Ceza hukukunda banka veya kredi kartlarını kötüye
kullanma suçları kavramı hızla değişmekte ve gelişmekte olup, işlenme şekilleri öngörülemeyecek şekilde
uygulamada karşımıza çıkmakta ve ceza hukukunun önemli ve problemli
alanlarından birini oluşturmaktadır.
5237 sayılı TCK’nın banka veya kredi kartlarını kötüye kullanma
suçlarının unsurlarını değiştirerek bağımsız suçlar olarak bilişim alanında
suçlar başlığı altında yeniden ele alması, önemli bir gelişme olmakla birlikte,
kurumun uygulama alanının ve bilişim suçlarının, teknolojinin gelişmesine
paralel olarak işlenme şekillerinin hızla değişmesi uygulamada özellikle
suçların içtimaı ile ilgili olarak ciddi sorunlara sebebiyet vermektedir.
5237 sayılı TCK’da, “kaç tane fiil varsa o kadar suç,
kaç tane suç varsa o kadar ceza vardır” ilkesi benimsenmiş olsa da TCK’nın birinci
kitabının ikinci kısmının beşinci bölümünde bileşik suç (madde 42), zincirleme
suç (madde 43) ve fikri içtima (madde 44) bu ilkenin istisnaları olarak
belirtilmiştir[1].
İştirak halinde faillerin bir suçta birleşmeleri söz konusu iken, içtimada
suçların tek failde toplanması söz konusu olmaktadır[2].
TCK’nın 42. maddesine göre, “biri
diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolaysıyla tek fiil
sayılan suç” bileşik suçtur. Bileşik suçta, birden çok suç vardır, ancak ya iki
suç bir araya gelerek bir başka suçu oluşturmaktadır ya da bir suç diğerinin
ağırlaştırıcı nedenini oluşturmaktadır[3]. TCK’nın 245/1. madde ve fıkrasında tanımlanan
suç bileşik suç tanımına girmemektedir. Çünkü bileşik suçta, unsur ya da
ağırlaştırıcı nitelik taşıyan suçun, bileşik suç olarak kabul edilen söz konusu
suç içinde ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekmektedir. Bu gereklilik kanuni
birleşme şeklinde gerçekleşmektedir[4]. Yargıtay Ceza Genel
Kurulu 1984 yılında verdiği bir kararda[5], “…mürekkep (birleşik)
suç kendisini meydana getiren suçlara yasal olarak bölünmesi mümkün olmayan bir
bütündür. Eriyen ve eriten başka ifade ile kaynaşan suçlardan biri diğerinin
unsurunu veya ağırlaştırıcı sebebini teşkil ettiğini yasada açıkça gösterilmesi
şarttır… bu şart, suçların ve cezaların kanuniliği prensibinin
gereğidir…”ifadesiyle, bileşik suçta kanuni birleşme şartına vurgu yapmıştır.
Oysaki TCK madde 245/1’de yer alan ifadeye bakıldığında herhangi bir suçun
ayrıca ve açıkça gösterilmediği görülmektedir.
Bu suçun bileşeni olabilecek nitelikteki suç tipleri,
hırsızlık (TCK md. 141), güveni kötüye kullanma (TCK md.155), dolandırıcılık
(TCK md.157) ve yağmadır (TCK md.148). Ancak bu suç tipleri TCK madde 245/1’de
açıkça bir araya getirilmemiştir. Dolayısıyla bu suçlar ile TCK madde 245/1
arasında bileşik suç ilişkisi yoktur ve bu durumda fail gerçek içtima kuralları
gereğince her suçtan ayrı ayrı cezalandırılmalıdır[6]. Nitekim Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Oluşa ve dosya içeriğine göre,
sanığın, yakınana ait kredi kartını zorla aldıktan sonra şifresini öğrenip 570
TL tutarında harcama yaptığının anlaşılması karşısında, sanık hakkında ayrıca
kredi kartının kötüye kullanılması suçundan ceza verilmesi gerektiği
gözetilmeden, söz konusu eylemin yağmanın bir unsuru kabul edilerek eksik ceza
tayini, karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır”[7].
Öte yandan kredi kartının kötüye kullanılmasına
yönelik olarak yapılan hile ile şifrenin ve kartın ele geçirilmesi sonucunda
kredi kartının kötüye kullanılması hallerinde dolandırıcılık suçu oluşmayıp
sadece TCK’nın 245/1. maddesinde düzenlenen banka veya kredi kartının kötüye
kullanılması suçu oluşacaktır[8]. Nitekim Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Başkasına ait kredi kartının
kötüye kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunun oluşabilmesi için 5464
sayılı Yasanın 3. maddesi uyarınca kartın fiziksel olarak kullanımı gerekmeyip
kart bilgilerinin kullanılması yeterli olduğu cihetle; sanığın, mağdur Yaşar ve
katılan Hüseyin’e ait kredi kartı bilgilerini ele geçirip kullanmak suretiyle
internet üzerinden alışveriş ve havale yapmaktan ibaret eylemlerinin mağdur
sayısınca TCK’nın 245/1. madde ve fıkrasında
yazılı suçu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde nitelikli
dolandırıcılık suçundan mahkumiyet kararları verilmesi, yasaya aykırı, sanık müdafisinin
temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu
sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması
gereken CMUK’nun 321. maddesi gereğince bozulmasına, 29.02.2016 gününde
oybirliğiyle karar verildi”[9].
