MALPRAKTİS EYLEMLERİNİN HUKUKİ VE CEZAİ ESASLARI (BİRİNCİ BÖLÜM)

  1. Tıbbi müdahale hatalarını teşhis, tedavi ve tedavi sonrası izleme aşamasındaki hatalar olarak sınıflandırabiliriz. Tıbbi hatalar bazen bir aşamayı bazen ise birden fazla aşamayı içermektedir. Hekim teşhis, tedavi ve tedavi sonrası izleme aşamalarında tıp biliminin gerekleri açısından yaptığı veya yapmadığı davranışların tıp bilimi açısından özenli olmamasından doğan zararlardan dolayı kusuru düzeyinde basit veya bilinçli taksirden sorumludur.
  2. Hekim objektif özen yükümlülüğüne uygun davranmak zorundadır. Hekim, hekimlik mesleğinin gerektirdiği yükümlülükler ile tıp biliminin geçerli kurallarına uygun olarak müdahalede bulunmalı, tıbbın ilke ve prensiplerine aykırı teşhis ve tedavi işlemleri yapmamalıdır. Hekimin müdahalesi öncelikle endikasyon da denilen tıbbi bir gereklilik nedeniyle teşhis, tedavi ve hastalıktan korunma gibi sebeplerle gerçekleştirilmelidir. Bu zorunluluk Anayasa’mızın 17. maddesinde de vurgulanmıştır. Hekim tıptaki bilimsel gelişmeleri takip etmeli ve bu güncel bilgiler doğrultusunda tıbbi müdahalede bulunmalıdır. Hekimin standartlara ve bilimsel kurallara uygun olarak özenli bir şekilde müdahalede bulunup bulunmadığı belirlenirken işlem sonucunda hastanın şifa bulması değil, kurallara uygun davranıp davranmadığı göz önüne alınmalıdır[1]. Hekimin hastanın vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahalesinin gerekliliği öncelikli bir hususu olup eğer fiziksel ve/veya ruhsal bir gereklilik yoksa yapılan tıbbi müdahale hukuka aykırıdır. Tıbbi müdahalenin gerekliliği somut olayın özelliklerine göre soruşturma ve kovuşturma dosyasındaki veriler ışığında bilirkişi raporu ile belirlenecektir. 
  3. Nedensellik bağının tespiti, tabiatıyla genellikle neticeli suçlar şeklinde düzenlenmiş bulunan taksirli suçlar bakımından da gereklidir. Taksirle işlenen suçtan kaynaklanan netice failin hareketi olmasaydı gerçekleşmeyecek denilebiliyorsa bu durumda nedensellik bağının varlığı kabul edilir. Örneğin failin taksirli hareketi olmasaydı ölümün gerçekleşmeyeceği sonucuna varılıyorsa nedensellik bağının var olduğu kabul edilecektir. Taksirli suçlarda aranacak olan objektif isnat edilebilirlik, dikkat ve objektif özen yükümlülüğünün yerine getirilmemesi sonucunda neticeye neden olunmasıdır. Fail gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmiş olsaydı netice gerçekleşmeyecekti denebilirse bu takdirde netice faile isnat edilebilecektir[2].
  4. Hekimlik hayati öneme sahip bir meslek olup bilimsel, hukuki ve etik hareket etmeyi zorunlu kılmaktadır. Sadece hasta değil hastanın yakınları ve toplum açısından bir kişinin ruh ve beden sağlığı önemlidir. Yapılan işin önemi ve sonuçları gözetildiğinde öncelikle zarar vermemek daha sonra da en doğru teşhis ile en doğru tedavinin seçilmesi şarttır.
  5. Tıbbi hatalar tıp biliminin standartlarına aykırılık sonucu hastanın durumunun kötüleşmesi veya zarar görmesi olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi müdahalenin hem genel kabul görmüş olan tıp biliminin gereklerine hem de mevzuata uygun olması gerekir.  Diğer bir ifadeyle, tıbbî müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için, müdahalenin hem mevzuata hem de tıp biliminin çağdaş standartlarına uygun olması şarttır.
  6. Tıp biliminin standartlarına aykırı bir müdahale, hastanın rızasıyla gerçekleştirilmiş olsa bile, hukuka uygun değildir.  Hekimin tedavide uygulanacak olan tıbbî müdahale yönteminin belirlenmesinde, hastanın ruh ve beden sağlığına yönelik tehlikeyi ve/veya zararı artırmaması gerekir.  Hekimin risk oranı yüksek bir tedavi yöntemini seçmesi halinde rızanın hukuka uygun bir şekilde alınması, hastanın aydınlatılması ve olası olumsuz sonuçların da belirtilmesi gerekir. 
  7. Hastayı tedaviye yönelik olarak tıp bilimi standartları kapsamında alınan riskler koşularının oluşması şartıyla tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getirmektedir. Ancak alınan riskin hastanın iyileşmesi açısından en az zararlı bir tedavi yöntemini seçmeye ilişkin olması gerekir. Bu durumun somut olayın özelliklerine göre müdahalenin gerekliliği gözetilerek tıp biliminin gelişimi de dikkate alınmak suretiyle titizlikle incelenerek değerlendirilmesi gerekir. Riskin amaçlanan iyileşme ile orantılı olması şarttır. 
  8. Tıbbi müdahaleler genel olarak izin verilen risk kapsamında gerçekleştirilen müdahalelerdir. İzin verilen risk, hukuken müsaade edilen tehlike oluşturma alanı olarak tarif edilmektedir. Kişiler zarar ya da tehlike doğuracak bütün davranışlarında cezalandırılma tehdidi altında bulunmamalıdır. Toplumsal gelişmeyi sağlamak veya daha kıymetli hukuki değerlere ulaşabilmek için bazı durumlarda kişilere yaptıkları işin niteliği gereği belirli oran ve ölçüde risk oluşturması için izin verilmelidir. Önemli olan belirlenen kurallara uygun şekilde gerçekleştirilen davranışların izin verilen risk alanı içinde yapılması ve neticenin de bu alan içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu takdirde sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Tıbbi müdahale türü olarak ameliyat yapılması izin verilen risk alanlarına örnek olarak gösterilmektedir. Ancak konunun uzmanı olmayan hekimin teşhis veya tedaviyi üstlenmesi anlamında üstlenme kusuru ile gerek hekimin bireysel olarak gerekse çalıştığı kurum yönünden kurumsal olarak organizasyon kusurunun izin verilen risk dışında kaldığını söylemek mümkündür[3].
  9. Hekimin, tıbbi müdahale sırasında; standart uygulamayı yapmaması, bilgi, beceri veya deneyim eksikliği ile yanlış ya da eksik teşhis veya tedavide bulunması, gerektiği ölçüde ilgi ve itina göstermemesi veya hastaya gereken tedaviyi vermemesi neticesinde tehlike ve zarar oluşturan eylemleri tıbbi hata olarak kabul edilecektir. Tedavi sonrası bakım ve kontrol yükümlülüklerine aykırılıkların da bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir. Ön muayenenin eksik yapılması, hastanın anamnezinin (geçmiş bilgisi) ya hiç ya da gerektiği gibi alınmaması veya gerekli tetkiklerin yapılmaması teşhis aşamasında; gereken tıbbi müdahalenin hiçbir şekilde yapılmaması, ameliyat sırasında hastanın vücudunda yabancı madde unutulması, yanlış tedavi yöntemi seçilmesi, yanlış ilaç verilmesi, hastanın veya müdahale edilecek uzvun karıştırılması, müdahalenin ölçüsüz bir şekilde yapılması, sağlığa uygunluk kurallarına dikkat edilmemesi veya hatalı ameliyat tarzının benimsenmesi de uygulamada tedavi aşamasında görülen tıbbi hata örneklerindendir[4].

