gibi fiilen birlikte yaşadığı, infak ve
iaşesinin bu kişi tarafından karşılandığı durumlarda kadın yararına tedbir
nafakası tayin edilemez[42].
Tedbir nafakasının gerekliliğinin
belirlenmesinin ardından, nafaka miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu ise,
nafaka yükümlüsü eşin ekonomik durumuyla doğrudan ilintilidir. TMK md.186/III‟e
göre eşlerden birliğin giderlerine güçleri oranında katkı yapılması
beklendiğine göre tedbir nafakasının belirlenmesinde de nafaka yükümlüsü eşin
gücü oranında bir miktar belirlenir[43]. Eşlerin
geçim miktarı hesabında esasen hem ayrı yaşama yüzünden ortaya çıkan hem de
evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar dikkate alınacaktır. Somut
olayın özelliklerine göre, ayrı bir konutun kullanılmasından kaynaklanan
masraflar, aile konutunun kira bedeli, beslenme, giyim, elektrik, su, doğalgaz,
internet ve telefon masrafları geçim miktarının tespitinde esas alınacaktır[44].
Geçici tedbir nafakası eşlerden birinin
ölmesi, ölüm ve gaiplik karinesi, evliliğin iptal kararının kesinleşmesi, sınırlı
sürenin tamamlanması, başkasıyla düzenli yaşanmaya başlanması, boşanma
davasından feragat edilmesi, nafakanın kaldırılması, tedbir nafakasından
feragat edilmesi hâllerinde ve davanın açılmamış sayılma kararı ile de sona
ermesi mümkündür[45].
Boşanma davası açılınca hâkim, davanın
devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin geçimine ilişkin önlemleri
kendiliğinden alır. Bununla birlikte, boşanma davasında hâkim, davadan önce
alınan önlemleri değiştirebilir veya kaldırabilir. Bu nedenle, hâkim, boşanma
davası açılınca ilgilinin bağımsız tedbir nafakası (TMK m. 197) aldığını
belirler ve bu miktarı yeterli görürse boşanma davasında ayrıca geçici tedbir
nafakası vermeyebilir. Ancak hâkim bağımsız tedbir nafakasını (TMK m. 197)
yeterli görmez ise, ayrıca geçici tedbir nafakası verebilir[46].
Tedbir nafakası, boşanma davası sürecine
ilişkin geçici bir önlem olup yoksulluk nafakasından farklılık arz etmektedir. Yoksulluk
nafakası boşanma davası sonucunda evliliğin sona ermesi yüzünden yoksulluğa
düşecek eşe ödenen bir bakım nafakasıdır[47]. Tedbir
nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak koşulları oluşmuşsa boşanma
sebebinin ortaya çıkmasında tek başına veya diğer eşe nazaran daha kusurlu olan
eş lehine de TMK m. 169 uyarınca tedbir nafakasına hükmedilebilecektir. Aksi
yönde bir kabul kusura ilişkin herhangi atıf da içermeyen TMK m. 169 uyarınca
tedbir nafakasının geçici hukuki koruma niteliği ile bağdaşmayacaktır[48].
- Çocuklara ilişkin Geçici Hukukî Koruma
Önlemleri
- Müşterek
Çocuğun Eşlerden Hangisiyle Yaşayacağı
TMK m.169‟a göre hâkimin boşanma veya
ayrılık davası sırasında alabileceği geçici önlemlerden bir diğeri de
çocukların bakım, korunma ve varsa mallarına ilişkin önlemlerdir. Evlilik
birliğinin devam ettiği bu sürede eşlerin ayrı yaşama haklarının olması
çocukların dava açılmadan önceki düzenlerinin değişmesi sonucunu doğurur. Bu
değişikliklerin en önemlisi şüphesiz ki çocuk veya çocukların anne ve babasıyla
birlikte değil de onlardan biriyle yaşayacak olmasıdır. Eşler arasında çocuğun
kiminle kalacağına ilişkin bir anlaşma olması halinde bu anlaşma çocuğun da
menfaatineyse bu karar uygulanır. Fakat bir karar alınmamış olması ya da
tarafların anlaşamamış olması hâkimin müdahalesini gerektirir. Böyle durumlarda
TMK m.169 hâkime, tarafların talebine gerek olmadan çocuğun menfaatini göz
ederek bu konuda resen geçici önlem alma yetkisini tanımıştır. Bu bağlamda
alınacak olan önlem çocuk veya çocukların eşlerden hangisiyle yaşayacağına
karar verilmesidir[49].