Banka veya kredi kartının
kötüye kullanılması suçunun bileşik suç olarak düzenlenmediğine ilişkin ileri
sürülebilecek bir başka gerekçe ise,
hâkim, somut olayda kanunun kendisine verdiği yetkiyi aşmamak kaydıyla
ceza miktarını tayinde takdir hakkına sahiptir. Buna göre, TCK’nın 245/1. madde
ve fıkrasındaki suçun işlenmesi halinde, bu suçun bileşeni olabilecek suçlar
ile bu suç arasında yaptırım bakımından oluşacak uyumsuzluk ortada bir bileşik
suçun olmadığına ilişkin delili kuvvetlendirmektedir. Örneğin, hırsızlık
suçunun basit şekli için bir yıldan üç yıla, güveni kötüye kullanma suçunun
basit şekli için altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası,
dolandırıcılık suçunun basit şekli için ise bir yıldan beş yıla kadar hapis ve
beş bin güne kadar hapis cezası öngörülmüştür. Her üç suçun nitelikli halleri
gerçekleştiği takdirde ise cezanın yedi yıla kadar ulaşması mümkündür. Yağma
suçunun basit şekli için altı yıldan on yıla kadar, nitelikli halinin
gerçekleşmesi halinde ise on beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. TCK
madde 245/1’de yer alan suç için ise öngörülen ceza, üç yıldan altı yıla kadar
hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Durum böyle iken, hırsızlık, güveni kötüye kullanma ve
dolandırıcılık suçlarının bu suçun bileşeni olacağı kabul edilse bile, suçun
yaptırımı açısından bu sayılan suçların nitelikli halleri; yağma suçunun ise
hem basit hem nitelikli hali açısından TCK madde 245/1’in bileşik suç
kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir[10].
Maddi neticenin tek
olması bir başka ifadeyle dış dünyada meydana gelen değişikliğin tek olması,
ihlalin, dolayısıyla, meydana gelen suçun da her zaman için tek olması sonucunu
doğurmamaktadır. Bazı durumlarda dış dünyada meydana gelen netice tek olmasına
rağmen, kanunun bu neticeyi iki ayrı hükümde suç olarak düzenlemesi dolayısıyla
iki ayrı suçun varlığı söz konusu olmaktadır. Bu durumda, sorun, TCK madde
44’te düzenlenen fikri içtima gereğince, faile bunlardan en ağır cezayı
gerektiren hükmün uygulanması şeklinde çözüme kavuşturulacaktır. Nitekim “bir
fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verme” şeklinde tarif
edilen fikri içtima gerçekte birden fazla olarak ortaya çıkan her biri bağımsız
suç teşkil eden neticelerde, faile meydana gelen her suç için ayrı ceza
verilmesini engelleyen bir kurumdur.
Bu anlamda, hırsızlık
suçu ile TCK madde 245/1’in aynı olayda söz konusu olduğu bir somut olay
bakımından, ortada iki fiil mi yoksa tek bir fiil mi olduğu sorunu gündeme
gelecektir. Örneğin, failin, mağdurun içinde para ve kredi kartı bulunan
cüzdanını çalması ve ardından bu kart ile ATM’den para çekmek suretiyle yarar
sağlaması halinde, fail ortada tek fiil olmasından hareketle TCK’nın 44.
maddesi uyarınca sadece TCK madde 245/1’den mi cezalandırılacak yoksa 5237
sayılı Kanun uyarınca hem hırsızlık suçundan hem de TCK madde 245/1’de
düzenlenen suçtan ayrı ayrı mı cezalandırılacaktır? Bu konuda doktrinde bir görüş[11], TCK madde 44’ün uygulanması
gerektiğini ve faile sadece banka ve kredi kartlarının kötüye kullanılmasından
dolayı ceza verilmesi gerektiğini belirtmekte ve failin çantayı çaldığı fakat
çantadan sadece kredi kartını alarak, çantayı ve içindekileri attığı bir durumu
söz konusu görüşünü gerekçelendirmek adına örnek olarak vermektedir. Doktrinde bir diğer görüş[12] tarafından savunulan ve
bizim de katıldığımız görüşe göre ise,
5237 sayılı TCK’da “kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa
o kadar ceza vardır” ilkesi benimsenmiş olduğundan, her somut olayda fiil
sayısının ortaya konması ve fiil sayısı kadar ceza verilmesi gerekmekte ve
dolayısıyla faile hem hırsızlık suçundan hem de banka veya kredi kartlarının
kötüye kullanılması suçundan ayrı ayrı ceza verilmelidir[13]. Yargıtay’ın mülga 765
sayılı kanun döneminde verdiği bir karara[14] göre, “Sanığın, yakınanın
bulunmadığı sırada iş yerine girerek O’nun çantasından bir miktar Türk Lirası
ile banka ve kredi kartlarını, gündüzün çalma eylemi, TCK’nın 491/4. maddesine
uygun, ayrı bir suç oluşturduğu; Sanığın, yakınana ait şifresini bildiği ve
rızası dışında ele geçirdiği bankamatik kartı ile ATM’den para çekmesi eylemi
de, ayrıca TCK’nın 525/b-2 maddesindeki suçu oluşturduğu; gözetilmelidir.”