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1] YCGK’nun 22.05.2024 tarihli, 2020/12-370 esas ve 2024/158 sayılı kararı

[2] YCGK’nun 22.05.2024 tarihli, 2020/12-370 esas ve 2024/158 sayılı kararı

[3] YCGK’nun 22.05.2024 tarihli, 2020/12-370 esas ve 2024/158 sayılı kararı

[4]  Kayaer, Nebahat, Ceza Hukukunda Hekimin Tıbbi Müdahalesi Çerçevesinde İşlenen Taksirle Öldürme Suçu (yayınlanmamış doktora tezi) Dokuz Eylül Üniversitesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı, İzmir, 2012, 237.

BİLİŞİM SUÇLARINDA ETKİN SORUŞTURMA VE YARGILAMA

1. Hukuk ihlallerinin önüne geçilebilmesi ve etkin bir adalet sisteminin sağlanması için, bilişim suçlarını araştıran, soruşturan ve yargılayan makamların bilişim alanında hangi kavramın neyi temsil ettiği veya hangi delilin hangi amaçla araştırılması gerektiğini bilecek düzeyde teknik ve bilimsel bilgiye sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla bilişim suçlarını yargılayan özel mahkemelerin ve bilişim suçlarını soruşturan Cumhuriyet savcıları için de özel büroların kurulması gereklidir.  Özel bir mahkeme veya büro kurup, bu konuda bilgi sahibi hâkim ve savcıların görev yapmasını sağlamanın yanında ayrıca bilişim sistemleri konusunda eğitimli, özel olarak görevlendirilmiş, teknik bilgiye sahip ve hukuka uygun her türlü soruşturma taktik ve tekniklerini bilen adli kolluk görevlilerinin, Cumhuriyet savcılarının koordinesinde adli bilişim ve iletişim uzmanları ile birlikte hareket edebilecekleri soruşturma yöntemi yasallaştırılmalıdır. Soruşturmalar bizzat Cumhuriyet savcıları ve onların denetimi altındaki özel adli kolluk görevlileri ve adli bilişim uzmanları tarafından yapılmalıdır.

2. Dijital delillerin tespiti ve değerlendirilmesini sağlamak amacıyla adli kolluk görevlilerinin, adli bilişim uzmanı bilirkişilerin, Cumhuriyet savcılarının ve ceza hâkimlerinin eğitilmesi ve bilgilendirilmesi sürekli hale getirebilecek, bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri takip edebilecek, bilişim ve iletişim alanında uzmanlaşmış özel organize birimlerinin ivedilikle kurulması gerekmektedir. BİLİŞİM SUÇLARINDA DELİLLER TOPLANMADAN CUMHURİYET SAVCILARININ YETKİSİZLİK KARARI VERMESİNİN ÖNLENMESİNE YÖNELİK YASAL BİR DÜZENLEME YAPILMALIDIR. Çünkü deliller toplanmadan verilen yetkisizlik kararları suç ve suçluyla mücadelede zafiyet yaratacaktır.

