UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ SUÇLARINDA
SORUŞTURMA
Ceza muhakemesi insan hak ve özgürlükleri temelinde suçla mücadele
kapsamında kamu düzenini sağlanması ile adaletin tecellisi açısından
soruşturmanın nasıl yapılacağını, soruşturma süjelerinin hak ve
yükümlülüklerini, ceza muhakemesi hukukuna egemen ilkeler ışığında ortaya
koyması nedeniyle hayati bir önem taşımaktadır. Ceza muhakemesi hukukunun bilimsel olmadığı bir düzende hukuk güvenliği, kamu
düzeni, kamu güvenliği ve adalet gerçekleşemez[1].
Uyuşturucu
madde ticareti suçunun para kazanma amacı taşıdığı göz önüne alındığında bundan
gelir sağlayan ve bu suçu kazanç kapısı haline getirmiş kişilerin, kurumların
veya örgütlerin görünürdeki işleri ile malvarlıkları ve gelirleri hem fiziksel
hem de dijital ortamda incelenmelidir. İnsan, para ve kurum hareketlerinin
incelenmesi kimin kimle neyi nasıl yaptığını ortaya çıkarmak suretiyle önemli
bir veriyi ortaya koymaktadır.
Uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları Cumhuriyet Başsavcılığı
tarafından re’sen soruşturulur.
Cumhuriyet savcısı şikâyet, ihbar veya başka bir suretle suçun işlendiği
izlenimini veren bir hali öğrendiği anda gerekli araştırma ve delil toplama
sürecini tamamlayarak kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte delil elde
ederse iddianame düzenler. Ön ödeme,
uzlaştırma veya seri muhakeme usulleri uygulanamaz.
Uyuşturucu maddeyle ilgili bir
soruşturma başlatıldığında nöbetçi Cumhuriyet savcısı tarafından öncelikle
kolluğa, “2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin
Murakabesi Hakkında Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin
3. maddesinde belirtilen hususlara eksiksiz riayet edilerek tutanak tanzim
edilmesi, ele geçirilen maddenin niteliğine
ve miktarına dair bir ön rapor hazırlanması,
ele geçirilen maddenin bozulmayacak/değiştirilmeyecek
şekilde bağlanıp mühürlenerek muhafaza altına
alınması, hazırlanan mühürlü paket üzerine şüphelinin
veya şüphelilerin kimliği
ile suça konu maddenin cins ve miktarını
belirtir bir etiket takılması” yönünde
talimat verilmelidir[2].
Uyuşturucu
madde ticareti suçu ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlardan olması
nedeniyle soruşturma bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmakta olup büyük
adliyelerde bu alanda iş bölümü ile görevlendirilmiş Cumhuriyet savcıları görev
yapmaktadır.
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında müşteki
belirsiz kişilerden oluşan toplum olup diğer bir ifadeyle müşteki kamu hukuku
tüzel kişiliğidir. Kolluk tarafından ihbar veya şikâyet üzerine olay tutanağı,
yakalama tutanağı, olay yeri inceleme tutanağı, olay yeri krokisi, varsa tanık
veya tanıkların ifadeleri, şüpheli yakalanmışsa teşhis tutanakları, el koyma
tutanağı, varsa kamera kayıtları, uzmanlık raporları, varsa hukuka uygun
yöntemler ışığında arama, el koyma ve inceleme kararları doğrultusunda şüpheli
veya şüpheliler arasındaki whatsapp uygulama yazışmalarının içeriği, İletişimin
tespitine dair bilirkişi raporu ve HTS kayıtları ışığında maddi gerçeğin
araştırılması şarttır. Özellikle uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında bilişim
sistemini oluşturan bilgisayar, cep telefonu, tablet vesaire cihazların suçun
unsurları, suçun vasfı ve deliller açısından hukuka uygun yöntemlerle
titizlikle incelenmesi gerekir.
