AKIL HASTALARINA ÖZGÜ GÜVENLİK TEDBİRLERİ

Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir. Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.

 Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır. Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır. İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, infaz hâkimi kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir(TCK m. 57).

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

KUSUR YETENEĞİNİ ETKİLEYEN GEÇİCİ NEDENLER, ALKOL VEYA UYUŞTURUCU MADDE ETKİSİNDE OLMA

TCK Madde 34- (1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. (2) İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

Failin kusuru bulunmaksızın geçici bir nedenin etkisinde kalarak, kusur yeteneği ortadan kalkmışsa, bu halde ortada bir suç olmasına rağmen faile ceza verilemez[1]. Kişi, gerçekleştirdiği davranışın hukukî anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini etkileyen bir nedenin etkisine bilinci olmaksızın veya iradesi dışında girmiş olabilir. Örneğin, kimyasal madde üretiminin yapıldığı bir tesiste çalışan kişiler, kimyasal maddelerden yayılan kokunun etkisinde kalarak, geçici bir süre algılama ve irade yeteneğini tümüyle yitirmiş olabilir. Bu gibi durumunda, kusur yeteneğinin olduğundan söz edilemez. Yine yatağında bebeğini emzirdiği sırada uykuya dalan anne, uykudayken bebeğin havasızlıktan dolayı ölümüne neden olabilir. Bu durumda ölüm olayının gerçekleştiği anda anneye izafe edilecek bir fiil bulunmamaktadır. Yani, uyku hâlinde iken kişi hareket yeteneğini yitirmektedir. Ancak, annenin bu ölüm neticesinden dolayı sorumluluğunu belirlerken, uyku hâlindeki davranışlarını değil, uykuya geçmeden önceki dönemde gerçekleştirdiği davranışları göz önünde bulundurmak gerekir. Anne, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak, emzirmek üzere bebeğini yatağına almış ve bu esnada uyuya kalmıştır. Aynı şekilde, hipnotik telkin altına girmiş olan kişinin de bu hâldeyken hareket yeteneğinin varlığından söz edilemez. Kişi, alkol veya uyuşturucu madde almak kastıyla hareket etmemesine rağmen, yanılarak bu maddeleri almış olabileceği gibi, alkol veya uyuşturucu madde almaya zorlanmış da olabilir. Gerek bilmeyerek gerek zorla alınan alkol veya uyuşturucu maddenin etkisindeyken işlenen suç açısından kişinin kusur yeteneği bulunmamaktadır. Ancak, belirtmek gerekir ki, geçici bir neden olarak istemeyerek alkol veya uyuşturucu madde alınması dolayısıyla failin taksirinin dahi olmaması gerekir. Kişinin algılama yeteneğini etkileyen sistemik hastalıkları da geçici neden olarak kabul etmek gerekir. Örneğin diyabet, gebelik sonrası ortaya çıkan psikozlar ve üremi gibi hastalıklar, kişinin algılama yeteneğini ortadan kaldırabilmektedir[2].

Arızi sebep” tabirine dâhil olabilecek halleri tahdidi olarak belirleme imkânı bulunmamaktadır[3]. Kusur yeteneğinin, arızi sebep dolayısıyla kalkması veya azalmış sayılabilmesi için, bu sebebin meydana gelmesinde faile yüklenebilen bir kusurun bulunmaması gerekir. Bu nedenle, fail arızi sebebi kasten yani bir suç işlemek veya kendisine bir özür hazırlamak amacı ile meydana getirmiş ve bu halde iken bir suç işlemiş ise “actiones liberae in causa” teorisi gereğince, kendisinin kusur yeteneğini tam olarak haiz bulunduğu kabul olunur. Keza, fail arızi bir sebep dolayısıyla kusur yeteneğinin kalkmasına veya azalmasına taksirli bir hareketi ile sebebiyet vermiş ise, kusur yeteneği yine tam olarak var sayılır[4].