3. Bilişim suçlarıyla mücadelede son teknolojinin en iyi şekilde kullanılması, bilişim teknolojisini kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının, özel şirketlerin, özel ve kamu bankalarının önleyici  ve koruyucu tedbirleri almalarının sağlanması ve personellerinin bilişim suçlarıyla ilgili eğitime tabi tutularak farkındalık oluşturulması, bilişim teknolojileri kullanıcılarının ve toplumun bilişim suçlarının işlenme şekilleri ile ilgili olarak bilişim suçlarının mağduru olmaktan korumaya yönelik bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Kamu spotları, diziler, filmler, kısa mesajlar ve ilanlarla bilgilendirmeler yapılmalıdır. Bilişim okuryazarlığının okullarda zorunlu ders olarak okutulması gerekir.

4. Bilişim suçlarının önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir.  Bilişim teknolojileri ve internetin kullanılması suretiyle kişilere veya topluma zarar veren veya tehlike oluşturan eylemlerin suç olarak belirlenmesi ve cezasız kalmaması açısından ortaya çıkan hukuki sorunların çözülebilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Bu yasal düzenlemeler, teknolojik gelişmelerin ve uluslararası yasal düzenlemelerin gerisinde olmamalıdır.

5. Bilişim teknolojileri ve internetin, mekân ve zaman tanımaz oluşu, bilişim teknolojileri ve internet ile suçların hızlı ve kolay işlenebilme özelliği nedeniyle, ulusal hukuk sistemleri çerçevesinde öngörülecek düzenlemelerin, zamanla yetersiz kalmaması için teknolojik gelişmeler ve siber âlem konularının iyi bir şekilde takip edilerek bilişim ceza hukuku politikası oluşturulmalıdır. Çünkü bilişim ceza hukukuna ilişkin hukuki ve teknik düzenleme gereksinimleri hızla ortaya çıkmakta ve değişmektedir. Verilerin ve delillerin güvenlik altına alınması için seri bir şekilde delil toplama ve yargılama usulü getirilmelidir. Ayrıca UYAP’da bilişim veri havuzu oluşturularak faillerin tespiti ve ilişkilendirilmesine yönelik hukuki düzenlemeler yapılmalıdır.

6. Bilişim sistemine yetkisiz erişim, bilişim sistemi ve veri güvenliği için tehdit veya zarara sebebiyet verebileceği için bilişim sistemi ve veri güvenliğinin korunma ihtiyacı bulunmaktadır. Eşyanın doğası gereği failin bilişim sistemine bir amaç için girmesi gerekmekte olup failin bilişim sistemine girme amacı için kalacağı süre ne kadar az olursa olsun korunan hukuki menfaatler ihlal edilmiş olacağından suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Buna ilişkin yasal düzenleme yapılması gerekir.

7. Modern bilgi toplumunda bilgisayar ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir. Bilgisayar sistemlerine karşı hackleme, verileri değiştirme, verilere zarar verme, verileri erişilmez kılma veya  hileyle yönlendirme gibi eylemler gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde öngörülemeyen şekilde yaygınlaşmaktadır. Çağdaş yaşam ekonomik, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim yoluyla işlenen suçların önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Bilişim suçlarında zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslararası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir. AYRICA SİBER SALDIRILARA KARŞI SAVUNMA AMAÇLI MİLLİ BİR İLETİŞİM AĞININ KURULMASINA YÖNELİK DÜZENLEMELER YAPILMALIDIR.

8. Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçları ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delillere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır

9. Bilişim sistemini engelleme, bozma veya bilişim sistemini engelleme ya da bozma suretiyle haksız yarar sağlama suçlarıyla failler, suçların mağduru olan bireylerin bilişim dokunulmazlığını, özel hayatlarının gizliliğini, iletişim ve haberleşme hürriyetlerini, internetin sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle sonuçları ağır olan müdahalelerde bulunmaları nedeniyle TCK’nın 244’üncü maddesindeki cezalar artırılmalıdır. Çünkü bu suçlardaki hukuki yararlar bireylere ait bilişim sistemlerinin güvenli olarak işleyişi, mülkiyet veya zilyetlik haklarının korunması,  bilişim sisteminin güvenilirliği ile kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunmasıdır. Gelişen iletişim teknolojileri ve bilişim sistemleri hayatın tüm alanlarında önemli değişikliklere neden olmakta, bu teknolojilerin ve sistemlerin ortaya çıkardığı yeni iletişim şekilleri, araç ve hizmetler hızla insanlığın tüm yaşamını etkilemeye devam etmektedir. Bilişim teknolojileri ve sistemlerinin sunduğu hizmetlerin nitelikleri gereği hem kişilerin bilişim güvenliğini hem de kamu güvenliği ve kamu düzeninin korunması amaçlanmıştır. Suçların önlenmesi ve suçluların cezalandırılması açısından ceza hukukunun ölçülülük ilkesine uygun olarak faillerin kusurlarına ve işledikleri suçların ağırlığına uygun cezaların yasalarda yer alması gerekmektedir. TCK’ 244’üncü maddesindeki cezalar bu suçlarla korunmak istenen yararlara hizmet etmekten uzaktır. Özellikle uygulamada cezaların genellikle asgari hadden verildiği göz önünde tutulduğunda cezaların artırılması şarttır.

