CEZA HUKUKUNDA KAST KAVRAMI
“Ceza hukukunda önceleri salt bir neticeye neden olmak ceza sorumluluğu için yeterli sayılıyor; “bilmek” ve “istemek” kavramları herhangi bir rol oynamıyordu. Neticeye yol açmış olmak bilme ve isteme için bir belirti sayılıyordu. Bu konuda önemli dönüm noktasını Roma hukuku oluşturmaktadır. Ortaçağ İtalyan hukukçuları Roma hukukundan “dolus” kavramını almışlar ve böylece kast kavramı önce Carolina’ya daha sonra da giderek modern ceza hukuku öğretisine girmiştir. Modern ceza hukukunun kast kavramı, Roma hukukuna dayanmaktadır. Buna karşılık Cermen hukuku uzun zaman netice sorumluluğunu kabul etmiş ve tesadüfe dayanan kasıtsız davranışların ancak belirli tipik durumlarını cezasız bırakmıştır. Bununla birlikte Ortaçağ İtalyan hukukçuları Roma hukukundan “dolus” kavramını almışlar ve tüm ağır suçların cezalandırılabilmesinin koşulu olarak kabul etmişlerdir. Gerek Carolina ve gerekse o dönem Alman ceza hukuku öğretisi de İtalyan öğretisinin etkisinde kalmıştır[1].
Kuşaklar boyu hâkimlerin ve akademisyenlerin kastın anlamı açıklama konusunda bitmek bilmeyen çabalarına baktığımızda onların, düşünce ve isteme gibi insan kişiliğinin en temel fonksiyonlarıyla ilgilendiklerini hatırlamalıyız[2]. İlk Yunan filozoflarla ortaya çıkan geleneksel psikoloji Hale tarafından açık biçimde özetlenmiştir: ”İnsanoğlu doğuştan anlayış ve özgür irade gibi, bu iki büyük yetiyle donanmıştır. Özgür irade veya özgür seçim, bir şeyin bilindiği veya bir eylemin iradi olarak seçildiği anlamına gelir…”[3]. Kast genel olarak, yasalarca yasaklanmış bir zararın veya tehlikenin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmesini ifade eden akli bir durumdur[4]. Kast sübjektif olarak, yasalarca zarar verme hakkı elinden alınan bir kişinin bunu yapmayı aklına koymasını atfeder. Bu mental fonksiyonları ne biz görebiliriz ne de bu fonksiyonların çalışma biçimlerini dünyanın en hassas aletleriyle kaydedebiliriz[5]. Kastta işi yapan kişi, kanunların yasaklandığı bir eylemi gerçekleştirmek üzere seçimini yapar, karar verir ve bilinçli olarak da bu sonuca ulaşmak için elindeki araçları kullanır[6].
Ceza hukuku bakımından teknik anlamda kast, yalnızca bir suç tipinin gerçekleşmesine yönelen hareket iradesidir. Kast, bilme ve isteme olmak üzere iki yöne sahiptir. Kastın bilme yanı suçun kanuni tanımındaki tüm objektif unsurların aktüel bilgisini gerektirir. Kastın isteme tarafı ise tipikliğin gerçekleşmesine yönelik kat’i bir iradeyi ifade eder. Kesin olmayan, yani hala karar vermemiş bir “irade”, kast olamaz. Esasen objektif olarak hareket, kastın amacına yönelik olarak icra edilmesidir[7].
Kast, bir karar bir seçim tabiriyle tanımladığında belirli bir hedefe kanunlarca yasaklanmış bir zarar veya tehlikeye yönelir. Başlangıç durumunda, gelecekte bu gayeye erişmeye işaret eder, ancak bu zararı meydana getirme kararı ile bu kararın gerçekleşmesi arasında ne kadar kısa olursa olsun, belli bir sürenin geçmesi gerekir. ”Kast”ın bir diğer anlamı ise, yasaklanan bir hedefe hareket etme sürecinde, bir sonuç için çabalama davranışından çıkarılabilir. Bu davranış ”kasti” olarak tanımlanabilir ve buradan, daha önceki suç işleme kastı da çıkarılabilir[8].
Kast, hukuka aykırı fiilin gerçekleştirilmesi hakkında bilinçli irade demektir, bilinç, yapılan fiilin ceza hukuku bakımından tipikliğinin bütün unsurlarını kapsamaktadır[9]. Kural olarak ancak kasten işlenen fiiller ceza yaptırımı altına alınabilir. Meğerki kanunda aksine bir düzenleme mevcut olsun; yani taksirle işlenen bir fiil ceza müeyyidesi altına alınmış olsun[10].
Kast tipikliğe ait objektif nitelikteki unsurların fiili işleyen kişi tarafından bilinmesi ve istenmesi olup, buna göre kastın unsurları bilme ve isteme olmaktadır. Failin kasten hareket etmiş sayılması için, tipe uygun hareketi önceden düşünüp öngörmüş, zihinde canlandırmış olması gerektiği gibi, sonucu bilmiş ve öngörmüş olması da gerekmektedir. Sonuç ise, icrai suçlardan yasanın yasakladığı, ihmali suçlarda ise, yasanın gerçekleştirilmesini emrettiği sonuçtur. Failin suç işlemek isteyip istemediği iç dünyasını ilgilendiren bir durum olmakla birlikte; failin dış dünyaya yansıyan hareketlerinin oluşturduğu neticelerden yola çıkarak failin iç dünyasında yer alan kastının tespit edilmesi mümkündür. Kastın ispatı ceza usul hukukunun konusu içinde yer almakla birlikte eylemin hangi suç tipine girdiğinin tespiti ve bu suç tipinin unsurları bakımından bir değerlendirme yapmanın zorunlu olması sebebiyle kast suç genel teorisinin içinde yer almaktadır[11].
|
Doç.
Dr. Cengiz APAYDIN Cumhuriyet Savcısı |
Cenk Ayhan APAYDIN Avukat-Yazar |
CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV
cezahukukubilinci.org
[1] Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Ceza Hukuku, Ankara 2007, 149–150.
[2] Hall, Jerome, General Principles of Criminal Law, Second Edition, New York 1992, 105.
[3] Hale, P.C 14,(akt- Hall, 105).
[4] Schmidt, Faute Civile et Faute Penale, 97(akt- Hall, 105).
[5] Hall, 106.
[6] Hall, 112.
[7] Bkz. Koca/Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2008, 167.
[8] Hall, 113.
[9] İtalyan Ceza Kanunu Tasarısı 1999(çev, Evik, S, V), İÜHFM C: LVIII, S: 1–2, 271, Y: 2000.
[10] Schroeder, C, F,”Taksirin Kanunen Tanımlanmasına İlişkin Problemler “(çev. İzzet Özgenç) Türk Ceza Kanunu Tasarısı İçin Müzakereleri, Konya 1998, 257).
[11] Apaydın Cengiz, “Olası Kastla İnsan Öldürme Suçu”, Suç ve Ceza Dergisi, İstanbul 2011, S: 2, 5-6,