Uyuşturucu ticareti kapsamında
ifadesi alınan şüpheliye,
“suç konu uyuşturucu maddeyi ne amaçla (kullanmak, satmak, ihraç etmek,
nakletmek, alım satıma aracılık etmek vs.)
ve nerede (evinde,
ofisinde, deposunda, okulda vs.) bulundurduğu,
suça konu maddeyi nereden ve kimden ne şekilde temin ettiği, yakalanma anına
kadar şüphelinin kim veya kimlerle
ne şekilde irtibat kurduğu, başkaları ile birlikte çalışıyorsa kim veya kimler için çalıştığı,
bugüne
kadar kaç kez uyuşturucu ticareti yaptığı,
hangi tarihlerde ve kimlerle yaptığı, şüphelinin uyuşturucu kullanıp
kullanmadığı, kullanıyorsa ne sıklıkla kullandığı ve en son ne zaman
kullandığı, uyuşturucu maddeyi şüphelinin kendisinin imal ettiğini öne sürüyorsa nerede ve nasıl
(tarımsal/kimyasal) imal ettiği, imal faaliyeti kapsamında kim veya kimlerle
birlikte çalıştığı,
uyuşturucu maddeyi başkasından aldığını öne sürüyorsa
ne zaman, nerede ve kimden satın aldığı,
uyuşturucuyu veren kişinin, telefonu, mail adresi, konut ya da iş yeri adresi ve eşkâli, uyuşturucu madde karşılığında
ne kadar ücret
ödediği, ücreti hangi yolla (banka, elden vs.) ödediği,
uyuşturucu madde dışardan yurda sokulmuş ise maddenin yurda sokuluş şekline
dair bir bilgisi olup olmadığı, maddeyi yurt dışına çıkarılma
amacıyla bulundurup bulundurmadığı, ele geçirilen
uyuşturucu madde dışında şüphelide veya
bildiği başka kişilerde uyuşturucu madde olup olmadığı” gibi hususlar sorulmalıdır[3].
Ayrıca şüpheliye etkin pişmanlığın anlam ve hukuki sonuçları ile etkin pişmanlıkta
bulunmak isteyip istemediğinin sorulması gerekir. Eğer şüpheli etkin
pişmanlıktan faydalanmak istiyorsa soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesi
gerekir. Uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarına iştirak etmiş olan kişi, resmi
makamlar tarafından haber alınmadan önce, diğer suç ortaklarını ve uyuşturucu
veya uyarıcı maddelerin saklandığı veya imal edildiği yerleri merciine haber
verirse, verilen bilginin suç ortaklarının yakalanmasını veya uyuşturucu veya
uyarıcı maddenin ele geçirilmesini sağlaması halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz.
(TCK m. 192/1). Ayrıca uyuşturucu madde suçları
haber alındıktan sonra gönüllü olarak, suçun meydana çıkmasına ve fail veya
diğer suç ortaklarının yakalanmasına hizmet ve yardım eden kişi hakkında
verilecek ceza, yardımın niteliğine göre dörtte birden yarısına kadarı
indirilir. (TCK m. 192/1)
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında
uyuşturucuyu içmek maksadıyla satın alan kişinin ifadesi suçun unsurlarının
ortaya çıkarılması açısından çok önemli bir işleve sahiptir. Kollukta bilgi
sahibi sıfatıyla Cumhuriyet savcılığı ve mahkemede ise tanık sıfatıyla
dinlenmektedir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle
denilmektedir;” Dava dosyası kapsamına göre; kolluk ekiplerinin fiziki takip
yaptıkları sırada sanık Ç…’in tanık E. ile aralarında bir şeyler alıp
verdiğinin görüldüğü, tanık E. nün rızası ile esrar maddesini kolluğa teslim
ettiği, tanığın hazırlık aşamasında müdafisi huzurunda alınan ayrıntılı
ifadesinde esrar maddesini 3.000 TL karşılığında sanıktan aldığını beyan ederek sanığı teşhis ettiği ve
sanığın uyuşturucu madde ticari yaptığı iddiasına ilişkin olarak; yargılama
sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri
sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli
kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin
saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak
kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru
biçimde belirlendiği, kolluk tutanakları içeriği, kriminal uzmanlık raporu,
tanık beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, hukuka uygun
olarak toplanan delillere dayanarak mahkumiyet hükmünün kurulduğu,
araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı, sanık hakkında kurulan hükümde ve
dosya kapsamıyla örtüşen gerekçelerle takdiri indirim hükmünün uygulama dışı
bırakılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından sanık ve sanık
müdafisinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince
verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[4]”.