10. Bilişim suçlarının en çok işlenen şekli olan banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın hem küresel hem de yerel olarak kolay ve hızlı işlenmektedir. Bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin yeterli olmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması ve mağdur bankaların önleyici tedbirler alma konusunda yeterince yatırım yapmamaları nedenleriyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermekte olup, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçları özel bir suç olarak düzenlenmesi cezanın etkinliği ve fonksiyonları açısından yerinde bir düzenlemedir.  Çağımızda en etkili ödeme aracı olan banka veya kredi kartlarının sahte olarak üretilmesinden satılmasına, devredilmesinden satın alınmasına veya kabul edilmesine kadar birçok aşamada kullanılmasına kadar geçen süredeki her eylem cezalandırılmak suretiyle, gerçek veya tüzel kişilerin bilişim alanı kullanılmak suretiyle malvarlıklarına zarar verilmesinin önlenmesi amaçlanmaktadır.

11. Bilişim teknolojinin gelişmesi, değişmesi ve internet kullanımının artarak yaşamın hemen hemen her alanına girerek mal ve hizmetlerin alımında bir ödeme aracı haline gelen banka veya kredi kartı kullanımının yaygınlaşması beraberinde başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek üretilen, satılan, devredilen, satın alınan veya kabul edilen sahte banka veya kredi kartlarının kullanılarak yarar elde edilmesi suçunun giderek artmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı, sahtecilik yapılan banka veya kredi kartlarının kullanılması suretiyle yarar sağlamak cezalandırılmak suretiyle, sahte banka veya kredi kartlarının piyasadaki dolaşımının cezalandırılması büyük önem arz etmektedir. Bankaların herkese kredi veya bankamatik kartı vermesinin önüne geçilmelidir. Banka veya kredi kartını vermenin sıkı şekil şartlarına tabi tutulması gerekir. Sahte kimliklerle alınan kredi veya banka kartları yüzbinlerce suçun işlenmesinde kullanılmaktadır. Bankacılık düzenleme ve denetleme kurumunun bankaları denetlemesi ve idari para cezaları ve/veya tehlike suçları oluşturulmak suretiyle bilişim suçlarının veya bilişim yoluyla işlenen suçlarının önlenmesi gerekir. Hesap bilgileri kişisel veri kapsamında olup hesap bilgilerinin korunmasında ihmal göstermenin TCK’da ayrı bir suç olarak düzenlenmesini önermekteyiz.

12. Çağımızda teknoloji ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir.  Sahte olarak oluşturulan banka veya kredi kartlarını kullanarak haksız yarar sağlama suçu hızla değişen ve gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde sınır ve mekân gözetmeksizin öngörülemeyen bir şekilde yaygınlaşmaktadır. Modern hayat ekonomik, kültürel, siyasi, ticari, eğitim, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Banka veya kredi kartlarını suçlarının önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu politikanın oluşturulmasında banka veya finans kuruluşlarına güvenli kart üretme ve güvenli kullanım için gerekli önleyici tedbirleri alma konusunda büyük görevler düşmektedir.

Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı

CEZA ADALET SİSTEMİNİN ETKİN OLMASI İÇİN ÖNERİLER ( İKİNCİ BÖLÜM)

1. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hallerinde vekâlet ücretine hükmedilmemesi yönünde CMK’da bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Çünkü ortada gerçek anlamda bir hüküm bulunmamakta olup hüküm askıdadır.

2. Cumhuriyet savcısının delilleri değerlendirme yetkisinin artırılması gerekir.  Özellikle suç kastı ve hukuka uygunluk nedenlerinin oluşup oluşmadığını soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı net bir şekilde değerlendirebilmelidir. Suçun unsurlarının oluşmadığı hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından iddianame düzenlemesi iş yükünü artıracaktır. Kolluk tarafından düzenlenen kurguya dayalı fezleke üzerinden yapılan işlemler toplumun adalete olan inancını azaltacaktır. Öncelikle iş yükünün azaltılmasına yönelik adalet politikaları belirlenmelidir.

3. Yargılama giderleri manuel bir şekilde tek tek incelenerek hesaplanmakta olup bu durum hâkimler açısından büyük bir zaman ve emek kaybına neden olmaktadır. Oysa bir yazılım ile bir butona basılarak yargılama giderlerinin hesaplanması gerekir. Bu yönde bilişim ve yazılım uzmanlarıyla ortak bir çalışma yapılması gerekir.

4. HÂKİM YARDIMCILIĞI STAJ ANLAMINDA DEĞİL KALICI BİR UNVAN OLARAK DÜZENLENMELİDİR. HÂKİM YARDIMCILARININ TAYİNİ İSTENMEDİKÇE ÇIKARILAMAMALIDIR. BU ŞEKİLDE DOSYALARIN TAYİN YOLUYLA SAHİPSİZ KALMALARININ ÖNLENMESİ GEREKİR. DURUŞMAYA ÇIKMAYAN HÂKİM YARDIMCILARININ DOSYAYI YENİ HÂKİMLERE ÖZETLEMELERİ, ARA KARAR VE GEREKÇELİ KARAR YAZMA YOLUYLA YARGIYI HIZLANDIRMALARI AMAÇLANMALIDIR.