Kişi, önceden kararlaştırdığı suçu işlemeye başlamadan önce, isteyerek alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde alabilir. Keza, kişi herhangi bir suç işlemeyi kastetmediği hâlde, isteyerek alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde almış ve bu maddelerin etkisinde iken bir suç işlemiş olabilir. Bu durumlarda, işlediği suç açısından kişinin kusur yeteneğinin var olduğu kabul edilir[5].

İsteyerek alkol veya uyuşturucu madde kullanan kişiler birini öldürdüklerinde kusur yeteneği tam olup herhangi bir ceza indirimi yoktur. Herhangi bir din, mezhep, felsefi inanç veya cemaat ilkeleri üzerinden yanlış yönlendirmelere nedeniyle doğru bir şey yapıldığı kanaatiyle insan öldürme suçlarında da ceza ehliyeti tamdır.

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Birtek, Fatih, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, İstanbul 2013, 146.

[2]     TCK’nın 34. Maddesi’nin gerekçesi.

[3]     Erem, 575.

[4]     Dönmezer/Erman, C: II, 575; Önder, 282.

[5]     TCK’nın 34. Maddesi’nin gerekçesi.

CEZA HUKUKUNDA SAĞIR VE DİLSİZLİK

TCK Madde 33- (1) Bu Kanunun, fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, on beş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, on sekiz yaşını doldurmuş olup da yirmi bir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.

İşitme yeteneğine doğuştan sahip olmayan veya küçük yaşta bu yeteneği tamamen yitiren insanın algılama yeteneği yeterince gelişmez. Sağır ve dilsizin ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, suç oluşturan fiili işlediği sıradaki yaşı, ölçü alınmıştır. Böylece, sağır ve dilsizlerle ilgili olarak, yaş küçüklerinin sorumluluk rejimine paralel bir düzenleme yapılmıştır. Ancak, sağır ve dilsizlerin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği daha geç gelişebileceği düşüncesiyle, ayrı bir yaş grubu sınıflandırması yapılmıştır. Fiili işlediği sırada yirmi bir yaşını doldurmuş olan sağır ve dilsizler açısından yaşın ceza sorumluluğu üzerinde herhangi bir etkisinin olmadığı kabul edilmiştir. Ancak, bu kişilerin işledikleri fiil açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığı yönünde ortaya çıkabilecek sorunla ilgili olarak, akıl hastalarına ilişkin sorumluluk rejiminin göz önünde bulundurulması gerekmektedir[1].

Sağır ve dilsizlik failin yaş durumuna göre kusur yeteneğini kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaktadır. On beş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında kovuşturma yapılamaz. On beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında 1/2 oranında ceza indirimi yapılmakta olup 18 yaşını doldurmuş ve fakat 21 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlerin ceza indirimi ½ oranında yapılmaktadır.

15 yaşını doldurmuş olmakla birlikte 18 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunu tespiti yapma görevi münhasıran yargılamayı yapacak hâkime ait olmakla birlikte hâkim bu görevini yerine getirirken çocuğun ceza sorumluluğunun tespiti hususu teknik bilgiyi gerektiren bir konu olduğundan bilirkişi görüşüne başvuracak, kararını da bilirkişinin görüşüne dayandıracaktır[2]. Suç tarihinde 15 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunun varlığı bu çocukların işledikleri iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı şartına bağlanmıştır.

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     TCK’nın 33. Maddesi’nin gerekçesi.

[2]     Ceza Sorumluluğunun Değerlendirilmesi Rehberi, Ankara 2010, 1.

CEZA HUKUKUNDA AKIL HASTALIĞI

TCK Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi beş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır. Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir[1].

Akıl hastalığı işlediği fiil anı itibariyle kusur yeteneğini ortadan kaldırmakta veya azaltmaktadır. Fail tam akıl hastası ise kusur yeteneği bulunmamakta olup kısmi akıl hastası ise yani işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış ise kusur yeteneği bulunmakta ancak kusurluluğu azaldığı için cezasından indirim yapılmaktadır.

Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Böyle bir durumda failin kusur yeteneğinin bulunmadığı kabul edilmektedir. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

Akıl hastalığı suç bazında araştırılır. Bir suçta akıl hastası olan kişi başka bir suç açısından akıl hastası olmayabilir. Bir kişi hakkında akıl hastası olduğuna dair rapor bulunması her suç açısından akıl hastası kabul edileceği anlamına gelmez. Fail eylemi gerçekleştirdikten sonra akıl hastalığına ilişkin iddialar ve/veya raporlar varsa, öncelikle fail gözlem altına alınmakta olup bu süreçte failin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olduğu tespit edilirse akıl hastası olması nedeniyle cezai sorumluluğunun olmadığına karar verilecektir.

Fiili işledikten sonra akıl hastası olan failin atılı suç itibariyle kusur yeteneğine sahip olduğu kabul edilmektedir. Fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebilir.(CMK. M.74). Eğer kişi akıl hastası ise durma kararı verilir, kovuşturmaya devam edilemez. Çünkü akıl hastası olan biri kendini zorunlu müdafisi de olsa savunamayacaktır. Bu durum adil yargılama hakkı kapsamında CMK’nin 223/8. Maddesi kapsamında durma nedeni olarak kabul edilmiştir. Eğer karar kesinleştikten sonra kişi akıl hastası olmuş ise TCK’nın 57/1. Maddesine göre, fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

Akıl hastalığının “Fiilin işlendiği zaman” bulunması koşulunun ani suçlar bakımının tereddüt arz etmemesine karşın, ani olmayan suçlarda akıl hastalığının hangi anda mevcut olması gerektiği tereddütler doğurabilir[2]. Mütemadi suçlarda, akıl hastalığının ceza sorumluluğu kaldırabilmesi için, temadi sona erdiği anda mevcut olması gerekir. Eğer mütemadi suçun işlenmesine başlandığı zaman mevcut olan akıl hastalığı, temadi sona ermeden kalkmışsa, fail suçtan sorumlu olur[3].

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     TCK’nın 32. Maddesi’nin gerekçesi.

[2]     Apaydın, Cengiz, Ceza Hukuku ve Adli Tıp Açısından Kusur Yeteneği, Ankara 1998, 35.

[3]     Erem, Faruk, Akıl Maluliyeti, Adalet Dergisi, Ankara 1945, 569.

CEZA HUKUKUNDA YAŞ KÜÇÜKLÜĞÜ-CEZAİ SORUMLULUK

TCK Madde 31- (1) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. (2) Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. (3) Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz.

Fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış her kişi çocuktur. Evli hatta çocuk sahibi olan bir kişi fiili işlediği sırada 18 yaşından küçükse ceza hukuku açısından çocuktur ve çocuklara ilişkin yasalara tabidir. 5237 sayılı TCK suç sürüklenen çocukları üç ayrı yaş grubunda ele almıştır. Çocuğun doldurduğu yaş esas alınmakta olup, bir kişinin 12 yaşında kabul edilmesi için, doğumundan itibaren 12 yılın geçmiş olması gerekir.