Failin kolluk tarafından fiziki
olarak takibi, uyuşturucuyu alan tanığın ifadesi, yakalama tutanağı kapsamında
failde ele geçen uyuşturucunun miktarı, ele geçiriliş şekli ve satışa hazır
halde bulunması birlikte değerlendirildiğinde failin uyuşturucu ticareti
kastıyla hareket ettiği ortaya çıkacaktır. Nitekim Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyasının kapsamına
göre; sanığın uyuşturucu sattığı ihbarı üzerine yapılan fiziki takipte, sanığın
kullanıcı tanık M. ile aralarında bir şeyler alıp verdikleri, kesintisiz takip
neticesinde, kullanıcı tanığın durdurulduğu, kullanıcı tanığın üzerinde
sentetik kannabinoidler grubunda yer alan ADB-BUTINICA içerikli maddenin ele
geçirildiği, sanığın üzerinde ADB-BUTINICA içerikli maddenin ele geçirildiği,
tanığın maddeyi sanıktan satın aldığını beyan ettiği, sanığın ikametinde,
usulüne uygun yapılan aramada kullanıcı tanık M.’de ele geçirilen maddenin
bulunduğu alüminyum folyonun kesim şekli ile aynı şekilde kesilmiş alüminyum
folyo parçasının bulunduğu olayda; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu
işlediği iddiasına ilişkin olarak;
delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, ihbar, sanık ve kullanıcı tanık
arasında alışverişin görülmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde
sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair kabulde, delillerin
değerlendirilmesine aramanın hukuka uygun olduğuna ilişkin takdirlerinde, sanık
hakkında takdiri indirim hükümlerinin uygulama dışı bırakılmasında hukuka
aykırılık bulunmamakla, sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş,
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır[5]”.
Şüpheli
kolluk aracılığıyla sağlık kurumuna sevk edilerek vücudundan kan ve kıl örneği
alın malı, alınan numuneler Adli Tıp Kurumu Başkan lığına veya bu kurumun ülke
çapında örgütlenmiş yetkili birimlerine gönderilerek uyuşturucu/uyarıcı madde
aranıp rapor tanzim edilmesi sağlanmalıdır[6]. Diğer bir ifadeyle uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirildiğinde, bu maddeler türleri de ayrı ayrı belirtilmek
suretiyle laboratuvar imkânları bulunan
ve bilimsel analiz yapabilecek Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas
Dairesi veya polis ya da jandarma
kriminal laboratuvarları gibi alanında uzman bir kuruluşa gönderilmeli,
içerdiği etken maddelerin fiziki ve kimyasal özellikleri, bu maddelerden
hangilerinin uyuşturucu veya uyarıcı madde olduğu, bu maddeden sayılmasının
yasal dayanakları ve her bir maddenin saf ağırlığı sorulmalıdır[7].
Soruşturma
kapsamında yasal şartlarının varlığı halinde gözaltı, tutuklama, şüphelinin
evinde, iş yerinde, aracında ve üstünde arama, ele geçirilen uyuşturucu-uyarıcı
maddelere el koyma, şüphelinin telekomünikasyon yoluyla yaptığı iletişimin
dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, gizli
soruşturmacı görevlendirilmesi ve teknik araçlarla izleme tedbirlerine
başvurulmalıdır[8].
Şüpheli hakkındaki tedbirlerin usul ve yasaya uygun olması, masumiyet karinesi ışığında
insan hak ve özgürlüklerini ihlal etmemesi şarttır. Kurgu üzerinden değil
yeterli şüphe oluşturan deliller üzerinden hak ve özgürlükleri sınırlandıran tedbirlere başvurulmalıdır.
Öncelikle ihbar veya şikâyetin kapsam ve içeriği,
şikâyet veya ihbar sonucunda kolluk tarafından yapılan incelemelere dair
tutanak içerikleri, usule uygun olarak
alınan ev, iş yeri, cep telefonu, tablet veya bilgisayarda arama ve inceleme yapılmasına yönelik karar ve
anılan karar uyarınca yapılan arama neticesinde ele geçen deliller
incelendikten sonra uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti
suçlarının işlendiğine ilişkin hayatın olağan akışı çerçevesinde şüphe oluşturan yeterli delil bulunuyorsa gözaltı kararı
verilmelidir.
Somut olayın özelliklerine göre, arama
ve el koyma kararı ile bilgisayar kütüklerinde arama ve kopyalama kararlarının
hukuka uygun olması, arama ve el koyma işlemlerine yönelik tutanakların Ulusal
Yargı Ağı Bilişim sisteminde mevcut olması, arama ve el koyma işleminin sulh
ceza mahkemesi kararında belirtildiği tarih ve saatler arasında yapıldığının
tespiti şart olup arama kararında belirtilen saatler dışında herhangi bir arama
veya el koyma işleminin yapılmaması gerekir.