Çocuğun/çocukların eşlerden birinin
yanında bırakılmasına karar verilmiş olması, diğer eşin velayet hakkını ortadan
kaldırmaz. Hâkim çocuğun menfaatlerini gözeterek eşlerden birine velayeti
geçici olarak verebilir[50]. Hâkimin velayet hakkını, özellikle çocukların
yararını göz önünde tutarak, hangi eşe vereceğine karar vermesinin ve velayet
vermediği eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkileri de düzenlemesi Türk
Medeni Kanunu’nun 169. maddesine göre geçici önlem niteliğindedir[51].
Evlilik birliği devam ederken velayetin
anne ve baba tarafından birlikte kullanılması esas olduğuna göre, hâkimin
boşanma davası devam ederken TMK’nın.169. maddesi gereğince çocuğun kimin
yanında kalacağına ilişkin aldığı karar velayete ilişkin bir düzenleme olmayıp
madde metninde de açıkça belirtildiği üzere evlilik birliğinin dava süresince
korunması ve devamına yönelik alınan geçici bir önlemdir[52].
Eşler boşanma davası açıldıktan sonra
boşanma kararı kesinleşinceye kadar ayrı yaşama hakkına sahip oldukları için,
ergin olmayan çocukların hangisinin yanında kalacağına hâkim karar verecektir[53]. Ergin
olmayan çocuğun eşlerden birinin himayesine bırakılması konusunda eşler
arasında bir anlaşma var ise, hâkim, bu anlaşmayı mümkün olduğunca dikkate
alması gerekir[54].
Çocukların bakımına katkıda bulunmak üzere, çocukları kendisine bırakılmamış
eşin ödeyeceği nafakaya iştirak nafakası denilmektedir[55].
İştirak nafakası talep üzerine yabancı
ülke parası üzerinden belirlenebilmektedir. Taraflar arasında geçerli bir
anlaşma bulunmadıkça ülke parası üzerinden hükmedilen iştirak nafakası para
ödeme suretiyle ifa edilecek olup bu edimin ayın olarak karşılanması mümkün
değildir[56].
Medeni Kanun’u m. 169’a göre boşanma
davasının devamı süresince çocuk kendisine bırakılmayan eş ile ilgili olarak,
çocuğun bakım ve geçimine ilişkin yükümlülüğü de belirlemesi gerekir. Diğer
ifadeyle hâkim, boşanma davası devam ederken çocuk kendisine bırakılmayan eş hakkında,
tarafların mali durumlarını gözeterek çocuğun bakımına katkıda olması açısından
bir tedbir nafakası belirleyebilir[57].
Kendisine çocuk bırakılmayan eş dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere
tedbir nafakası ödeme yükümlülüğü altındadır.
Boşanma aşamasındaki eşlerin müşterek
çocuklarına karşı görev ve yükümlülükleri kural olarak çocukların ergin
olmalarına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla eşlerden birinin diğerinden
talebinin olmadığını beyan etmesi talep tarihinden geriye doğru sonuç doğurmakta
olup ileriye dönük haktan feragat edilemez[58].
Hâkim çocuğa verilecek nafaka miktarını
belirlerken; çocuğun ihtiyaçlarını, çocuğun gelirlerini, eşlerin ödemeyi kabul
ettikleri miktarı ve eşlerin yaşam koşulları ve ödeme güçlerini dikkate
almalıdır (TMK m. 330). Ayrıca ergin olmayan çocuk çalışarak kendi geçimini
sağlıyorsa hakkında tedbir nafakası kararı verilemez[59].
Hâkimin tedbir nafakasını belirlerken
sahip olduğu takdir yetkisinin sınırını, özellikle Yargıtay kararları ışığında,
hakkaniyet, evlilik birliğinin korunması için önlemin alınmasının gerekliliği
ve tarafların menfaati oluşturur. Bunlar, hâkimin uygulayacağı genel kriterler
olmakla birlikte, her somut olayda o olayın özelliklerine ve alınması gerekli
tedbirin niteliğine göre karar verilir[60].
- Çocuk
ile Geçici Şahsi İlişki Kurulması
Çocuk ile kişisel ilişki kurulması,
velâyet hakkına sahip olmayan veya çocuğun kendilerinden alındığı ana ve baba
açısından, Türk Medeni Kanunu m. 323-324 hükümlerinde; üçüncü kişiler açısından
ise m. 325 hükmünde düzenlenmiştir. Hem ana babanın hem de üçüncü kişilerin
çocuk ile kişisel ilişki kurmaları, ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebilir.