Aynı yorum tarzı banka
veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu işlemek amacıyla kartın
dolandırıcılık yapılarak alınması halinde de geçerli olacak ve faile her iki
fiilden dolayı ayrı ceza verilecektir[15]. Yağma suçu ile banka
veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun bir arada olduğu bir somut
olayda, örneğin, failin, mağdurdan yağma suretiyle kredi kartını alması ve
kartı kullanarak yarar sağlaması halinde, ilki yağma ikincisi ise banka ve
kredi kartının kötüye kullanılması olmak üzere iki ayrı fiil vardır ve fail her
iki fiilinden dolayı ayrı ayrı cezalandırılmalıdır[16]. Yargıtay 6.CD’si 2007
yılında verdiği bir kararda[17]da olaya aynı
yönden baktığı görülmektedir. Bu karara göre, “Sanığın mağdura ait banka
kartlarını rızası olmadan ele geçirerek kullanmak suretiyle kendilerine yarar
sağlamaları eyleminin, 5237 sayılı TCK’nın 245/1. maddesine uyan ayrı bir suç
oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde uygulama yapılması ve 16/12/2005
tarihinde işlenen yağma suçunun iş yerinde işlendiğinin anlaşılması karşısında
bozma nedeni yapılmamış; diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.” Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir
diğer kararında şöyle denilmektedir; “Ayrıntıları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.03.2010 gün, 2010/17-65 esas-karar no’lu ve
04.03.2014 gün, 1439/104 sayılı ilamında belirtildiği üzere veya Kredi
Kartlarının kötüye kullanılması suçu, yasadaki düzenleniş şekli göz önüne
alındığında banka veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi
durumunda oluşabilecek hırsızlık, yağma, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık
gibi suçlar ile banka veya kredi kartlarını kötüye kullanma suçu arasında
gerçek içtima kuralının uygulanarak failin her bir suçtan ayrı ayrı
cezalandırılması gerektiği, 5237 sayılı TCK’nın 245/1. maddesindeki “her
ne surette olursa olsun” ifadesinin ise banka veya kredi kartlarının
sadece hukuka uygun yollardan ele geçirilmesini kapsadığı cihetle, suç
tarihinde sanıkların bulunduğu ATM’ye gelen müştekinin para çekimine yardımcı
olmaları için kartını sanıklara vermesi, sanıkların el çabukluğu ile kartı
ATM’ye takmış gibi yaparak bankomatın kartı yutmuş olduğunu müştekiye
söylemeleri, müştekinin bankomattan ayrılması üzerine ellerindeki kartla
müştekinin hesabından para çekmeleri şeklinde gerçekleşen eylemde,
dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı, ancak sanıkların, katılanın
ekonomik değer taşıdığından kuşku bulunmayan menkul mal niteliğindeki kredi
kartını sahibinin rızası dışında alması eylemlerinin hırsızlık suçunu
oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde
karar verilmesi, yasaya aykırı, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla
yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın
8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi
gereğince (bozulmasına), 25.02.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi”[18]
Kartın mutlaka bir suç
işlemek suretiyle ele geçirilmiş olması da şart değildir. Fail kartı tamamen
hukuka uygun bir şekilde de ele geçirmiş olabilir. Bu halde ise ilk hareket suç
olmayacağından içtima sorunu da ortaya çıkmaz. Elde edilen kartın kullanılması
esnasında bir bilişim sistemine girme (m.243/1) ve var olan verileri başka yere
gönderme (m.244/2) fiilleri de söz konusu olabilecektir. Bu halde fikri
içtimadan söz edilmeli fail daha ağır ceza öngören m.245/1’den
cezalandırılmalıdır[19]. TCK’ nın 43. maddesinin
1. ve 2.fıkralarına göre, bir suçun aynı
kişiye karşı farklı zamanlarda veya farklı kişilere karşı aynı zamanda
işlenmesi halinde zincirleme suçtan bahsedilebilecektir. Zincirleme suçun söz
konusu olabilmesi için kural olarak, aynı suç en az iki kez işlenmelidir. Bu
suçlardan biri teşebbüs halinde kalmış, diğeri tamamlanmış olabileceği gibi;
her iki eylem de teşebbüs aşamasında kalmış olabilir.
TCK madde 245/1 incelendiğinde bu suç tipinin TCK
madde 43/1’ de düzenlenen zincirleme suç şeklinde işlenmesi mümkün iken[20] aynı şeyi madde 43/2’de
düzenlenen zincirleme suç bakımından söylemek pek mümkün görünmemektedir. Çünkü
doktrinde de haklı olarak savunulduğu[21] gibi, bu suç her ne kadar
“bilişim alanına karşı suçlar” başlığı altında düzenlenmiş olsa da öncelikli
olarak korunan hukuki yarar bireyin veya kurumun mal varlığına aittir.