Suç oluşturan fiili işlediği sırada henüz on iki yaşını bitirmemiş olan çocukların ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Fiili işlediği sırada henüz on iki yaşını bitirmemiş olması, çocuk açısından kusurluluğu mutlak surette ortadan kaldıran bir neden olarak kabul edilmiştir. İzlenen suç ve ceza politikasının gereği olarak, bu gruba giren yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olmadığı normatif olarak kabul edilmiştir. Çünkü bu çocuklar hakkında ceza yaptırımının uygulanması, cezanın özel önleme ve yeniden topluma kazandırma işlevi bakımından tamamen ters etki gösterecektir. Hatta bu çocuklarla ilgili olarak ceza kovuşturmasına ilişkin işlemlerin yapılması, psikolojik gelişimleri üzerinde olumsuz etkiler meydana getirebilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna sürüklenmiş olan bu çocuklarla ilgili olarak, sadece koruyucu ve eğitici nitelikte olan güvenlik tedbirlerine başvurulabilir. Çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde bulunan on iki yaşını doldurmuş ve fakat henüz on beş yaşını tamamlamamış kişiler, genellikle işlediği fiilin bir haksızlık oluşturduğunun bilincinde olmakla beraber, bazı durumlarda fiili işlemekten kendini alıkoyamamakta ve bazı davranışlar açısından iradesine yeterince hâkim olamamaktadır. Bu nedenle, suç oluşturan bir fiili işlediği sırada on iki yaşını bitirmiş olup da henüz on beş yaşını bitirmemiş olan kişilerin, işlediği suç açısından davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olduğunun belirlenmesi hâlinde, ceza sorumluluğunun olduğu kabul edilmiştir. Bu grup yaş küçüklerinin ceza sorumluluğunun olup olmadığı, çocuk hâkimi tarafından tespit edilir. Ancak, bu belirlemeden önce, yaş küçüğünün içinde bulunduğu aile koşulları, sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce rapor hazırlanması istenir. Çocuk hâkimi, hazırlanan bu raporları, ceza sorumluluğunun belirlenmesiyle ilgili olarak yapacağı değerlendirmede dikkate alır. Kusur yeteneği bulunmayan yaş küçüğü hakkında ceza tertibine yer olmadığına karar verilir. Ancak, bu kişiler hakkında koruyucu, eğitici ve yeniden topluma kazandırıcı nitelikte güvenlik tedbirlerine hükmedilir. Çocuk hâkimi, işlediği suç açısından ceza sorumluluğunun olduğunu kabul ettiği yaş küçüğü hakkında ise kural olarak indirilmiş cezaya hükmedecektir. Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş ve fakat henüz ons ekiz yaşını tamamlamamış gençler, normal koşullarda, gerçekleştirdikleri davranışların hukukî anlam ve sonuçlarını kavrama yeteneğine sahip olmakla birlikte; bu kişilerin, davranışlarını yönlendirme yetenekleri yeterince gelişmemiş olabilmektedir. Bu nedenle, suç yoluna girmiş olan gençlerin, işledikleri suçlar bağlamında irade yeteneğinin zayıf olduğu normatif olarak kabul edilmiştir. Azalmış kusur yeteneğine sahip bulunan gençler hakkında kural olarak indirilmiş cezaya hükmedilir[1].

5237 Sayılı TCK’nın 31/1. maddesinde fiili işlediği zaman 12 yaşını doldurmamış çocukların cezai sorumlulukları bulunmadığı hükmü getirilmiştir. Bu yaş grubundaki çocuklar hakkında işledikleri iddia olunan fiillerden dolayı kovuşturma yapılamaz ve ceza verilemez. Ancak suça sürüklenen 12 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında soruşturma yapılabilir. Kovuşturma yapılamayacağı ifadesinden ve haklarında güvenlik tedbirinin uygulanması söz konusu olabileceğinden bu yaş grubundaki çocuklarla ilgili soruşturma yapılabileceği, ifade sahibi sıfatıyla ifadesinin alınabileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca suça sürüklenen çocuk olarak hakkında güvenlik tedbirinin uygulanması açısından suçu işlediğinin tespit edilmiş olması veya en azından yeterli şüphe derecesinde makul bir şüphenin bulunması gerektiğinden, soruşturma yapmadan ve delil toplamadan suç işlemesi nedeniyle güvenlik tedbirinin uygulanması söz konusu olamayacaktır[2].

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan on bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz[3].

Kusur yeteneği bulunmadığı belirlenen çocuk hakkında beraat kararı verilemez ancak bu durumda “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verileceği belirtilmiştir. Bu durumda çocuk mahkemesi kusur yeteneği olmayan çocuk hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine karar verecektir. On iki yaşını doldurmayan çocuklar hakkında bu güvenlik tedbirlerinin uygulanması takdire bırakılmış iken bu yaş grubundaki çocuklar için takdiri nitelikte değildir[4].

TCK’de 15-18 yaş grubundaki çocuklara ceza verileceği, ancak cezadan indirime gidileceği belirtilerek, kanun koyucu tarafından bu yaş grubundaki suça sürüklenen çocukların kusur yeteneklerine kısmen de olsa sahip oldukları kabul edilmektedir. 15-18 yaş grubundaki suça sürüklenen çocuğun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilme veya davranışlarını yönlendirebilme yeteneğine sahip olup olmadığı araştırılmaz. Yaş küçüklüğü nedeniyle cezalarında yeniden topluma kazandırma ve tekrar suç işlenmesini engelleme amacıyla belli indirimler yapılır. Kusur yeteneği, yaş küçüklüğü nedeniyle azaldığı için yasada indirimler öngörülmüştür. Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan çocuklar hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on sekiz yıldan yirmi dört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde on iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası on iki yıldan fazla olamaz[5].