Bilgisayar,
cep telefonu veya tabletlerde arama, el koyma
ve inceleme yapma usulü 5271 sayılı Kanun’un 127 ve 134. maddelerinde düzenlenmiş olup somut
delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde şüphelinin kullandığı
bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama
yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların
çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmelidir.
Maddi gerçeğin ortaya
çıkarılması açısından dosya kapsamındaki eylemlerin ve delillerin net bir
şekilde ortaya konulması suç vasfının tayini ve suç kastının tespiti açısından
önemlilik arz etmektedir. Ancak soruşturmalarda masumiyet karinesi ihlal
edilmeden hukuki sınırlar içerisinde kalınması ve dosyanın
magazinleştirilmemesi gerekir.
İddianamede hangi şüphelinin
veya şüphelilerin hangi eylem veya eylemleriyle kanunilik sınırları içerisinde
kalmak kaydıyla hangi suçu ne şekilde işlediğinin delilleriyle birlikte ortaya
konulması şarttır. Genel geçerli ifadelerle şüphelileri suçlamak yerine
bilimsel ve teknik veriler ışığında somut delillerle atılı suçun belirtilmesi
adil yargılanma ilkesi açısından bir gereklilik oluşturmaktadır. Eğer şüpheliler arasında bir iştirak ilişkisi
bulunuyorsa somut eylemler ve deliller gösterilmek suretiyle iştirakin TCK’nın
37, 38 ve 39. maddeleri kapsamında iddianamede somutlaştırılması gerekir.
Ayrıca şüphelilerin bir örgüt ilişkisi kapsamında hareket ettiğine ilişkin
deliller bulunuyorsa örgütsel ilişkinin netleştirilmesi şarttır.
Bilirkişi incelemesi olayın
aydınlatılması ve şüphelinin beyanlarının doğruluk derecesinin ortaya
çıkarılması açısından çok önemlidir. Suça konu uyuşturucu veya uyarıcı madde
üzerinde şüphelinin parmak izinin bulunmaması şüpheli lehine bir delil olarak
kabul edilmektedir. Aksi halde ise şüpheli
aleyhine bir delil olarak kabul edilmektedir.
Maddi
gerçeğin ortaya çıkarılması açısından tanık ifadeleri çok önemli olup uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında gizli tanık ifadelerinin
manipülasyona açık olma ihtimali gözetildiğinde şüpheli tarafından iddialar
karşısında etkili bir savunma hakkı ile delillerin toplanmasını isteme hakkının
işletilmesi şarttır. Adil yargılanma
kapsamında silahların eşitliği ile masumiyet karinesi esas olup gizli tanık
ifadelerinin bilimsel ve teknik bir delil olmadığı göz önünde
bulundurulmalıdır.
Suç vasfının tayini açısından
delillerin titizlikle incelenmesi gerekir. Mevcut delillerin neyi temsil ettiği
ve hangi delillerin hangi suçun unsurlarının oluştuğunun tespitinin göz ardı
edilmemesi maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ile doğru eylemi doğru kanuni
yaptırımların uygulanmasına olanak sağlayacaktır. Özellikle uyuşturucu madde
ticareti ile kullanmak için
uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da
uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak suçları arasındaki ayırımın Yargıtay
kararları ışığında netleştirilmesi ile değişen yargı kararlarının titizlikle
incelenerek uygulanması şarttır.
Yargıtay’ın
aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava
dosyası kapsamına göre; kolluğa gelen ihbar üzerine yapılan fiziki takip
sonucu, 05.12.2022 günü saat 19.30 sırasında sanığın … köprüsü üzerinde yaya
olarak bulunduğu sırada tanık C.E ile aralarında bir şey alıp verdikleri,
önleme arama kararı kapsamında yapılan kaba üst aramalarında sanıktan beş parça
halinde, tanıktan ise bir parça halinde uyuşturucu madde ele geçirildiği ve
sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı iddiasına ilişkin olarak; yargılama
sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri
sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli
kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin
saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak
kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru
biçimde belirlendiği, kolluk tutanakları içeriği, tanık beyanı, sanığın
aşamalardaki savunmaları, ele geçen maddelerin miktarı ve çeşitliliği, kriminal
uzmanlık raporuna göre ele geçen maddenin Metamfetamin ve Abd-Butınaca maddelerini
içerdiğinin tespiti, telefon mesaj kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte
değerlendirildiğinde, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti kapsamında kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmediği,
hukuka uygun olarak toplanan delillere dayanarak mahkumiyet hükmünün kurulduğu,
araştırılacak başka bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından sanık müdafisinin
temyiz istemi yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda
hukuka aykırılık bulunmamıştır[9].