5. Ceza adalet sisteminin etkin olması ve adaletin tecellisi için adli kolluk sisteminin kurulması şarttır. Adli kolluğun idari olarak Adalet Bakanlığına adli olarak da suçun işlendiği yargı alanındaki Cumhuriyet Savcılarına bağlı olarak görev yapmaları gerekmektedir. Adli kolluk görevlileri idari kolluktan ayrılmadıkça, adli görevlerinin haricindeki hizmetlerde, idari olarak üstlerinin hizmetlerinde olmaları nedeniyle kendilerini sürekli idarenin bir parçası olarak hissedeceklerinden, adli kolluk görevlerini verimli bir şekilde yerine getiremeyebilirler. İdare tarafından kolluğun idari kolluk görevi ön planda tutulduğundan genelge ve emirlerle, Cumhuriyet savcılarının emrine verilen adli kolluk görevlilerinin sayıları sınırlı tutulup, uzmanlaşma göz ardı edilerek, örneğin trafik polisinin adli kolluk görevlisi olarak görevlendirilmesi suretiyle, bilimsel yöntemlere aykırı atamalar yapılmasıyla, Cumhuriyet savcılarının nitelik ve nicelik olarak yetersiz kolluk görevlileri ile hızla gelişen ve değişen suç ve suçlularla mücadele etmesi imkânsızdır. Bu sebeplerle, yasalarla teminat altına alınmış insan haklarını, ceza hukukunun temel ilkelerini, hukuka uygun soruşturma teknik ve taktiklerini, delil toplama ve değerlendirme tekniklerini bilen, kriminilastik bilimine ve ceza yargılaması hukukunun suçlulukla mücadele yöntemleri­ni, bilişim ve iletişim sistemlerini bilen, nicelik ve nitelik olarak yeterli sayıda, her türlü teknik araç ve gereçlerle donatılmış, Cumhuriyet savcılarının emrinde bir adli kolluk teşkilatı kurulması gerekmektedir.

6.  Teknoloji ve internet kullanımının artması sonucu siber suçların sayısı ve nitelikleri hızla değişmektedir.  Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçları hızla değişen ve gelişen teknoloji ile birlikte kanuni düzenlemelerin ötesinde öngörülemeyen şekilde yaygınlaşmaktadır. Modern hayat ekonomik, kültürel, sosyal ve teknik olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Bilişim suçlarının önlenebilmesi ve cezalandırılabilmesi için etkin ve verimli bir ceza politikası oluşturulması gerekmektedir. Ancak bu politikanın oluşturulmasında bilişim sistemlerine girmenin önlenmesine ilişkin tedbirlerle demokratik toplumun gereklerine uygun kişi hak ve özgürlükleri arasında bir denge oluşturulmalıdır. Bilişim teknolojisindeki hızlı gelişme bilişim sistemlerinin çeşidini ve kullanım sayısını artırmakta olup, beraberinde değişik yöntemlerle işlenebilen suç tiplerini de ortaya koymaktadır. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve sistemde kalmaya devam etme suçu bilişim suçlarının en önemlisini oluşturmaktadır. Çünkü bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girmeden veya sistemde kalmadan diğer bilişim suçlarını işlemek mümkün değildir. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme veya sistemde kalmaya devam etme suçlarını önlemenin en etkin yolu güvenlik önlemlerinin geliştirilmesi klasik suçlardaki soruşturma ve kovuşturma yöntemlerinden farklı yöntemlerle soruşturma ve kovuşturma yapılmasıdır. Bilişim uzmanlarının adliyede Cumhuriyet savcısının emrinde olması şarttır.

7. Bilişim Cumhuriyet savcıları ve bilişim hâkimleri eğitilerek uzmanlıklarının işin devamı açısında güvence altına alınması gerekir. Bilişim savcı ve hâkimlerinin eğitimleri sürekli yenilerek güncellenmelidir. Bilişim suçlarının zaman veya mekân sınırlaması olmaksızın kolay ve hızlı işlenmesi, bilişim suçlarından korunmaya yönelik önleyici tedbirlerin bulunmaması, bilişim teknolojilerini kullananların bilişim suçlarının failleri veya mağdurları olabilecekleri konusunda farkındalıklarının olmaması nedeniyle bilişim suçları klasik suçlara nazaran hızla artış göstermektedir. Bilişim suçlarında faillerinin ve suç delilerinin ortaya çıkarılmasında yaşanan güçlükler, sosyal ve ekonomik alanda ortaya çıkan tehlikelerin ve zararların fazlalığı, bu alanlarda ortaya çıkabilecek ekonomik, sosyal, siyasal ve kişisel ihtiyaçlara cevap verebilecek hukuki boşluk yaratılmasına engel olacak yasal düzenlemeler yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

8. Bilişim suçlarında zaman ve yer kavramı değişkenlik arz etmektedir. Bilişim suçlarının yurt dışındaki veri ağları üzerinden veya ülke içerisinde ancak sahte kimliklerle açılmış hesaplarla yapılması faillerle mücadeleyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ulusal ya da uluslar üstü bilişim soruşturmaları için demokratik hukuk devletinin gereklerine uygun bir şekilde uluslararası işbirliğini sağlayacak kanuni düzenlemelerin ve antlaşmaların yapılması gerekmektedir.

9. Bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme veya sistemde kalmaya devam etme suçu ile mücadele ederken klasik soruşturma yöntemlerinin dışına çıkılması şarttır. Çünkü bilişim cihazlarının nitelikleri ve bilişim ağlarının yapısı söz konusu suçların soruşturulmasında ve delil toplanmasında büyük güçlükler ortaya çıkarmaktadır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilecek delilere nasıl ulaşılacağı ve bu delillerin neyi temsil ettiği standardize edilerek geliştirilmesi ve sistematik hale getirilmesi gereklidir. Ceza muhakemesi alanında kaynak veri iletişiminin denetimi, telekomünikasyon ile soruşturma organlarının işbirliği, veri teslim etme yükümlülüğü ve şifre çözmeye yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

10. İnternet servis sağlayıcılarının bilişim ağı hizmetlerini etkin, hızlı ve sağlıklı bir şekilde vermesi bilişim suçları ile mücadelede önemli bir gerekliliktir. İnternet servis sağlayıcılarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde hukuki sorumluluklarının yasal düzenlemelerle belirlenmesi şarttır. Telefon hatlarının sıkı şekil şartlarına tabi tutulması patates hat denilen hatlarının yasaklanması gerekir. Bilişim suretiyle işlenen suçların büyük bir çoğunluğu sahte kimliklerle alınan sahte hatlar ile işlenmektedir.

11. Bilişim suçlarında delil niteliği taşıyan veriler çoğunlukla bilgisayar, cep telefonu ve internet gibi ortamlarda tutulan sesli, yazılı ve görsel kayıtlardır. Bu kayıtların delil niteliği teşkil edebilmesi için sağlam ve değiştirilemez bir yapıya sahip olması gerekmektedir. Ancak bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından belirlenen yöntemlerle kaydedilen bilgiler yine bilişim cihazlarının kullanıcıları tarafından değiştirilebilme ihtimali taşımaktadır. Böyle olunca hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş sağlam bir delil olmaktan çıkmaktadır. Bilişim suçlarında, dijital delillerin hukuki durumunun net bir şekilde belirlenmesi için dijital delil kavramının tanımlanması ve yapısı gereği ivedilikle tespitinin yapılması gerektiğinden bu konuda yasal bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Faillerin hukuka aykırı olarak çevrimiçi hizmetlere,  alışveriş sitelerine ve elektronik posta hesaplarına girmeleri halinde delillerin hangi sistematik içinde aşama aşama nasıl toplanacağına ilişkin uygulamaya ışık tutacak nitelikte ayrıntı ve derinlik içeren soruşturma tekniklerinin ortaya konulması şarttır.

Doç. Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
Cenk Ayhan APAYDIN
Avukat-Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

CEZA HUKUKU BİLİNCİ PLATFORMU

GENÇLİK CEZA PLATFORMU

cezahukukubilinci.org

HAKARET SUÇUNDA DELİL TOPLAMA

Hakaret suçlarında delil araştırılmasının titizlikle yapılması şarttır. Özellikle dijital ortamdaki hakaret eylemlerinde failin tespiti ve eylemle ilişkinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Hukuk güvenliği ve adaletin tecellisi soruşturmada doğru ve hukuka uygun yöntemlerle delil tespitini zorunlu kılmaktadır.

CMK’nın 170/2. maddesine göre kamu davası açılabilmesi için soruşturma aşamasında toplanan delillere göre suçun işlendiğine dair yeterli şüphe bulunması gerekir. Suç ihbar veya şikâyeti yoluyla soruşturma yaparak maddi gerçeğe ulaşma yükümlülüğü ve yetkisi bulunan Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonucunda elde edilen delilleri değerlendirerek kamu davası açmayı gerektirir nitelikte yeterli şüphe olup olmadığını takdir edecektir. Ancak soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının delil değerlendirmesiyle, kovuşturma aşamasında hâkimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir. CMK’nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadıkları çerçevesinde incelemeye tabi tutulurken, kovuşturma aşamasında, isnat edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkûmiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilmektedir[1].

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15/03/2021 tarihli ve 2021/1361 esas, 2021/9218 karar sayılı kararına göre , “… müştekinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada, söz konusu sosyal medya hesabı ile ilgili açık kaynak araştırması yaptırılması, şüphelilerin kimlik bilgilerinin kolluk marifeti ile tespitinin sağlanması, tespiti durumunda savunmalarının alınması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken etkin soruşturma yapılmadan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Bu nedenle sosyal medyada hakaret eylemleri ile ilgili olarak Cumhuriyet savcısının şüphelinin tespitine yönelik olarak ilgili kurumlardan araştırma yapması,  şart olup şüphelinin tespitine yönelik olarak gerekli tüm soruşturma işlemleri yapıldıktan sonra, şüphelinin tespiti halinde iddianame düzenlenmesi, tespit edilemediği takdirde ise daimi arama kararı alınarak dava zamanaşımı süresince soruşturmaya devam edilmesi gerekir.   Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “Somut olayda müşteki vekilinin, “@….79″ isimli facebook hesabından yapılan “Eşşekler çıkmış meydana, ay Almanya böyle biz böyle, gitte geçmişini karşılaştır geri zekâlı ahmak herifler” şeklindeki paylaşımı, şüphelinin kendi hesabında paylaşmak suretiyle müvekkiline karşı hakaret suçunun işlendiğinden bahisle yaptığı şikâyet üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca facebook isimli sosyal paylaşım sitesi ile ilgili olarak yapılan istinabe taleplerinin, sitenin faaliyet merkezinin bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri adIî makamlarınca cevaplanmadığı, açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen şüpheli hakkında kovuşturma imkanı bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi kararı usul ve yasaya aykırılık oluşturmaktadır”[2].