Dolayısıyla, bu suç bakımından zincirleme suç kurallarının uygulanabilmesi için
her seferinde kullanılan veya kullandırılan kartların aynı kişiye veya kuruma
ait olması gerekir. Diğer bir ifadeyle, aynı bankanın farklı kart sahiplerine
ait kartların kullanılması durumunda, kart sahibi sayısınca suç oluşmaktadır.
Bu hükmün düzenleme amacı ile korunan hukuki yarara daha uygun olacaktır. Aynı
hamile ait kartın birden fazla kullanılması halinde zincirleme suç hükmü
uygulanacaktır. Örneğin, başkasına ait kredi kartının fail tarafından değişik
zamanlarda birden fazla kullanılması halinde tek suçtan hüküm kurulacak, ancak
faile verilecek ceza zincirleme suç kapsamında TCK’nın 43/1. maddesi gereğince
arttırılacaktır[22].
Burada üzerinde durulması gereken konu,
işlenen suç sayısının belirlenmesi bakımından, kart sahibi sayısının mı,
kullanılan kart sayısının mı yoksa kartı çıkaran banka sayısının mı esas
alınacağıdır. Yargıtay, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 18.10.2011 tarihinde
vermiş olduğu karara kadar istikrarlı bir biçimde, suçun işleniş şekli bakımından ‘kart sayısını’ esas almış[23] ve bu görüş doktrinde de
taraftar[24]
bulmuştur. Doktrindeki bir diğer görüşe göre ise, yasada başkasına ait banka ya da kredi
kartından söz edilmektedir. Öte yandan m.245/1 ‘de gerçek bir kredi kartı söz
konusu olup, kart hamili bu sıfatla ilk ve doğrudan muhataptır. Böyle olunca
asıl olan hamil olup, kartın hangi banka tarafından düzenlendiği önemini
yitirir ve ikincil bir niteliğe bürünür.
Bu nedenlerle TCK’nın 245/1. maddesi bakımından kart hamili esas
alınmalı, aynı bankanın farklı hamillere ait kartlarının kullanılması halinde
hamil sayısınca suç oluştuğu kabul edilmelidir. Buna karşılık aynı hamile ait
farklı banka kartları bakımından ise zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır.
Yine aynı hamile ait aynı kartın birden fazla kullanılması durumunda da
zincirleme suçun oluşacağı ifade edilmelidir. Bununla birlikte zincirleme
suçtan ancak suçun farklı zamanlarda işlenmiş olması halinde söz
edilebileceğinden[25] aynı zaman diliminde
işlenen suçlar bakımından zincirleme suç hükmünün uygulanmaması gerekmektedir.
Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Sanığın
haksız ele geçirdiği kredi kartı ile S…. Kuyumculuk isimli işyerinden aynı
zamanda, biri saat 15.48, diğeri ise, saat 15.51 ‘de olmak üzere iki alışveriş
yaptığı göz önüne alınarak (bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik
zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesinden
bahsedilemeyeceği gözetilmeden zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle
fazla ceza tayini hukuka aykırıdır”[26].
Yargıtay birden fazla
kartın her birinin birden fazla kez kullanılarak suçun işlenmesi halinde her
bir kart ile ilgili, kendi içinde zincirleme suç hükümleri uygulamaktaydı[27]. Yargıtay böyle bir
durumda kart sahibiyle birlikte kartı çıkaran banka veya finans kurumunu da
dikkate almaktaydı[28]. Ancak Yargıtay Ceza
Genel Kurulu 2011 tarihinde verdiği kararda[29], suçun mağdurunun kart
sahibi olduğu, tüzel kişiliğe sahip olan bankanın suçtan zarar gören
olabileceğinden hareketle, zincirleme suçun uygulanmasında kart sahibinin esas
alınması gerektiğinin altını çizmiştir. Söz konusu bu kararın ardından,
Yargıtay’ın kararlarını bu yönde verdiği görülmektedir[30]. Yargıtay’ın aynı
doğrultudaki bir diğer kararında şöyle denilmektedir; “Ayrıntıları Ceza Genel
Kurulu’nun 18.10.2011 gün ve 6/166-213 sayılı kararında açıklandığı üzere; 5237
sayılı TCK’nın 245/1. madde ve fıkrasında düzenlenen başkasına ait banka veya
kredi kartını kötüye kullanmak suçunun mağduru hesap sahibi kişiler olup, aynı
kişiye ait farklı bankalarca tahsis edilmiş birden fazla banka veya kredi
kartının değişik tarihlerde kullanılması halinde zincirleme suç hükümlerinin
uygulanabileceği, ancak kart ve kullanım sayısı ile yarar miktarının TCK’nın
61. maddesi uyarınca temel cezanın ve zincirleme suç hükümleri nedeniyle cezada
yapılacak artırım oranının belirlenmesi sırasında değerlendirilmesi gerektiği
gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayin edilmesi yasaya aykırı, sanığın temyiz
itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320
sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun
321. maddesi uyarınca bozulmasına, 02.03.2016 gününde oybirliğiyle karar
verildi”[31].