TMK’nın 326/son maddesine göre, çocuk ile kişisel ilişkiye karar verilene dek,
velayet hakkına sahip olan ya da çocuk kendisine ihtiyati tedbir olarak
bırakılmış olan kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz[61].
Kişisel ilişki kurma hakkı; ergin
olmayan çocuk ile ebeveynleri arasındaki iç ilişkiyi kurma ve koruma amacına
hizmet etmektedir[62]. Çocukla
kişisel ilişki kurma hakkı “velayet hakkından bağımsız” olarak, kişilik
hakkının içeriğinde yer alan bir değerdir. Bu sebeple bu haktan feragat
edilemez ve hak devredilemez[63].
Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, kendisine geçici velayet hakkı
verilmeyen ana veya baba ile çocuk arasındaki bağın sürdürülmesi ve bunların
çocukla aralarında oluşabilecek yabancılaşmanın engellenmesi, çocuğun gerekli
ilgi ve şefkatten yoksun kalmasının önüne geçilerek ruhsal ve fiziksel
gelişiminin sürdürülmesi ve mevcut sevgi saygının sürdürülerek manevi bağların
koparılmamasıdır[64].
Boşanma davasının devamı süresince
hâkim, çocuklar için gerekli olan geçici önlemleri re’sen alır[65]. Boşanma
davasının davanın devamı süresince hâkim, çocuğun eşlerden birisine bırakılması
kararı ile birlikte, diğer eşin çocuk ile olan geçici şahsi ilişkilerini de kendiliğinden
belirlemelidir[66].
Eşlerden her biri, kendisine bırakılmayan çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını
isteyebilir (TMK m. 323). Eşlerden biri, diğerinin; çocuk ile kişisel
ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten
kaçınmakla yükümlüdür (TMK m. 324/1). Çocukla geçici kişisel ilişkinin
düzenlenmesinde hâkim, çocuğun yararını öncelikle gözetmelidir[67].
Çocukla kişisel ilişki kurulması konusunda ebeveynlerin menfaatleri ile çocuğun
menfaatlerinin çatışması olasılığında “çocuğun menfaatleri” korunarak, çocuğun
menfaatlerine üstünlük tanınmalı, ana babanın menfaatleri ikinci planda gündeme
gelmelidir. Başka bir ifadeyle, çocuğun yararı kavramı birincil ve en üst ilke
olarak dikkate alınmalı ve hâkim çocuğun yararı kavramı ekseninde kararlara
hükmetmelidir[68].
Tüm uluslararası pozitif hukuk
metinlerinde ve ulusal hukuk sistemlerinde “çocuğun yararı” kavramının
tanımlanmasından özellikle kaçınılmış, bu kavramın somut olaydaki çocuğun yaşı,
olgunluğu, kişiliği, ihtiyaçları, yetenekleri, sağlığına bağlı olarak ve
çocuğun içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapıya göre farklılık gösterecek
esnek bir çerçeve kavram olarak nitelendirilmiştir[69]. Burada
önemli olan çocuğun menfaatlerinin nasıl ve kim tarafından belirleneceğidir.
Çocuğun menfaatlerinin belirlenmesi bir uzmanlık işi olup uzmanlar tarafından
tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile çocuğun maddi ve manevi olarak
ihtiyaçlarının karşılanarak çocuğun kişiliğini geliştirmesinin sağlanmasına
ilişkin temel koşulların belirlenmesi gerekir. Uygulamada alınan sosyal
inceleme raporlarının temel beklentileri karşılamaya yetmediği açık olup
uzmanların nitelik ve nicelik olarak artırılması ile çalışma koşullarının aklın
ve bilimin ışığında yenilenmesinde bir gereklilik bulunmaktadır.
Çocuk ile anne veya baba arasında hem
kişisel ilişkinin kurulup kurulmaması noktasında hem de kişisel ilişkinin
içeriğinin belirlenmesinde ayırt etme gücüne sahip küçüğün dinlenmesi çocuğun
menfaatlerinin belirlenmesi açısından bir zorunluluktur. Ayırt etme gücüne sahip bir çocuğun, kişisel
ilişki kurmaktan kaçınması, kişisel ilişkiyi reddetmesi halinde kişisel ilişki
kurma talebinin de çocuğun yararına uygun olmaması sebebiyle reddedilmesi şarttır.
Çünkü çocuğun yüksek menfaatleri gözetildiğinde çocuğun şiddetle kişisel ilişkiyi
reddetmesine rağmen kişisel ilişkinin zorla kurulması mümkün olmadığı gibi,
böyle bir durum çocuğun kişilik hakkının ihlalini de oluşturur[70]. Şahsi ilişki
kurulması geçici bir önlem olsa bile çocuğun maddi ve manevi varlığının
korunması ve geliştirilmesi temel amaçtır.