Hakaret suçlarında bilimsel ve/veya teknik delillerin bulunmadığı hallerde tanık ya da tanıkların soruşturma ve/veya kovuşturma aşamalarında değişen ve birbiriyle çelişen beyanlarına mahkemenin neden üstünlük tanındığı yeterince ortaya konulup tartışılmak suretiyle mahkûmiyet veya beraat kararı verilmelidir.

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org



[1] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 18. 10. 2022 tarihli, 2022/8092 esas ve 2022/20186 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[2] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 18. 10. 2022 tarihli, 2022/8092 esas ve 2022/20186 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

HAKARET SUÇLARININ CEZALARI VE SONUÇLARI

Hakaret suçunun cezaları TCK’nın 125. maddesinde düzenlenmiş olup şöyle denilmektedir; (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden  veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır[1]. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

Cezanın tespitinde ceza hukukuna egemen ilkeler izlenmelidir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” 5237 sayılı Kanun’da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, aynı Kanun’un 61. maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip, anılan Kanun’un 3. maddesindeki fiille orantılı ceza verilmesi ilkesi de gözetilerek, öncelikle seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonrasında da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerekirken, seçimlik ceza öngören hakaret suçunda yeterli gerekçe gösterilmeden ve sanığın hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile cezalandırılmasının hangi sebeple somut olayın koşullarında zorlayıcı bir ihtiyaçtan kaynaklandığı açıklanmadan orantılılık ilkesine aykırı şekilde hapis cezasının tercih edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur”[2].

(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.

(3) Hakaret suçunun;

a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,

b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,

c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,

İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.

(4)  Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

(5)  Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.

TCK’nı 43. Maddesine göre bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.  Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.

14.04.2011 tarihinden yayınlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen ek 2. madde uyarınca doğrudan verilen 3.000,00 TL’ye kadar olan adli para cezalarından ibaret mahkûmiyet hükümleri kesin olup, sanık hakkında tayin edilen 3.000,00 TL adli para cezasına ilişkin hükmün, cezanın türü ve miktarı itibariyle kesin olup istinafı ve temyizi mümkün değildir.

Tekerrürün uygulandığı hallerde tekerrüre esas alınan ilamın uzlaştırma kapsamına alınması halinde dosyanın resen uyarlama talebi işletilmek suretiyle ön ödeme bürosuna gönderilmesi sağlanmalıdır. Diğer bir ifadeyle, mahkemece uyarlama yargılaması yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucuna göre tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi şarttır.

Tekerrüre esas alınan ilamın, sanığın güncel adli sicil kaydında bulunmaması veya silinmiş olması hallerinde sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas başka ilam yoksa tekerrür hükümleri uygulanamaz. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;”  Sanık hakkında, adli sicil kaydında yer alan Kapatılan Karamürsel Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2010/170 esas 2010/508 karar sayılı ilamı ile verilen hapisten çevrili adli para cezasının tekerrüre esas teşkil ettiği anlaşıldığından, cezasının infazında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına, hükmedilen cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, ayrıca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği, ancak tekerrüre esas alınan ilamın, sanığın güncel adli sicil kaydında bulunmadığı, silinmiş olduğu, sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas başka ilamında bulunmadığı anlaşılmakla, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanması hukuka aykırı bulunmuş ve bu aykırılığın düzeltilmesi mümkün görülmüştür”[3].


[1] Hakarette mahkeme seçimlik cezalardan birini tercih edebilmektedir. Örneğin sanığı üzerine atılı müştekiye yönelik olarak hakaret suçunu işlediği yapılan yargılamada sübuta ermekle; sanığın eylemine uyan TCK’nın 125/2 maddesi yollamasıyla TCK’nın 125/1 maddesi gereğince takdiren ve tercihen 90 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanığın bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçu birden fazla kez işlediği anlaşıldığından, TCK’nın 43/1 maddesi gereğince cezasından 1/4 oranında artırım yapılarak 112 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına,  sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, yargılama sürecindeki davranışları lehine takdiri indirim sebebi kabul edilerek TCK’nın 62. maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 93 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında verilen 93 gün adli para cezasının, günlüğü TCK 52/2 maddesi gereği 100,00-TL’den hesaplanarak,9300TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,  sanığın güncel sabıka kaydına göre suç işlemeye eğilimli kişiliği nazara alınarak ilerde tekrar suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde olumlu kanaat oluşmadığı dolayısıyla 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde belirtilen koşullar oluşmadığından sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına, sanığa verilen cezanın niteliği gereği sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 51. ve 53. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir, şeklinde hüküm kurulabilir.

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

[2] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 12. 02. 2025 tarihli, 2023/3467 esas ve 2025/8812 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[3] Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 14. 05. 2025 tarihli, 2023/14724 esas ve 2025/5262 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

HAKARET SUÇUNDA SORUŞTURMA

 Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikâyette bulunmadığı takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.  Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.  Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.  Şikâyet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.  Kovuşturma yapılabilmesi şikâyete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz. İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar. Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikâyetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz. Yüze karşı hakaret ve gıyapta hakaret suçu uzlaşma kapsamında olup uzlaştırma bir kovuşturma şartıdır. Uzlaştırma yoluna gidilmeden dava açılamaz. Uzlaştırma yoluna gidilmeden iddianame düzenlenmesi iddianamenin iade sebebidir.