Kanaatimizce Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararından
sonra “kart sayısı” nı dikkate almak yerine “kart sahibi” ya da 5464 sayılı
Kanun’un ifadesiyle “kart hamili” sayısını dikkate alarak verdiği kararlar,
ceza adaletinin ve ölçülülük ilkesine uygun olarak cezalandırmadan beklenen
kamu yararının sağlanması bakımından yerindedir. Çünkü aksi halin kabulü
halinde hakkaniyete uygun olmayan çok ağır cezalarla karşı karşıya
kalınacaktır. Örneğin, kart hamiline ait beş ayrı kredi kartını kullanmak
suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan failin beş ayrı suç işlediği
kabul edilecek ve beş kez cezalandırılacaktır[32]. Oysaki somut olayda,
kart hamiline ait birden fazla kartın kullanılması halinde, TCK madde 43’ün
amaç ve ruhuna uygun olacak şekilde, verilen örnek bakımından değerlendirilme
yapıldığında faile beş ayrı ceza verilmesi yerine “kart hamili” esas alınmak
suretiyle, fail hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması kusurun
ağırlığına, akla, hukuka uygun daha adil ve sağlıklı kararlar verilmesi adına
doğru bir çözüm tarzı olacaktır. 5237 sayılı TCK’nın 245/1. maddesinde
düzenlenen başkasına ait banka veya kredi kartını kötüye kullanmak suçunun
mağduru hesap sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler olup aynı kişiye ait fakat
farklı bankalarca tahsis edilmiş banka veya kredi kartı sayısı nedeniyle
bağımsız suçtan bahsedilemez. Aynı kişiye ait farklı bankalarca tahsis edilmiş
birden fazla banka veya kredi kartının değişik tarihlerde kullanılması halinde
zincirleme suç hükümleri uygulanır. Mahkemece, suçta kullanılan kart sayısı ve
kullanım sayısı, kartın ele geçirilme şekli ile failin elde ettiği haksız
menfaat miktarını göz önünde tutularak TCK’nın 61. maddesi gereğince temel
cezanın belirlenmesi ve TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri
nedeniyle cezada yapılacak artırım oranının belirlenmesi sırasında cezanın alt
sınırdan ölçülü ve orantılı bir şekilde arttırılması gerekmektedir[33].
DOÇ. DR. CENGİZ APAYDIN
İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET SAVCISI
CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV
HUKUK VE ADALET BİLİNCİ TV
cezahukukubilinci.org
[1] Taşdemir, 321;
Yılmaz, 283.
[2] Taşdemir, 324.
[3] İpekçioğlu, Pervin
Aksoy, “Türk Ceza Kanunu’nda Bileşik Suç”, AUHFD,
61 (1) 2012, 46.
[4] Toroslu, Nevzat. Ceza
Hukuku Genel Kısım. Ankara: 2012,
335.
[5] YCGK’nun
13.02.1984 tarihli, 1983/1-322 esas ve 1984/64 sayılı kararı ( özel arşiv).
[6] ”5237 sayılı TCK’nın 245/1. maddesindeki
banka veya kredi kartlarını kötüye kullanma suçu bileşik suç olarak
düzenlenmemiş olup, yasa maddesinde geçen “her ne surette olursa olsun” ifadesi
banka veya kredi kartlarının sadece hukuka uygun yollardan ele geçirilmesini kapsamaktadır.
Bunun sonucu olarak; sanığın kurduğu düzenek ile ATM makinesine para çekmek
için gelen mağdurların şifresini de öğrenmek suretiyle ele geçirdiği, ekonomik
değeri bulunduğunda kuşku bulunmayan menkul mal niteliğindeki banka kartı ile
başka bir ATM cihazına gidip para çekmesi şeklinde gerçekleştirdiği
eylemlerinde, banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu yanında
hırsızlık suçu da oluşmaktadır”. Yargıtay, CGK. 30.03.2010, 2010/11-17 esas ve 2010/65 sayılı kararı
(özel arşiv).
[7] Yargıtay 6. Ceza
Dairesi’nin, 26.01. 2016 tarihli, 2013/28218 esas ve 2016/133 sayılı kararı
(UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına Yargıtay kararlarına özel
erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[8] Özbek ve
diğerleri, 954; Dülger, 3. Baskı, 503.
[9] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin, 29.02. 2016 tarihli,
2015/10798 esas ve 2016/2341 sayılı kararı. (UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet
savcılarına Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[10] Yılmaz, 284.
[11]Taşkın, 81-82.
[12] Yılmaz, 286-287.
[13] Özbek ve
diğerleri, 954.
[14]Yargıtay, 6.CD,
01.02.2002 tarihli, 2001/17027 esas ve
2002/1016 sayılı kararı, YKD, C.29, S.3, Mart 2003, s.474-475. Bu kararlara
örnek olarak bkz. Yargıtay, 6.CD, 17.03.2008 tarihli, 2007/9503 esas ve
2008/7144 sayılı kararı; Yargıtay. 11.CD, 04.04.2012 tarihli, 2012/17699 esas
ve 2012/4696 sayılı kararı( özel arşiv).
[15] Yılmaz, 289.