Türk Medeni Kanunu’nda kişisel ilişki
hakkının tanımı yapılmamıştır. Kişisel ilişki hakkı, velâyet hakkı bulunmayan
ana veya babanın müşterek çocukları ile görüşmesini, belirli gün ve saat
dilimleri içerisinde baş başa vakit geçirmesini, dilediği iletişim araçları
aracılığıyla haberleşmesini kapsayan bir haktır[71]. Diğer
bir ifadeyle, çocukla kişisel ilişki kurulması çoğunlukla çocuğu ziyaret etme,
onunla buluşup görüşme, onun yanında sınırlı bir süre için birlikte kalma
şeklinde gerçekleşse de, bununla sınırlı değildir. Telefonla, e-posta, kısa
mesaj ve görüntülü iletişim yöntemleri gibi her türlü iletişim şekli bu
kapsamda yer almaktadır[72].
Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına
Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4/ III uyarınca; çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya
babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek yararına
değilse, ana veya babasıyla gözetim altında kişisel ilişki kurma imkânı ya da
diğer şekillerde ilişki kurma imkânı da öngörülecektir[73].
Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı
esasen anne ve babaya tanınmış bir hak olup, üçüncü kişiler bakımından istisnai
olarak kabul edilmiştir[74]. Olağanüstü
hallerden herhangi birinin varlığı, üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki
kurmasına tek başına olanak vermemekte olup kişisel ilişkinin aynı zamanda
çocuğun yararına da hizmet etmesi şarttır. Ebeveynlerin çocukla kişisel ilişki
kurmasında, en başta çocuğun yararı gözetildiği gibi çocukla kurulacak kişisel ilişkide
de çocuğun yararı ebeveynlerin yararından üstün tutuluyorsa üçüncü kişilerin
çocukla kişisel ilişki kurmasında da çocuğun yararı üçüncü kişilerin yararına
nazaran ön planda tutulur. Çocuğun büyük annesi veya büyük babası ile kişisel
ilişki kurmasında ya da çocuğun diğer kişilerle olan ilişkisinin sürdürülmesine
yönelik isteğini açıkça ortaya koyduğu varana mevcut hallerde, kişisel
ilişkinin çocuğun yararına olduğundan söz edilir[75].
Üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki
kurulması istemlerinde, hâkimin ileri sürülen sebeplerin olağanüstü olup
olmadığı, ilişkinin kurulması halinde çocuğun yararlarının zedelenip
zedelenmeyeceği gibi hususlar ile tarafların yaşadığı çevrelerin araştırılması,
çocuğun görüşünün alınması ve uzmanlardan inceleme raporlarının ve görüşlerinin
de alınarak karara bağlanması gerekir[76]. Hısımlar
kavramı altında başta büyük ana ve büyükbabalar olmak üzere çocuğun ayrı
yaşadığı kardeşleri, amca hala, dayı, teyze gibi çocuk ile yakın ilişkisi
bulunan diğer hısımlar da sayılmaktadır. Üçüncü kişi kavramı sadece hısımlarla
sınırlı değildir. Hısımlar dışında kalan özellikle üvey ana baba, koruyucu ana
ve baba, biyolojik baba “üçüncü
kişiler” çerçevesinde gösterilmektedir[77].
Anne ve baba, çocukla kişisel ilişki
kurarken, çocuğun huzurunu bozmaktan kaçınmak durumundadır. Bu ifade ile kast edilen,
kişisel ilişkinin çocuğun bedeni, ruhi veya ahlaki yönden gelişimine zarar
vermesi veya henüz zarar vermese de böyle bir tehlikeye maruz bırakmasıdır.
Özellikle ana veya babanın ağır ruhsal bozukluklarının bulunması, alkol ya da
uyuşturucu bağımlılığı olduğunda çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanınmaz[78]. Geçici
kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu
haklarını öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile
ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki
kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir (TMK m. 324/2).
Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün
düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Boşanmaya ve
evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır. Çocuk ile
kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip
veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz
(TMK m. 326). Çocukla kişisel ilişkinin
düzenlenmesine ilişkin davalarda Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin
kurulmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.