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti bireysel ve toplumsal gelişmeyi
engellemekte olup soruşturmalarda masumiyet karinesi ile özel hayatın gizliliği
göz önünde tutulmalıdır. Ceza muhakemesine egemen tüm ilkelerin araştırma ve
soruşturma makamları tarafından bilinmesi ve uygulanması şarttır.
Faillerin
her zaman ticaret oluşturan fiilleri işlerken yakalanmaları söz konusu
olmamaktadır. Başkaca hiçbir eylemi tespit edilemeyen; ancak kendisinden
çeşitli miktarlarda uyuşturucu madde ele geçen bir failin kastının tespitinde,
kesin çizgilerle sınır çizmek, belirli bir gramajın yahut adedin altında veya
üstünde kalan rakamlara göre nitelendirmeler yapmak her zaman doğru sonucu vermeyebilecektir.
Ancak uyuşturucu ticareti suçuyla etkin mücadele gereği faillerin yasanın gri
noktalarından ve içtihat boşluklarından faydalanarak “kullanmak maksatlı
bulundurma” görünümü altında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti
yapmalarının önüne geçmek gerekir[10].
Soruşturma
kapsamında gerek görülmesi halinde, uyuşturucu maddeyi yurda sokan kişilerin
veya maddelerin yurda ne surette girdiğini, bu maddeleri ithal veya ihraç etme
izni bulunup bulunmadığını ve bu maddeleri üretme izni olup olmadığını tespit
için Emniyet Genel Müdürlüğü, Tarım Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı vs. kurumlardan
bilgi ve belge istenmelidir[11].
İddianamenin Cumhuriyet
savcısının koordinesinde polis veya jandarma tarafından yapılmış soruşturmaya,
yargılamanın ise soruşturma ve yargılama tekniğine uygun olarak hukuka uygun
yöntemlerle elde edilmiş deliller ışığında ortaya konulmuş eylem veya
eylemlerin şüpheli veya şüpheliler ile ilişkilendirilerek düzenlenmiş
iddianameye göre yapılması şarttır. İddianamede belirtilmeyen eylemlerden dolayı
yargılama yapılarak hüküm kurulamaz.
İddianamede
uzmanlık raporunda belirtilen uyuşturucu maddeler ile ilgili deney şahit ve
numunelerin 5237 Sayılı TCK 54/4. maddesi gereğince müsaderesi talep edilmelidir.
Ayrıca somut olayın özelliklerine göre varsa hassa terazi ve ekleri ile suç ile
elde edilen paranın da müsaderesi iddianamede talep edilmelidir. Yargılama
yapılıp karar kesinleşmeden müsadere işlemi yapılamaz.
İddianamede şüphelinin veya şüphelilerin gözlem altında ve tutuklulukta geçirdikleri
sürelerin TCK’nın 63. maddesi gereğince cezasından mahsubu iddianamede talep edilmelidir. Somut olayda TCK’nın 43. maddesi kapsamında
zincirleme suç bulunuyorsa bunun iddianamede gösterilmesi gerekir. Yine şüpheli
sabıkalı ise tekerrür hükümlerinin uygulanma koşulları bulunuyorsa TCK’nın 58. maddesinin
uygulanması iddianamede talep edilmelidir.
Şüpheli
veya şüphelilerin soruşturma aşamasındaki savunmaları, yakalama tutanağı,
ikamet arama tutanağı, iş yeri arama tutanağı, yer tespit tutanağı, para tespit
tutanağı, ihbar tutanağı, ön ekspertiz ve değerlendirme tutanağı, tartı vezin
tutanağı, şüpheli arama tutanağı, genel adli muayene raporları, uzmanlık
raporu, sorgu zaptı, emanet makbuzu, nüfus ve adli sicil kayıtları, olayın oluş
ve işleyiş şekli üzerinden maddi gerçeğin araştırılarak şüphelinin uyuşturucu ticareti suçunu işleyip
işlemediğinin belirlenmesi gerekir.