5237 Sayılı TCK’nın 50/3. maddesinde daha önce hapis cezasına mahkûm edilmemiş on sekiz yaşından küçüklerin mahkûm oldukları kısa süreli yani bir yıl ve daha az süreli hapis cezaları TCK’nın 50/1. maddesinde belirlenen seçenek yaptırımlara çevrilmek zorundadır. Bu hususta mahkemeye takdir yetkisi verilmemiştir. 5237 Sayılı TCK’ nın 51/1 maddesinde ise on sekizden küçük kişilerin üç yıl veya daha az cezayı gerektiren fiillerinden dolayı cezalarının ertelenebileceği düzenlenmiştir.

On sekiz yaşını doldurmamış olan çocukların işlemiş oldukları eylemlerle ilgili olarak 5237 Sayılı Kanunu’nun 53/4. maddesi gereğince TCK’nın 53/1. maddesi ve fıkrasında belirtilen hakları kullanmaktan yoksun bırakılamaz. Ayrıca TCK’nın 58/5 maddesinde on sekiz yaşını doldurmamış çocuklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Yaş eylem anı itibariyle çocukluk sıfatı vermekte olup çocuğun eylemden sonra yetişkin hale gelmesi çocuk olması nedeniyle uygulanacak tüm hükümlerin uygulanmasını engellemez. Yetişkin olsa bile çocuk mahkemelerinde yargılanır ve çocuk olması nedeniyle kusuru yeteneğini etkileyen hallerden faydalanmaktadır.

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     TCK’nın 31. Maddesi’nin gerekçesi.

[2]     Apaydın, Cengiz, Çocuklar İçin Ceza Hukuku Bilinci, 2. Baskı, İstanbul 2016, 93.

[3]     Apaydın, Çocuklar İçin Ceza Hukuku Bilinci, 98.

[4]     Apaydın, Çocuklar İçin Ceza Hukuku Bilinci, 98.

[5]     Apaydın, Çocuklar İçin Ceza Hukuku Bilinci, 100.

CEZA HUKUKUNDA KUSUR YETENEĞİ

Kusur yeteneği kişinin kusurluluk kapasitesi olup kişi fiziken ve ruhen sağlıklı yetişkin her insanın hayatın olağan akışına uygun olarak sahip olduğu davranışlarını yönlendirme yeteneğine somut olayda sahip olup olmamasına göre değerlendirilmektedir. Diğer bir ifadeyle, kusur yeteneği gerçekleştirdiği suç nedeniyle failin ceza hukuku anlamında kusurundan dolayı cezalandırılabilme potansiyelini oluşturmaktadır.

Kusur yeteneği, bir fiilin bir şahsa yüklenebilmesi için, hareketi yaptığı sırada o şahsın sahip bulunması gerektiği niteliklerin bütünü bir başka deyişle anlama ve isteme yeteneklerinin ikisinin de birlikte bulunması demektir. Bu yeteneklerden birisinin bulunmaması halinde, kusur yeteneğinden bahsedilemez. Görüldüğü üzere, kusur yeteneği anlama ve isteme yetenekleri üzerine inşa edilmiştir. Anlama yeteneği;. Kişinin yapmış olduğu hareketin toplumsal değerini ve sonuçlarını kavrama yeteneği olup, kişinin yaptığı hareketin kanuna aykırı olduğunu bilmesi gerekmez. İsteme yeteneği ise, bir kişinin yapmış olduğu hareketin toplumsal değerlendirmelerine uygun şekilde davranabilme yeteneğidir[1].