- Çocukların
Mallarının Yönetimi
Evlilik birliği devam ederken velayet
hakkına birlikte sahip olan anne ve babanın malların yönetilmesinde
göstermeleri gereken özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları halinde hâkim
tarafından alınabilecek önlemler Türk Medeni Kanunu’nun velayete ilişkin
kısmında (md.352-362) düzenlenmiştir. Bu
kısımda yer alan önlemlerin boşanma veya ayrılık davası devam ederken çocuğun
mallarının korunması gerektiği ölçüde uygulanması da mümkündür. Buna göre
hâkim, malların yönetimi ile ilgili talimat verebilir, eşlerden bilgi
isteyebilir ve hatta gerekli gördüğü hallerde malların tevdi edilmesine ya da
güvence gösterilmesine karar verebilir (md.360). Malların tehlikeye düşmesi
halinde ise yönetimi kayyıma bırakabilir (md.361/III). Aynı önlemler, yönetimi
eşlerde olmayan malların korunması amacıyla da alınabilir (md.361/II). Alınan
bu önlemler geçici nitelikte olduğundan boşanma kararının kesinleşmesiyle son
bulur[79].
- Eşlerin Mallarına İlişkin Geçici Hukukî
Koruma Önlemleri
Boşanma veya ayrılık davası açılınca
hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına,
geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına
ilişkin geçici önlemleri re’sen alır (TMK m.169). Boşanma davası devam ederken
hâkimin, eşlerin mallarıyla ilgili olan önlemleri de kendiliğinden alabileceği
düzenlenmiş olup hâkimin bu konuda takdir yetkisi bulunmaktadır. Malların
yönetiminde ve maldan yararlanmanın düzenlenmesinde mal üzerinde aynî veya
şahsî hak sahibi olmanın etkisi bulunmamaktadır[80].
Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş
mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olmakla birlikte eşler yapacakları mal
rejimi sözleşmesiyle mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığını
seçebilirler ya da kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde hâkim
mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verebilir (TMK m.
206-208).
Türk Medeni Kanunu’nda yasal mal rejimi
olarak “edinilmiş mallara katılma” 218 vd. maddelerinde kabul edilmiş olup Türk
Medeni Kanunu ‘nun 169. maddesinin önemi ve uygulama alanı genişlemiştir. Bu
durumda hâkim, edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine
dönüştürülmesine karar verebilir[81].
Taraflar mal ayrılığı rejimini
seçmişlerse malların yönetimine ilişkin önlemin alınmasını gerektirecek bir
durumla karşılaşılmaz. Ancak mal ortaklığı rejiminde eşler arasında malların
yönetimine ilişkin hâkimin müdahalesini gerektirecek bir çatışma olabilir. Yine
aynı şekilde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde de
hâkimin bu yetkisi kapsamında geçici önlemler alması gerekebilir. Çünkü TMK
md.223/I‟e göre edinilmiş mallara katılma rejiminde “her eş yasal sınırlar
içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan
yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir”. Dolayısıyla, yönetim, yararlanma ve tasarruf
hakları açısından eşler arasında çıkabilecek muhtemel bir uyuşmazlık olduğunda
da hâkim gerekli gördüğü geçici önlemi re‟sen alabilmelidir. Bu önlem TMK
md.206‟da düzenlenmiş olan mevcut mal rejiminin geçici olarak mal ayrılığına
dönüştürülmesi şeklinde olabilir. Her ne kadar bu maddeye göre hâkim, haklı bir
sebep olması halinde ve talep üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına
dönüştürülmesine karar verecek olsa da, TMK md.169 ile hâkime eşlerin
mallarının yönetimine ilişkin geçici önlem alma yetkisi verildiği
düşünüldüğünde, hâkimin haklı bir sebep olması halinde TMK md.169 anlamında
geçici tedbir olarak bu kararı re‟sen alabileceği açıktır[82].
SONUÇ
Boşanma davası sürecinde alınabilecek
geçici önlemler sınırlı sayıda olmayıp hâkim, takdir yetkisi çerçevesinde gereklilik
ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde tarafların huzurunu ve yaşam düzenini
korumaya yönelik olarak gerekli gördüğü önlemleri talep üzerine ve/veya re’sen
alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçelerini ve dosya kapsamındaki uzman
raporları da dâhil olmak üzere tüm ekleri inceleyerek somut olayın
özelliklerine göre davanın başında veya devamında gerekli inceleme ve
araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar açısından alınması gereken
geçici önlem veya önlemleri almalıdır.
