HAKARET SUÇUNDA EYLEM VEYA SÖYLEM
Serbest hareketli bir suç olup Hakaretin somut bir fiil veya olgu isnat edilerek mi, yoksa sadece sövmek suretiyle mi işlendiğinin açık bir şekilde tartışılması ve seçimlik hareketlerden hangisiyle hakaretin işlendiğinin belirlenmesi gerekir.[1] Keza, kişiye herhangi bir olayla irtibatlandırmadan, soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği veya huyu ifade eden sözler, somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları hâlde, yine de hakaret suçunu oluştururlar. Örneğin, bir kimseye “serseri”, “alçak”, “hayvan” denmesi hâlinde, somut fiil isnadı söz konusu değildir. Aynı şekilde kişiye soyut olarak “hırsız”, “rüşvetçi”, “sahtekâr”, “fahişe” gibi yakıştırmalarda bulunulması hâlinde de hakaret suçu oluşmaktadır[2]. Yine sen orospusun, kahpesin, adisin, sen başkanıyla birlikte oluyorsun, şerefsiz, a……. koyacağım………, sana skcm ayarlıyor…, seni becereceğim, daha sonra kızını kendime karı yapacağım, ananın a.na alıştılar, ben bir alıştırır senin ananın a.nı tersinden görürsün, orospunun doğurduğu, , “sinkaf ederim senin ağzını da g… de götür sizi ananı avradını sinkaf ederim, ananızın a.nı sinkaf edeğim, ..si…r git, salak, pisliksin, geri zekalı, beyinsiz , öküz, şerefsiz, haysiyetsiz, şerefsiz köpek, ibne, “orospusun sen, seni si..m, millete g.. verdin, orospu, amn koyduğumun kızı vb sözleri de hakaret suçunu oluşturmaktadır.
Hakaret suçu mağdurun yüzüne karşı işlenebileceği gibi aynı zamanda gıyapta da işlenebilen bir suçtur. Gıyapta işlenen hakaret suçunun unsurlarının oluşması için hakaret suçu işlendiği sırada 3 kişinin bu suçun işlendiği anda söylenen şerefe ve saygınlığa karşı yapılan eylemleri duymuş olması gerekir. Mesajla hakaret başkasına gönderilse bile gıyapta hakaret olarak değerlendirilemez. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaretten söz edilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur.
Hakaret, kaba söz veya eleştiri kavramları birbirine karıştırılmamalıdır. Eleştiri Anayasal bir hak olup ifade özgürlüğünden kaynaklanması nedeniyle doğası gereği sert bazen de incitici bir üslup gerektirebilir. Eleştirinin içerik ve bağlam açısından birlikte değerlendirildiğinde eleştiri sınırını aşıp da hakaret boyutuna varıp varmadığı kaba söz niteliğinde olup olmadığı somut olayın şartlarına mağdurun sosyo-kültürel konumuna ve failin kullanmış olduğu ifadelere göre somut olay bazında belirlenir[3]. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 26. maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen “bilgi” ve “fikirler” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum“dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslararası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa’nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın paylaşımlarının, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanık hakkındaki beraat kararının kaldırılarak mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur”[4]. Eylem veya söylemlerin adil yargılama ilkesi ışığında değerlendirilmek suretiyle, siyasi eleştiri niteliğinde ve/veya ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığının gerekçeli bir şekilde kararda belirtilmesi gerekir.
Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez. Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Hakaret suçunun bir hafifletici nedeni suçun haksız fiile karşı tepki olarak işlenmesi halidir. Örneğin bir kişi kendisine yumruk atan bir kişiye, olay esnasında olayın sıcaklığıyla hakaret etmişse, yine hakaret suçu oluşmuştur. Bu durumda hâkimin takdirine göre ceza üçte birine kadar indirilebilir, hatta hiç ceza verilmeyebilir. Aynı zamanda hakaret suçu karşılıklı olarak işlenmişse, yani iki kişi birbirine karşılıklı hakaretler etmişlerse, duruma göre taraflardan biri veya her ikisi hakkında ceza indirimi yapılabilir veya hiç ceza verilmeyebilir.
Avukat Cenk Ayhan APAYDIN
Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi
Yazar
CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV
cezahukukubilinci.org
[1] Koca/Üzülmez, Özel Hükümler, 432
[2] TCK’nın 125.Maddesi’nin gerekçesi.
[3] Apaydın, Cengiz, Gençlik Ceza Hukuku, 94-95
[4] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 3. 03. 2025 tarihli, 2022/11220 esas ve 2025/3987 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).