Kural olarak, yaptığı hareketlerin anlamını kavrayabilecek ve bu hareketleri yapmayı isteyebilecek durumda olan herkes kusur yeteneğine sahiptir. Bu istisnalar, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır – dilsizlik ve geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma halleridir. Kusur yeteneğinin fiilin işlendiği zamana göre tespit edilir. Mütemadi ve müteselsil suçlarda temadi veya teselsülün sona erdiği an, filmi işlenme anıdır[2].

Türk Ceza Kanunu’nda kusur yeteneğini etkileyen haller “yaş küçüklüğü”, “akıl hastalığı”, “sağır ve dilsizlik” ve “geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma” halleri olup bir kısmı ceza ehliyetini tamamen ortadan kaldırmakta bir kısmı ise ceza ehliyetini azaltmaktadır.

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Apaydın, Kusur Yeteneği, 79.

[2]     Apaydın, Kusur Yeteneği, 79.

CEZA HUKUKUNDA HATA

TCK Madde 30- (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır. (2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. (4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.

Düşüncenin gerçeğe uygun bulunmaması şeklinde ifade edebileceğimiz “hata”, gerçeğin bilinmemesi yüzünden ortaya çıkabileceği gibi, yeterli derecede bilinmemesinin bir sonucu da olabilir[1]. Ceza hukuku alanında hata, belirli bir fiili cezalandıran kuralın varlığını bilmemek, yorumunda aldanmak veya hukuki kaide yönünden herhangi bir yanılma söz konusu olmamakla beraber işlenilen suçun maddi cephesi ile ilgili hususlarında yanılmak şekillerinde gerçekleşebilir[2].

Ceza hukuku alanında hata niteliği itibariyle, fiil üzerinde ve kural üzerinde hata olarak ortaya çıkabilir. Bir hukuk kuralının mevcut olup olmadığında veya yorumunda yapılan hata hukuki hata, buna karşılık suçun maddi unsurlarına ilişkin hata ise maddi (fiili) hata olarak tanımlanmaktadır[3].

Kural üzerinde hata (hukuki hata) genel olarak mazeret sayılmaz ve ceza sorumluluğunu etkilemezken, fiil üzerinde hata belirli koşulların varlığı halinde kastı kaldıran bir neden olarak kabul edilmektedir.[4] Fiili hatanın ceza hukukunda kusurluluğu etkileyebilmesi için esaslı olması gerekir. Fail hataya düşmeseydi eylemi suç oluşturmayacak idi ise hata esaslıdır.

Suçun unsurlarına ilişkin hata bazen kusuru ortadan kaldırarak suçun oluşmasını engeller, bazen de kusur türünün değişmesi sonucunu doğurur. Örneğin, kendisinin zannederek başkasının kitabını alan kişinin hatası esaslıdır. Çünkü fail hırsızlık kastıyla hareket etmemektedir. Buna karşılık, başkasının çok değerli sanarak değersiz bir kitabını alan failin hatası esaslı değildir. Olay failin düşündüğü gibi olsaydı da failin fiili suç teşkil edecekti. Malın değeri konusundaki hata, failin hırsızlık kastının varlığını etkilemeyecektir. Bazı hatalar ise sadece kusurun türünü etkiler. Örneğin, bir karartıya ateş eden avcı, av hayvanı yerine bir başka avcının yaralanmasına neden olursa, kusursuz olduğu söylenemeyecek, ancak kastından değil, taksirinden söz edilecektir [5].

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     İçel, 221.

[2]     Apaydın, Kusurluluk, 56.

[3]     Apaydın, Kusurluluk, 56.

[4]     Güngör, Devrim, Ceza Hukukunda Fiil Üzerinde Hata, Ankara 2007, 24.

[5]     Centel/ Zafer/ Çakmut, 440.

HAKSIZ TAHRİK

TCK Madde 29- Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında kalarak bir suç işlemesidir. Haksız tahrik kusurluluğu etkileyen bir neden olduğundan, haksız tahrikin etkisiyle işlenen fiilin haksızlık içeriğinde herhangi bir azalma söz konusu değildir. Ancak haksız tahrikin kusur üzerindeki etkisi de sınırlıdır. Yani kusuru tamamıyla kaldırmamakta, sadece azaltmaktadır[1].