Boşanma davası açılınca hâkim, davanın
devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin
ve varsa çocukların mallarının yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin
geçici önlemleri alırken diğer eşin kusurlu olduğu yönündeki iddiaları göz
önünde tutamaz. Eşlerin barınması, geçimi, çocukların kimde kalacağı,
çocuklarla şahsi ilişki kurulması, eşlerin veya çocukların bakımı veya
mallarının yönetimine ilişkin alınmasını gereken önlemler geçici olup bu
önlemler boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir. Ayrıca önlemlerin
talep üzerine veya re’sen kaldırılması veya değiştirilmesi mümkün olup bu
kararlar kesin olmayıp itiraza tabidir.
Boşanma davalarındaki geçici önlemler,
boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama
sürecinde hukuki ve fiili koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin
ve çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak
korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini
ortaya koymuştur. Özellikle boşanma davalarının kesinleşme sürecinin uzunluğu
da göz önüne alındığında boşanma davası sürecindeki geçici hukuki koruma
önlemlerinin tarafların ruh ve beden sağlıkları ile yaşamlarının devamı
açısından önemli olduğu açık olup önlem veya önlemlerin titizlikle incelenerek
belirlenmesi gerekir.
Geçici olarak aile konutu şerhi
konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine ait olması veya
taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut eşlerin anne veya
babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu şerhi konulamaz.
Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla bu konuda
yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Taraflardan birinin
ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak aile konutu şerhi
konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve çocuklar açısından
büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini barındırmaktadır.
Aile mahkemesi tarafından verilen aile
konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar itiraza tabi olup bir sonraki
numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz incelemesine konu olabilmektedir.
İtiraz üzerine mahkeme dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya sonradan
sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının yerinde
kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların sosyal
ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca aile konutuna
ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer eşin ailesi ile
birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut ihtiyacının farklı
bir şekilde çözülmesi gerekir.
Tedbir nafakası talep eden eşin
çalışıyor olması, kusurlu olduğunun iddia edilmesi ya da kira, faiz gibi gelirlerinin
bulunması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bu kriterler
tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka
miktarını etkileyebilmektedir. Nafakanın gerekliliği ve/veya miktarının
tespitinde aklın ve bilimin ışığında bir araştırma yapılması gerekir.
Tarafların sosyal ve mali durumlarının bu konunun uzmanı olmayan kolluk
görevlileri tarafından araştırılması ve bu veriler üzerinden hâkim tarafından
belirlenmesi hukuka aykırı kararlar verilmesine sebebiyet vermekte ve adalet
duygusunu incitmektedir. Tarafların mali durumlarına ilişkin verilerin sadece
kayıtlar veya beyanlar üzerinden değil, fiilen yaşam standartları incelenerek
kayıtlı ve kayıtsız gelirleri üzerinden yapılmasında hukuki gereklilik
bulunmaktadır.
Eş lehine tedbir nafakası ve varsa çocuk
lehine iştirak nafakası hükmedildiğinde nafakaların tahsilinin tarafların icra
takibi yapmalarına bırakılmayıp talep üzerine tüm masrafları devlete ait olmak
üzere icra müdürlüklerince ivedilikle yapılarak nafakanın para olarak tahsili
ile nafaka talep edenlerin hesaplarına düzenli olarak yatırılması konusunda
yasal bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca
nafakaların miktarının tespiti ile barınmaya ilişkin aile konutu tahsisine
ilişkin geçici önlemlerin çağın gereklerine uygun olarak hayatın olağan akışı
ışığında çeşitlendirilmesi ve ekonomik krizlerden etkilenmelerinin önlenmesi
yönünde tedbirlerin alınması gerekir.
AV. CENK
AYHAN APAYDIN
KAYNAKÇA
Akıntürk
Turgut/ Ateş Derya Türk Medeni Hukuku
Aile Hukuku 2. Cilt, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019.
Ayan
Serkan, Evlilik Birliğinin Korunması,
Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004.
Bayram Aziz Erman, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir
Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı
Kararının Değerlendirilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S.
144, ss. 213-247.
Bulut Harun, Velayet (Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve
Nafaka Davaları, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007.
Demir Remzi, “Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla
Kişisel İlişki Kurulması”, DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195.
Doğan
Gül,” Çocuk ile Kişisel İlişki
Kurabilme Hakkı”, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan
Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007.
Dural
Mustafa / Öğüz Tufan / Gümüş Mustafa Alper, Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3, Filiz Kitabevi, İstanbul,
2014.
Dural Mustafa / Öğüz Tufan /
Gümüş Mustafa Alper, Türk Özel Hukuku
(Aile Hukuku), C:3, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016.