Uyuşturucu madde ticareti suçlarında dört
farklı cezayı ağırlaştırıcı hal bulunmakta olup bu hallerin tamamının somut
olayın özelliklerine göre soruşturma aşamasında belirlenerek hangi nitelikli
halin veya hallerin hangi şekilde oluştuğunun iddianamede belirtilmesi gerekir.
Uyuşturucu ticareti suçlarında nitelikli haller şunlardır; Uyuşturucu veya
uyarıcı madde verilen veya satılan kişinin çocuk olması hâlinde, veren veya
satan kişiye verilecek hapis cezası on beş yıldan az olamaz. Uyuşturucu veya uyarıcı
maddelerin eroin, kokain, morfin, bazmorfin,
sentetik kannabinoid ve türevleri, sentetik katinon ve
türevleri, sentetik opioid ve türevleri veya amfetamin ve türevleri
olması, uyuşturucu ticareti oluşturan fiillerin ; okul, yurt, hastane, kışla
veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan
bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel
veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki
umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi, hâlinde verilecek ceza yarı oranında
artırılır. Ayrıca uyuşturucu madde ticareti suçlarının, üç veya daha fazla kişi
tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında, suç işlemek
için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza bir kat artırılır.
Tüm
suçlarda olduğu gibi uyuşturucu madde ticareti suçlarında da delillerin hukuka
uygun yöntemlerle elde edilmesi şarttır. Arama kararına yönelik olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli
ve 2021/10-148 esas ve 2022/566 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, arama, amacına
göre “adli arama” ve “önleme araması” olarak ikiye
ayrılmaktadır. Arama
şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi,
bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir.
Birinci tür aramaya “adli arama”, ikinci tür aramaya ise “önleme
araması” denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma hem de önleme
tedbiridir. Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi
amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’nun (2559 sayılı Kanun) 9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları
Yönetmeliği’nin (Yönetmelik) 18. ve 26. maddeleri arasında düzenlenmiş olup
Yönetmeliğin 19. maddesinde “Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel
sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç
işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü
silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci
fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında
ve eşyasında yapılan arama işlemi” olarak tanımlanmıştır. Şüpheli ya da
sanığın ya da delillerin yahut müsadere edilecek eşyaların ele geçirilmesi
amacıyla yapılan araştırma işlemi olan adli arama, el koyma ile birlikte 5271
sayılı Kanunu’nun 116. ve 134. maddeleri arasında, 2559 sayılı Kanun’un 2. maddesi,
Ek 4., Ek 6 ncı maddelerinde, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun
9.maddesi ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 5. ve 17. maddeleri
arasında düzenlenmiş olup, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin 5.
maddesinde “bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek makul
şüphesi altında bulunan kimsenin, saklananın, şüphelinin, sanığın veya
hükümlünün yakalanması ve suçun iz, eser, emare veya delillerinin elde edilmesi
için bir kimsenin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğinin
sınırlandırılarak konutunda, işyerinde, kendisine ait diğer yerlerde, üzerinde,
özel kâğıtlarında, eşyasında, aracında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile
diğer kanunlara göre yapılan araştırma işlemi” şeklinde tanımı
yapılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun
09.10.2018 tarihli ve 2016/20-701 esas, 2018/415 Karar sayılı kararında
açıklandığı üzere; Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda özel bir
düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmeliğin “Aramaların Yapılma Şekli”
başlıklı bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak
hükümlerdir. Bu kararların dışında ayrıca 2559 sayılı Kanun’un 4/A maddesinde
polise, kişileri ve araçları tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği
izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması hâlinde durdurma yetkisi
verilmiştir. Yönetmeliğin 27.maddesinde bu yetkinin kullanılması için
“umma” derecesinde makul şüphe aranmıştır. Polisin “umma”