Haksız tahrik hükmü kusurluluğu azaltan, her suç ve fail bakımından uygulanabilen genel bir hükümdür. Haksız tahrik haksız bir fiilin oluşturduğu dışarıdan gelen bir etkiyle kişiyi kızgınlık ve üzüntü etkisi altında suç işlemeye yönelttiğine göre kişinin kusurluluğuna etki eder[2].

Karşılıklı saldırıların söz konusu olduğu bir olayda saldırıyı kimin başlattığı bilinmiyorsa iki tarafın da saldırgan kabul edilip olaya her iki fail açısından da haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerekir. Bu tarz olaylarda meşru savunma hükümleri uygulanamaz.

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Koca/Üzülmez, 275.

[2]     Özbek ve diğerleri, 437.

CEBİR, ŞİDDET, KORKUTMA VE TEHDİT İLE SUÇ İŞLEME HALLERİ

TCK Madde 28- (1) Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır. Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı maddi bir zorlama sonucu bir suç işlemek mecburiyetinde bırakılan kimsenin içinde bulunduğu duruma cebir denir[1]. Böyle bir durumda isteği dışında hareket etmek zorunda kalarak suç işleyen kişi kusurlu görülmez. Çünkü başka türlü hareket etme yeteneği elinden alınmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun aksine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bu konu düzenlenmiştir. Buna göre, karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet sonucunda suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet kullanan kişi suçun faili sayılır. O halde, her cebir ve şiddet failin kusurluluğunu etkilemeyecek, karşı koyamama veya kurtulamama olgularının varlığı araştırılacaktır. Belirleyici olan, kişinin karşı koyamayacağı kadar güçlü bir cebir ve şiddetle karşı karşıya olup olmamasıdır[2].

Cebir durumunda, bir suçu işlemeye zorlanan kimse başka türlü hareket etme olanağından tamamen yoksun bırakılmış ve adeta cebir kullanan kişinin aracı haline gelmiştir. Örneğin, nöbetçinin bağlanıp nöbet yerinden uzaklaştırılması, tren makasçısının dövülüp baygın hale getirilmesi sonucunda makası zamanında açmasına engel olunması, banka güvenlik elemanlarının aynı şekilde etkisiz hale getirilmesinden dolayı suçun işlenmesini önleyememesi durumlarında, kusurluluğu kaldıran cebir vardır[3]. Kusuru kaldıran cebirde, fail cebri uygulayanın iradeden yoksun aracı haline gelmez. Kendisine uygulanan fiziki gücün yarattığı acıyla iradi olarak fiilini gerçekleştirir[4].

Kendisi tarafından bilerek sebebiyet verilmemiş olan ve başka türlü karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı halen var olan ağır ve muhakkak bir zarardan kendisini veya başkasını korumak maksadıyla kendisine işlettirilmek istenen suçu işleyen kimsenin durumuna korkutma denir[5].

Korkutmada kusurluluğun kalkması için, ağır ve muhakkak bir zarar yoksa failin kusurluluğu etkilenmez ve işlediği suçtan sorumlu olur. Örneğin, bir kimse aç bırakılsa ve açlığa dayanamayarak kendisine işletilmek istenen suça ilişkin icra hareketlerine başlamak zorunda kalsa, ağır ve muhakkak bir zararla karşı karşıya bırakıldığı içindir ki, kusursuz sayılacaktır[6].

Tehditte zarar henüz gerçekleşmiş olmayıp, ilerde gerçekleşecek bir zararın gerçekleşmesinden korkutulmak için bir suç işleme durumu vardır ve bu bakımdan tehdit korkutmadan ayrılır[7]. Henüz gerçekleşmemiş, ileride gerçekleşecek olan zarardan kurtulmak için suç işleyen kişi kusurlu sayılmaz. Ancak, bunun için tehdidin konusu ile işlenen suç arasında bir orantı bulunması gerekir[8].

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Öztürk, Bahri/ Erdem, Mustafa, Ruhan, Ceza Hukuku Genel Hükümleri ve Özel Hükümler (Kişilere ve Mala Karşı Suçlar), Ankara 2007, 171.