Erdem Mehmet, Aile Hukuku, 2. Baskı, Seçkin
Yayıncılık, Ankara, 2019.
Erlüle Fulya , “Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”,
MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200
Gelgeç Berrak Genç, “TMK md.169 Gereğince Boşanma veya Ayrılık
Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”, İMHFD, C: 8, S: 2, İstanbul,
2023, ss. 771-799.
Gençcan, Ömer Uğur, Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku,
Yetkin Yayınevi, Ankara 2013.
Grassinger, Gülçin Elçin, “Çocuğun
Menfaati Gereği Görüşünün Alınmaması Gereken Durumlar”, Prof. Dr. Rona
Serozan’a Armağan, C.I, İstanbul 2010.
İnan
Esra Günay, Aile Hukukunda Geçici Hukukî
Himaye Tedbirleri, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.
Kılıçoğlu
Ahmet, Aile Hukuku, Turhan
Kitapevi, Ankara 2015.
Oğuzman
Kemal/ Dural Mustafa, Aile Hukuku,
2. Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul, 1998.
Öcal
Mesut, Yoksulluk Nafakasının Süresi,
On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2019.
Özdemir
Saibe Oktay, “Boşanma Davalarında
Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı”, Prof.
Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009.
Özuğur, Ali İhsan, Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka
Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015.
Öztan
Bilge, Aile Hukuku, 4. Baskı, Turhan
Kitapevi, Ankara, 2004,
Şafak
Orhan, “Boşanma Davasında Geçici Hukuki
Koruma Tedbirleri”, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, (Danışman Prof. Dr.
Murat Atalı), Ankara, 2016.
Yılmız
Canan “Yargıtay Kararları Işığında
Çocukla Kişisel İlişki Kurulması”, Public and Private International
Law Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141.
Tekinay
Selahattin Sulhi, Türk Aile Hukuku,
7. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1990.
Topak
Süleyman, Boşanma Davalarında Yargılama
Usulü, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021.
Tutumlu Mehmet Akif Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku,
C: 2, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009.
Yıldırır
Efe Can, “TMK M. 169 Uyarınca
Boşanma Davası Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler”, İstanbul
Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860.
Yücel Yeliz, “Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde
Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018.
[1] Av.
Cenk Ayhan Apaydın.
[2] Ali İhsan Özuğur, Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka
Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015, s. 30.
[3] Turgut
Akıntürk/Derya Ateş, Türk Medeni Hukuku
Aile Hukuku 2. Cilt, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019,
s. 283.
[4] Serkan Ayan, Evlilik Birliğinin Korunması, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004, s. 290.
[5] Esra Günay İnan, Aile Hukukunda Geçici Hukukî Himaye
Tedbirleri, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s.121.
[6] Süleyman Topak, Boşanma Davalarında Yargılama Usulü, On
İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021, s. 420.
[7] Kemal Oğuzman/
Mustafa Dural, Aile Hukuku, 2.
Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul 1998, s. 134.
[8] Berrak Genç
Gelgeç, “TMK md.169 Gereğince Boşanma
veya Ayrılık Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”, İMHFD, C: 8,
S: 2, 2023, ss. 771-799, s. 775.
[9] Efe Can Yıldırır,
“TMK M. 169 Uyarınca Boşanma Davası
Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler”, İstanbul Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860, s.
848.
[10] Bkz:Yıldırır, s.
851.
[11] Gelgeç, s. 796.
[12] Yıldırır, s. 856.
[13]
Akıntürk/Ateş, s. 283.
[14] Oğuzman/Dural, s. 136
[15]
Akıntürk/Ateş, s. 283.
[16] Ayan, s. 295.
[17] Mehmet Akif Tutumlu, Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku, C: 2, 2. Baskı, Seçkin
Yayıncılık, Ankara, 2009, s. 1160.
[18] Yıldırır, s. 823.
[19] Bkz: Yıldırır, s.
825-826.
[20] Gençcan, Ömer Uğur, Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku,
Yetkin Yayınevi, Ankara, 2013, s. 845.
[21]
Akıntürk/Ateş, s. 284.
[22] Gençcan, s. 845.
[23] Bkz: Yıldırır, s.
824-825.
[24] Yıldırır, s. 856.
[25] Gençcan, s. 841.
[26] Bkz: Yıldırır, s.
826.
[27] Gelgeç, s. 779.
[28] Bkz: Yıldırır, s.
825-826.
[29] Mustafa
Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, Türk
Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3,
Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014,
s. 131.
[30] Aziz Erman Bayram,
“Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir
Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı
Kararının Değerlendirilmesi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S.