[16]Yılmaz,
288-289; Karagülmez’e göre, somut olayın
özelliği dikkate alınmak suretiyle, yağma suçunun cezası madde 245/1’de
belirtilen cezadan daha ağır olduğu için her iki fiilin gerçekleştiği hallerde
fail yalnızca yağma suçundan cezalandırılmalıdır. Bkz. Karagülmez, 208.
[17] Yargıtay, 6.C D, 09.07.2007 tarihli, 2006/21709 esas ve 2007/8944 sayılı kararı.
Bkz. Yılmaz, 289, dp. 79.
[18] Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin,
25.02. 2016 tarihli, 2015/13685 esas ve 2016/2225 sayılı kararı (UYAP isimli
Hâkimler ve Cumhuriyet Savcılarına Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan
sistemden alınmıştır). Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında ise
şöyle denilmektedir; “Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun 30.03.2010 gün ve 17-65 sayılı kararı ile benzer bir çok kararında
da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK’nın 245/1. maddesinde hükme bağlanan
banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun kanundaki düzenleniş
şekli göz önüne alındığında bileşik suç olarak düzenlenmediği, bu suçla birlikte
oluşabilecek diğer suçlara kanunda öngörülen ceza miktarlarının da, bu suçun
bileşik suç olarak düzenlenmediğini açıkça ortaya koyduğu, bu nedenle, banka
veya kredi kartının hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi durumunda oluşabilecek
hırsızlık, yağma, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık gibi suçlar ile banka
veya kredi kartlarını kötüye kullanma suçu arasında gerçek içtima kuralı
uygulanarak failin her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılması gerekeceği; kaldı
ki, somut olayda Halikarnas şirketinde 2000 yılından itibaren sigorta satış,
prim ve bedellerini tahsil elemanı olarak çalışan sanığın, 29.12.2005 tarihine
kadar müşterilerden elden tahsil ettiği sigorta primlerini şikayetçi şirketin
acentesi olduğu Koç Allianz Sigorta şirketi adına borç kaydettiği ve kendi
uhdesinde tuttuğu, yine müşterilerden Özgür …..’den 05.01.2005 tarihinde alınan
631,40 TL’yi, Şebnem …’den 15.05.2005 tarihinde alınan 196,57 TL’yi, Ümit …dan
alınan 4.761,00 TL’den 761 TL’sini muhasebe kayıtlarına geçirmediği, daha
sonrasında ise 14.02.2006 ile 13.07.2006 tarihleri arasında uhdesinde bulunan
paralarla ilgili muhasebe kayıtlarını tutturabilmek için müşterilerin kredi
kartı bilgilerini kullanarak şirkete ait pos makinesinden mail order yolu sanki
tahsilat yapmış gibi 23.367,82 TL parayı çektiği ve sanki tahsilat yapmış gibi
kasaya işlettiği de iddia edilerek kamu davasının açıldığının anlaşılması ile
sanığın 03.01.2006 tarihli savunmasında, banka ya da nakit olarak ödeme yapan
müşterilerin makbuzlarını sistemden kesmediğini, kart ile ödeme yapmaları
nedeniyle mükerrer ödemeye sebep olduğunu ve Koç Allianz’a yapılacak ödemeleri geciktirmemek
adına tahsilat yapamadığı müşterilerin ödemelerini diğer müşterilerin
kartlarından tahsil ettiğini, işlerin aksamaması amacıyla bu şekilde davrandığını
belirtmesi karşısında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin ortaya
çıkarılması bakımından, suç tarihleri itibariyle sigorta poliçeleri ile ilgili
olarak sanık dışında tahsilat yapan personel bulunup bulunmadığının
araştırılması ile kredi kartlarından hatalı çekim yapılarak mağdur olan ve
hatalı çekim neticesinde poliçeleri ödenmiş olan müşteriler ile şikayetçi
şirketin kayıtlarına göre, 2008 yılı alıcılar hesabında görünen müşterilerinden
tahsil edilemeyen 80.871,37 TL bakiyenin müşteriler bazında sorgulanması
amacıyla, bu kişilerin açık kimlik ve adreslerinin temin edilmesinden sonra
tanık sıfatıyla beyanlarına başvurularak, tahsil ve tediye ilgili sanığa elden
ya da banka yoluyla ödeme yapıp yapmadıkları, buna ilişkin ellerinde belge bulunup
bulunmadığı (sigorta belgeleri ile slip ya da banka havale makbuzu gibi), bu
kapsamda, sigorta parasını ödediğini beyan eden ve borçlu görünen müşteriler
adına belge düzenlenip düzenlenmediği, düzenlenmiş ise sonrasında iptal
işleminin yapılıp yapılmadığı, dilekçe vermelerine müteakip zararlarının ne
şekilde karşılandığı hususlarının sorulması ile verecekleri belgelerin denetime
elverişli olacak şekilde dosya arasına alınması, ayrıca katılan şirket ile
müşterileri arasındaki ticari ilişkiye dair ticari defter, muhasebe
ve bilgisayar kayıtları,
irsaliye, fatura ve ödemelere ilişkin diğer belgelerin tamamının getirtilerek,
sanığın hangi tarihte hangi karttan ne şekilde çekim yaptığı ile müşterilerden