[2]     Centel/ Zafer/ Çakmut, 406.

[3]     Dönmezer/Erman, C. II, 332.

[4]     Zafer, 346.

[5]     Öztürk / Erdem, Ceza Hukuku Genel Hükümleri ve Özel Hükümler, 171.

[6]     İçel/Evik, 217.

[7]     Dönmezer/Erman, C. II, 333.

[8]     Apaydın, Kusurluluk, 54-55.

HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI

HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİNDE SINIRIN AŞILMASI

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

TCK Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Hukuka uygunluk nedenlerinden meşru savunmada sınırın mazur görülecek heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması (TCK m.27/2), kusurluluğu kaldıran bir hal olarak kabul edilmiştir (CMK m.223/3-c) Kusurluluğu kaldıran bu hükmün uygulanabilmesi, öncelikle meşru savunmanın saldırı ve savunmada orantılılık koşulu dışında kalan savunma koşullarının gerçekleşmiş olmasını gerektirir. Meşru savunma halinde bulunan fail, savunmada saldırıyı bertaraf edecek ölçünün ötesine geçmiş ve bu ölçünün aşılması kişinin heyecan, korku ve telaşından meydana gelmişse cezalandırılmaz. Sınırın aşılmasına neden olan her türlü heyecan, korku ve telaş değil, failin o eyleminden dolayı kınanmasını haksız kılacak düzeydeki yani mazur görülecek heyecan, korku ve telaş failin cezalandırılmamasına neden olabilir. Diğer bir söyleyişle cezalandırmamayı haklı kılacak bir heyecan, korku ve telaş söz konusu olmalıdır. Meşru savunmanın nedenini oluşturan saldırının özellikleri, gerçekleştiği yer, zaman ve failin içinde bulunduğu koşullar, failin heyecan, korku ve telaşa kapılmasının hoş görülmesini, bağışlanmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu ruh hali ile fail, sınırı kasten veya taksirle aşmış olabilir[1].

5237 sayılı TCK’da, kanun koyucu, 27/1’inci maddesinde tüm hukuka uygunluk nedenleri için geçerli olan sınırın aşılması düzenlemesinde, sınırın kasten aşılmaması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Buna karşın, TCK’nin 27/2’nci maddesindeki meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılması düzenlemesi bakımından, kanun koyucunun bu şekilde bir sınır aşımının kasten mi taksirle mi olması gerektiği konusunda herhangi bir açıklama yapmamış olması dikkat çekicidir. Bu tarz bir açıklığın bulunmaması, doktrinde meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş nedeniyle aşılması bakımından, sınırın yalnızca taksirle aşılabileceği ya da sınırın kasten veya taksirle aşılabileceği tartışmalarını beraberinde getirmiştir. 5237 sayılı TCK’nın yanı sıra, Alman Ceza Kanunu’ndaki benzeri sınırın aşılması düzenlemesinde de bu yönde bir açıklık bulunmadığı için, Alman doktrininde ise bilinçli ya da bilinçsiz aşılması olarak ifade edilen haller bakımından uygulanabilirliği değerlendirilmektedir[2].

Failin TCK’nın 27/2’nci maddesinin uygulaması bakımından sınırı kasten veya taksirle aşmış olmasının önemli bulunmamaktadır. Meşru savunmanın nedenini oluşturan saldırının özellikleri, gerçekleştiği yer, zaman ve failin içinde bulunduğu koşullar, failin heyecan, korku ve telaşa kapılmasının hoş görülmesini, bağışlanmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu ruh hali ile fail, sınırı kasten veya taksirle aşmış olabilir. Önemli olan sınırın mazur görülecek heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılmış olmasıdır. Sınırın taksirle aşılması halinde kişinin içinde bulunduğu psikolojik durum değerlendirilmez[3].

  Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
    Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1]     Ersan, Aykut, Ceza Hukukunda Meşru Savunma ve Meşru Savunmada Sınırın Aşılması, İstanbul 2013, 171.

[2]     Ersan, 169-170: Demirbaş, 328.

[3]     Zafer, 347.