144, ss. 213-247, s. 217 vd.
[31]
Akıntürk/Ateş, s. 284.
[32]
Dural/Öğüz/Gümüş, s. 131.
[33]
Gelgeç, s. 781.
[34]
Akıntürk/Ateş, s. 284-285.
[35] Gençcan, s. 852.
[36] Selahattin Sulhi
Tekinay, Türk Aile Hukuku, 7. Baskı,
İstanbul Üniversitesi Yayınları,
İstanbul, 1990, s. 345.
[37] Yıldırır, s.
856-857.
[38]
Akıntürk/Ateş, s. 284-285.
[39] Yıldırır, s. 829.
[40]
Akıntürk/Ateş, s. 285.
[41] Oğuzman/Dural, s. 136.
[42] Yargıtay 2. Hukuk
Dairesi’nin., 13.01.2015 tarihli, 2014/27865 esas ve 2015/250 sayılı kararı (akt- Orhan Şafak,
Boşanma Davasında Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri, Ankara Yıldırım Beyazıt
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans
Tezi, (Danışman Prof. Dr. Murat Atalı), Ankara, 2016, s. 115.
[43] Mehmet Erdem, Aile Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık,
Ankara, 2019, s. 184.
[44] Bkz: Yıldırır, s.
830-831.
[45] Gençcan, s. 873.
[46] Gençcan, s. 868.
[47] Mesut Öcal, Yoksulluk Nafakasının Süresi, On İki
Levha Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 20.
[48] Bkz: Yıldırır, s.
838.
[49]
Gelgeç, s. 789.
[50]
Akıntürk/Ateş, s. 286.
[51] Ahmet Kılıçoğlu, Aile
Hukuku, Turhan Kitapevi, Ankara, 2015, s. 153.
[52] Erdem, s. 153;
Gençcan, s. 908.
[53]
Akıntürk/Ateş, s. 285-286.
[54] Bilge Öztan, Aile Hukuku, 4. Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 2004, s. 454
[55]
Akıntürk/Ateş, s. 286.
[56] Öztan, s. 754.
[57] Gençcan, s. 912.
[58]
Somut olayda davalı çocuk için nafaka istemediğini açıklamış ancak daha sonra
yalnızca çocuk yönünden tedbir ve iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. Çocuk
yönünden talep tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, boşanma hükmünün
kesinleşmesinden sonra iştirak nafakasına hükmetmek gerekir. Yargıtay 2. Hukuk
Dairesi’nin 5. 11. 2003 tarihli, 2003/13364 esas ve 2003/14917 sayılı kararı
(özel arşiv).
[59] Öztan, s. 456
[60]
Gelgeç, s. 796.
[61] Harun Bulut, Velayet
(Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve Nafaka Davaları, Beta Yayınevi,
İstanbul, 2007, s. 47.
[62] Canan Yılmız, “Yargıtay Kararları Işığında Çocukla
Kişisel İlişki Kurulması”, Public and Private International Law
Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141, s. 105.
[63] Gül Doğan,” Çocuk ile Kişisel İlişki Kurabilme
Hakkı”, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50.
Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007, s.530.
[64] Yeliz Yücel, “Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde
Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”,
Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018, s. 120
[65] Orhan, s. 122.
[66] Dural/Öğüz/Gümüş,
s. 132; Öztan, s. 454.
[67] Orhan, s. 122.
[68] Saibe Oktay
Özdemir, “Boşanma Davalarında
Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı”, Prof.
Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009, s.1225,
[69] Bkz: Gülçin Elçin
Grassinger, “Çocuğun Menfaati Gereği Görüşünün
Alınmaması Gereken Durumlar”, Prof. Dr. Rona Serozan’a Armağan, C.I,
İstanbul, 2010, s. 825.
[70] Bkz: Yılmaz, s.
114.
[71] Remzi Demir, “Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla
Kişisel İlişki Kurulması”, DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195,
s. 190.
[72]
Mustafa Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016, s. 335.
[73] Yılmaz, s. 131.
[74] Gül Doğan, “Çocuk İle Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı”,
Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma
Yılı Armağanı, Çizgi Basım, İstanbul, 2007, s. 529.
[75] Fulya Erlüle, “Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”,
MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200, s. 197.
[76] Demir, s. 189.
[77]Bkz: Yılmaz, s.
133.
[78] Demir, s. 190-191.
[79]
Gelgeç, s. 792.
[80] Öztan, s. 454.
[81]
Akıntürk/Ateş, s. 286; Öztan, s. 454;
Gençcan, s. 849.
[82] Gelgeç, s. 786.