derecesinde makul şüphe duyması halinde yapabileceği işlemlere ilişkin
“durdurma ve durdurma sonrası arama ve kontrol işlemleri” başlıklı
27. maddesinin (f) ve (ğ) fıkraları gereğince kollukça durdurulan kişinin
herhangi bir yerinde uyuşturucu gibi belirli bir şeyin gizlendiği düşünülüyorsa
veya makul sebep oluşmuşsa önleyici kolluk yetkisi dahilinde daha geniş
kapsamlı kontrol yapma imkânı doğacaktır. Şüphe üzerine arama yapılırken Polis
bu yetkilerini kullanırken dikkat edilmesi gereken husus ise şu şekildedir:
Kolluk gerekli tedbirleri alabilecek ancak bu amaçla kişinin üzerindeki
elbisenin çıkarılması veya aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen
bölümlerinin açılmasını isteyemeyecektir. Yönetmeliğin “karar veya yazılı
emir üzerine üst ve eşya aramasının icrası” başlığı altında 28. maddesinde
önleme araması ve adli arama kararı sonrasında üst ve eşya araması ve devamında
29. maddesinde araçlarda aramanın şekli düzenlenmiştir. Arama kararı alınmadan
polisin durdurma ve sonrasında yapabileceği arama ve kontrol işlemlerinde
Yönetmeliğin 27. maddede belirtilen sınırlamaların, arama kararı alındıktan sonra
Yönetmeliğin 28. ve 29. maddelerinde yer almadığı anlaşılmaktadır. Bunların
yanında, önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin
somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı Kanun bu
nitelikteki tehlike hâlini “makul sebep” olarak ifade etmektedir. Suç
delillerinin elde edilebileceği hususunda somut olgulara dayalı “makul
şüphe” ile önleme aramasındaki “makul sebep” farklı
kavramlardır. “Makul sebep” konunun uzmanları tarafından ortak
görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken “makul
şüphe” çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde
değerlendirmeleri hâlidir. Adli arama kararı verilebilmesi için aramanın
konusunu oluşturan kişi veya şeylerin, arama yapılacak yerde bulunduğu
hususunda belli bir şüphenin olması gerekir. Kanun aranacak kişinin suçla
ilgisine göre, bu şüphenin yoğunluğunu farklı şekillerde düzenlemiş ve suçla
ilgisi olmayan kişiler nezdinde aramayı daha sıkı koşullara tâbi kılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 20.09.2022 tarihli ve 2021/10-148 esas, 2022/566
karar sayılı kararında da değinildiği üzere, adli arama kararına dayanak
olan makul şüphe sebepleri somut olgulara dayanmalı ve arama sonucunda belirli
bir şeyin bulunacağının veya belirli bir kişinin yakalanacağı öngörülmelidir.
Nitekim Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Dava dosyası kapsamına
göre; sanık hakkında Pendik ilçesi Kuş
Parkı çevresinde esrar ve uyuşturucu hap sattığı, uyuşturucu maddeleri 34 D..****
plakalı araçta sakladığı yönünde yapılan ihbar üzerine sanığın yakalanmasına
yönelik çalışmalar yapıldığı halde her defasında kolluk kuvvetlerinden kaçtığı
ve yakalanamadığı, 03.05.2016 tarihinde 17.30 sıralarında ihbarda geçen yerde
sanığın görüldüğü, fiziki takibe başlandığı saat 21.30 da yanına gidildiğinde
İstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/2456 Değişik iş numaralı genel önleyici
arama el koyma kararına istinaden kimlik kontrolü yapılarak üst aramasının
yapıldığı, sanığa araçla ilgili sorular sorularak, anahtarını bir dükkana
bıraktığını beyan etmesi üzerine aracın anahtarının dükkandan alınarak arama el
koyma kararına istinaden Emniyet Amirliğine araç ve sanık ile intikal
edildiği, araçta yapılan aramada şoför
kısmında gaz ve fren pedalının üst kısmındaki boşlukta gizlenmiş poşette
bulunan suça konu maddelerin ele geçirildiği olayda, yukarıdaki açıklamalar
dikkate alınıp, somut olay bakımından suç delillerinin sanığın aracında
yapılan arama da adli arama kararı alınmasının gerekli olduğundan, dava dosyası
içerisinde bulunan “önleme araması kararı” sanığın yakalandığı yerden
alınıp başka bir yere götürüldüğü anlaşıldığından yapılan aramanın hukuka uygun
olmayacağından sanık durdurulduktan sonra devam eden süreçte Cumhuriyet
savcısına haber verilerek usulüne uygun şekilde alınmış “adli arama
kararı” ya da “yazılı arama emri” alındıktan sonra arama
yapılması gerekir iken yetersiz olan önleme arama kararına istinaden sanığın
yakalandığı yerden başka bir yere götürülerek, suça konu uyuşturucu maddelerin
ele geçirilmiş olması nedeni ile delillerin hukuka aykırı yöntemle ele
geçirilmiş olduğu anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesince verilen beraat
kararında hukuka aykırı bulunmamıştır[12].