para tahsil edip etmediğinin araştırılması ve Koç Allianz’a müzekkere
yazılarak, katılan şirket ile suç tarihlerinde yapılan poliçe ödemelerine
ilişkin defter ve kayıtların istenilmesi ile katılan şirketin ödemelerini
zamanında yapıp yapmadığının sorulmasından sonra dosyanın bilirkişiye tevdii
sağlanarak, Koç Allianz ile katılan şirket kayıtları karşılaştırılıp, katılan
şirket tarafından tahsil edilmesine rağmen Koç Allianz’a eksik ödeme yapılıp
yapılmadığının da tespit edilmesi, yine dinlenen tanık beyanları da dâhil olmak
üzere toplanan tüm deliller doğrultusunda, elden ya da banka yoluyla
müşterilerden yapılan tahsilata rağmen sanığın bunları kayıtlara yansıtıp
yansıtmadığı, başka bir deyişle katılan şirketin sanığın eylemi nedeniyle zarar
görüp görmediği ve bu zararın ne kadar olduğunun kesin olarak tespiti ile
sonucuna göre hukuk durumunun tayin ve takdiri yerine, eksik inceleme ve hukuka
aykırı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, kanuna aykırı olup, katılan
vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden 5320 sayılı
Kanun’un 8. maddesine istinaden halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un
321. maddesi uyarınca hükmün bozulmasına, 29.02.2016 tarihinde oybirliğiyle
karar verildi”. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin, 29.02. 2016 tarihli,
2013/30497 esas ve 2016/2225 sayılı kararı. (UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet
savcılarına Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[19] Özbek ve
diğerleri, 954.
[20] Yılmaz, 285;
Özbek, 1042.
[21]Doğan, Koray,
“Bilişim Suçları ve Yeni Türk Ceza Kanunu”, HAEHD,
Y.2, S.6-7, Ekim (2005), 313.
[22] Taşdemir, 325.
[23] “5237 sayılı TCK’nın 245/1. Maddesinde
öngörülen banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunun, hükmün
düzenleme amacı ve düzenleniş biçimi ile korunan hukuki menfaat gözetildiğinde
kart sayısınca oluşacağı ve zincirleme suç hükmünün de aynı kartın farklı
zamanlarda birden fazla kullanılması halinde uygulanacağı gözetilmeden aynı
şikâyetçinin farklı bankalara ait birden fazla kredi kartının hukuka aykırı
şekilde kullanılması eyleminde zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle
tek mahkûmiyet kararı verilerek eksik cezaya hükmolunması yasaya aykırılık
oluşturmaktadır”. Yargıtay 11. C.D,
12.11.2007 tarihli, 2007/7255 esas ve 2007/7837 sayılı kararı. Aynı yönde diğer kararlar için bkz.
Yargıtay.11. CD., 11.2.2009 tarihli, 2009/5563 esas ve 2006/784 sayılı kararı; Yargıtay 11. CD., 16.3.2009 tarihli,
2009/6485 esas ve 2009/2456 sayılı kararı.
[24] Esen, 650.
[25] Özbek ve
diğerleri, 953-954.
[26] Yargıtay 11.Ceza
Dairesi’nin, 3.11.2008 tarihli, 2006/3081 esas ve 2006/6468 sayılı kararı (
özel arşiv).
[27] ”Şikâyetçi ile eşine
ait olan iki ayrı kredi kartını ele geçirip, birden fazla kullanan sanıkların
eylemleri, zincirleme iki ayrı suçu oluşturur…” Yargıtay 11.Ceza Dairesi’nin,
10.7.2006 tarihli, 2006/3081 esas ve 2006/6468 sayılı kararı ( özel arşiv).
[28] Yargıtay 2011
tarihinde verdiği bir kararda, faillerin bir kişiye ait iki farklı banka
tarafından çıkarılan banka veya kredi kartlarının yağma suretiyle elinden alıp,
bu kartların farklı zamanlarda olmak üzere toplamda altı ayrı işlemde ATM’de
kullanılmak suretiyle yarar sağladıkları bir olayda, banka sayısınca banka veya
kredi kartlarının kötüye kullanıldığı yönünde karar vermiştir. Yargıtay, 6.C. D, 04.05.2011 tarihli, 29973
esas ve 6581 sayılı kararı ( özel arşiv).
[29]” Sanıkların eylemleri sonucu malvarlığında
azalma meydana gelen, diğer bir ifade ile suçun mağduru olan kişi kart
hamilidir. Kart hamilinin malvarlığına yönelik bu suçun banka veya kredi
kartları aracılığıyla işlenmiş olması korunan hukuki yararın katılanın
malvarlığı olduğu gerçeğini değiştirmeyecektir. Suçta kullanılan banka ve kredi
kartlarının hangi bankaya ait olduğunun da suçun oluşumu bakımından bir önemi
bulunmamaktadır. Suçun mağduru kart hamili olduğuna göre Özel Dairenin banka
sayısınca suç oluşacağı yönündeki bozma nedeninde isabet bulunmamaktadır. Öte
yandan, sanıkların katılandan yağma suretiyle elde ettikleri iki bankaya ait
banka ve kredi kartları ile değişik zaman aralıklarında toplam 6 kez para çekme
işlemi yaptıkları, banka yazılarından işlemlerin değişik zamanlarda yapıldığının
kesin olarak belirlendiği anlaşıldığından sanıklar hakkında zincirleme suç
hükümlerinin uygulanması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.”