Uyuşturucu
madde satışına konu madde miktarının az ya da çok oluşunun 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun 188/3. maddesinde tanımlanan suçun oluşumu açısından tek başına
ölçüt olmadığı göz ardı edilmemelidir[13]. Önemli olan şüphelinin
uyuşturucu sattığına ilişkin delillerin bulunmasıdır.
İhbar üzerine şüphelinin evinde
arama yapılmasına dair sulh ceza hakimliğinin verdiği adli arama kararı
kapsamında yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucunun miktarı ve hassa
terazinin varlığı somut olayda şüphelinin uyuşturucu ticareti kastıyla hareket
ettiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Dava dosyasının kapsamına göre; sanığın ikametinde uyuşturucu sattığı
ihbarı üzerine Sulh Ceza Hakimliğince verilen adli arama kararı ile sanığın
ikametinde yapılan aramada, sentetik kannabinoidler grubunda yer alan
ADB-BUTINICA, metamfetamin ve metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele
geçirildiği olayda; sanığın uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçunu
işlediği iddiasına ilişkin olarak; eyleme uyan suç vasfının ve yaptırımlarının
doğru biçimde belirlendiği, ikametinden ele geçirilen madde miktarı,
metamfetamin bulaşıklı hassas terazinin ele geçirilmesi ile dava dosyası
kapsamındaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına
dair kabulde, delillerin değerlendirilmesine aramanın hukuka uygun olduğuna
ilişkin takdirlerinde, sanık müdafisinin temyiz istemi yerinde görülmemiş,
Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır”[14].
Uygulamada uyuşturucu
ticareti ile başlayan yargılamaların uyuşturucu kullanma veya bulundurma suçuna
dönüştüğü gözlemlenmekte olup şüpheli veya şüphelilerin haksız tutuklama
kararlarının birer nesnesi olmaları hukuk güvenliği ve kişilerin özgürlükleri açısından
sakıncalıdır. Eylemin hukuka uygun deliller ışığında Yargıtay kararlarına
göre vasıflandırılmasında bireysel, toplumsal ve kamusal yararlar bulunmaktadır.
Örgüt suçlarıyla birlikte
işlendiğinde hem örgütlü suçlardan hem de uyuşturucu
veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından
ayrı ayrı soruşturma yapılarak gerçek içtima hükümleri gereğince iddianame
düzenlenmelidir. Ancak böyle durumlarda uyuşturucu madde ticareti suçunun örgütlü
işlenmesi halinin nitelikle hal olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Avukat Cenk Ayhan Apaydın
Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi
[1] Apaydın Cengiz, , Ceza Muhakemesine Egemen
İlkeler Işığında Olağan ve Olağanüstü Kanun Yolları, Seçkin Yayınevi,
Ankara, 2025, s. 7.
[2] Güngör, Ali/Apaydın,
Cengiz/Akyamaç, Murat/ Serdar, Beyazıt/Tülü, Hacı Mehmet/Çavuş,
Adnan/Yaşar, Alim/Şen, Zekeriye/Bilgi, Levent/Aydın, Filiz
Gökduman/Kara, Eyüp/Altun, Yunus Emre/Aslan, Ahmet/Karcıoğlu,
Tuncay/Okudan, Furkan, Cumhuriyet
Savcıları İçin Soruşturma Rehberi, 2. Baskı, İstanbul, 2020,, s. 98.
[3] Güngör ve diğerleri, s.
98.
[4]
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2025 tarihli, 2024/22449 esas ve
2025/10924 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan
sistemden alınmıştır).
[5]
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2025/7012 esas ve 2025/10430
sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden
alınmıştır).
[6] Güngör ve diğerleri, s.
98.
[7] Aksüt, Ertekin, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde İmal ve Ticaret Suçları, İstanbul
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul 2019, s. 62.
[8] Güngör ve diğerleri, s.
98.
[9]
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2025 tarihli, 2024/22467 esas ve 2025/10923
sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden
alınmıştır).
[10] Meydan, s. 350.
[11] Güngör
ve diğerleri, s. 99.
[12]
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 26. 12. 2024 tarihli, 2024/19323 esas ve
2024/10096 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan
sistemden alınmıştır).
[13] Güngör ve diğerleri, s.
99.
[14]
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 10. 12. 2025 tarihli, 2024/25122 esas ve
2025/10427 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan
sistemden alınmıştır).