YCGK, 18.10.2011 tarihli, 2011/6-166 esas ve 2011/213 sayılı kararı ( özel
arşiv).
[30]” Sanığın aynı mağdura ait farklı bankalardan
verilmiş iki adet kredi kartını haksız olarak ele geçirip her iki kredi kartı
ile ayrı ayrı alışveriş yapmak suretiyle yarar sağlaması şeklinde gerçekleşen
eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 245/1, 43. maddelerinde öngörülen zincirleme
suretiyle banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu
oluşturacağının gözetilmemesi.” Yargıtay 11.Ceza Dairesi’nin, 16.11.2011
tarihli, 2008/16323 esas ve 2011/21710 sayılı kararı ( özel arşiv).
[31] Yargıtay 8. Ceza
Dairesi’nin, 2.03. 2016 tarihli, 2015/10340 esas ve 2016/2516 sayılı kararı.
(UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına Yargıtay kararlarına özel
erişim sağlayan sistemden alınmıştır).
[32] Aynı doğrultuda
olmak üzere Taşdemir’e göre, “bir” kelimesini, herhangi bir varlığı
belirsiz olarak gösteren sayı olarak anlamak gerekir. TCK’nın 245/1.
maddesi “Bilişim Alanında
Suçlar” başlığını taşıyan bölümde düzenlenmekle birlikte sözü edilen madde
ile, ağırlıklı olarak malvarlığı değerleri korunmaktadır. Suç ile bilişim
sistemi aracılığıyla hukuka aykırı yarar sağlanması önlenmek istenmiş, bilişim
alanı ile bu alanın güvenliği de korunmak istendiği için bu bölümde
düzenlenmiştir. Bu suçla korunan hukuki yarar karma bir nitelik taşımaktadır.
Öte yandan fıkranın içerdiği ceza gözetildiğinde ceza adaleti ve hakkaniyeti
yönünden farklı sonuçlara da ulaşılmaktadır. Örneğin; bir kişinin üç kartı
çalınıp, her karttan çok az miktarlarda harcama yapıldığında sanığın üç ayrı
suç işlediğinin kabulü ile üç kez cezalandırılması sonucuna varılacaktır.
Burada mağdur “kart hamili’dir. Aynı kart hamiline ait birden fazla kartı
bir şekilde ele geçirerek kullanan kişi hakkında TCK’nın 245/1 ve 43/1.
maddeleri uygulanmalıdır. Zira kart hamili (mağdur) aynıdır. Böyle bir uygulama
43. maddenin konuluş amacına da uygun düşecektir. Taşdemir, 324.
[33] Nitekim
Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “5237 sayılı TC’nın 245/1. madde ve
fıkrasında düzenlenen başkasına ait banka veya kredi kartını kötüye kullanmak
suçunun mağduru kart sahibi olan gerçek ya da tüzel kişiler olduğu, aynı kişiye
ait birden fazla banka veya kredi kartının değişik tarih ve zamanlarda
kullanılması halinde, kart sayısına göre bağımsız ayrı suçlardan
bahsedilemeyeceği, kart ve kullanım sayısı ile yarar miktarına göre TCK’nın 3
ve 61. maddeleri uyarınca temel ceza ile zincirleme suç hükümleri nedeniyle
cezada yapılacak artırım oranının değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek,
somut olayda; sanıkların, aynı banka tarafından mağdura tahsis edilen iki
bankamatik kartı ile değişik zamanlarda para çekme ve harcama yapma şeklindeki
eylemlerinin TCK’nın 245/1, 43. maddelerine uyan tek suç oluşturacağı
gözetilmeden, sanıklar hakkında yazılı şekilde iki ayrı suçtan hüküm kurulması,
yasaya aykırılık oluşturmaktadır”. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 25. 01.
2016 tarihli, 2015/9775 esas ve 2016/949 sayılı kararı(UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına Yargıtay
kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).Yargıtay’ın aynı doğrultudaki
bir diğer kararında ise şöyle denilmektedir; “Sanığın kırk kişiye ait kart bilgilerini ele geçirip kullandığı kabul
edilerek kurulan hükümde, her kartın kullanım sayısı ve elde edilen menfaat
miktarları farklı olduğu anlaşılmakla, uygulamanın her kart yönünden ayrı ayrı
yapılıp kullanım sayıları ve yarar miktarları dikkate alınarak TCK’nın 61.
maddesi uyarınca temel cezaların ve zincirleme suç hükümleri nedeniyle
cezalarda yapılacak artırım oranlarının ayrı ayrı belirlenip değerlendirilmesi
gerektiğinin gözetilmeyerek hüküm kurulması, bozmayı gerektirmektedir”.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin, 16. 11. 2016 tarihli, 2015/14348 esas ve
2016/10470 sayılı kararı. (UYAP isimli Hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına
Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).