Hakaret oluşturan fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde,  eylem ön ödeme kapsamında olup ön ödeme bir kovuşturma şartıdır.  Ön ödeme yoluna gidilmeden dava açılamaz. Ön ödeme yoluna gidilmeden iddianame düzenlenmesi iddianamenin iade sebebidir.

Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret halinde suçun takibi şikâyete tabi olmayıp resen takibi gerekir. 14.11.2024 tarihli, 32722 sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe giren 9.yargı paketi kapsamında TCK m.125/2 maddesinde mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle” veya “dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı”  veya “kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle” veya “alenen” işlenmesi hallerinde ön ödeme uygulanacaktır. Bu değişiklikle, hakaret suçunun TCK’nın 125/2. Maddesindeki hali uzlaştırma kapsamından çıkarılarak ön ödemekapsamına alınmıştır.

Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı altı ayı aşmayan suçların faili a) Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, b) Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yüz Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı, c) Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını, soruşturma giderleri ile birlikte, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine on gün içinde ödediği takdirde hakkında kamu davası açılmaz.   Failin on gün içinde talep etmesi koşuluyla bu miktarın birer ay ara ile üç eşit taksit hâlinde ödenmesine Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Taksitlerin süresinde ödenmemesi hâlinde ön ödeme hükümsüz kalır ve soruşturmaya devam edilir.Taksirli suçlar hariç olmak üzere, ön ödemeye bağlı olarak kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının düşmesine karar verildiği tarihten itibaren beş yıl içinde ön ödemeye tabi bir suçu işleyen faile bu fıkra uyarınca teklif edilecek ön ödeme miktarı yarı oranında artırılır.  Özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi halinde de fail, hâkim tarafından yapılacak bildirim üzerine birinci fıkra hükümlerine göre saptanacak miktardaki parayı yargılama giderleriyle birlikte ödediğinde kamu davası düşer. Cumhuriyet savcılığınca madde kapsamına giren suç nedeniyle ön ödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle madde kapsamına giren bir suça dönüşmesi halinde de yukarıdaki fıkra uygulanır.  Suçla ilgili kanun maddesinde yukarı sınırı altı ayı aşmayan hapis cezası veya adlî para cezasından yalnız birinin uygulanabileceği hallerde ödenmesi gereken miktar adlî para cezası esas alınarak belirlenir.  Bu madde gereğince kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.

TCK’nın 125/2. maddesi kapsamında işlenen suç ön ödeme kapsamına alınmış olup suçun işlenme tarihlerine göre ön ödeme tarihleri farklılık arz etmektedir. Eğer atılı suç 1 Haziran 2024 tarihinden önce işlenmiş ise ön ödeme miktarı 1.800 TL artı soruşturma giderleri olup atılı suç 1 Haziran 2024 tarihinden sonra işlenmiş ise ön ödeme miktarı 9000 TL artı soruşturma giderleridir. Eğer uzlaşma teklif edilip taraflar uzlaşmış ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecek olup tekrar ön ödeme uygulanmayacaktır. Ancak taraflar uzlaşmamışlarsa Cumhuriyet savcısı iddianame düzenlemeyip ön ödeme önerisinde bulunmak zorundadır. ÖN ödeme de bir kovuşturma şartı olup ön ödeme yoluna gidilmeden iddianame düzenlenirse mahkeme iddianameyi iade etmek zorundadır.

Şikâyet üzerine şüpheli hakkında hakaret suçu nedeniyle yürütülen soruşturmada, şüphelinin şikâyetçiye yönelik paylaşımlarının kolluk tarafından tespit edilmesi ve yapılan kaynak araştırmaları ile bilirkişi raporu sonucunda şüphelinin kimlik ve adres bilgilerine ulaşıldığı hallerde şüphelinin ifadesi alınmadan adresine ön ödeme tebligatı çıkarılabilmektedir. Şüphelinin ön ödeme önerisine uymaması halinde şüphelinin ifadesi alınmak suretiyle şüpheli hakkında iddianame düzenlenmelidir.  

 Hakaret suçunu düzenleyen TCK’nın 125 inci maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (b) ve (c) bentleri ve dördüncü fıkrası ön ödeme kapsamındadır. Hakaret suçunun; b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

Hakaret suçunun; kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde uzlaştırma veya ön ödeme yoluna gidilemez. Ancak suça sürüklenen çocuklarda kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçu uzlaştırma kapsamında olup uzlaştırma yine kovuşturma şartıdır.

Kamu görevlisine hakaret suçu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Takibi şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcısı şikâyet, ihbar veya başka bir suretle suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrendiği anda gerekli araştırma ve delil toplama sürecini tamamlayarak kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte delil elde ederse iddianame düzenler. Uzlaştırma, seri muhakeme ve ön ödeme usulleri uygulanamaz.

  Hakaret suçlarında şüphelinin atılı suçu işlediğine ilişkin yeterli şüphe yoksa Cumhuriyet savcısı kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmektedir. Ancak şüphe varsa eylemin soruşturma şekline göre mevcut yasalara göre ya uzlaştırma ya da ön ödeme yoluna gidilmelidir. Yeterli şüphe varsa iddianame düzenlenir. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi soruşturma aşamasına ilişkin değil kovuşturma aşamasında geçerli olan ceza muhakemesine egemen ilkelerdendir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.” Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerekir[1].

           Hakaret eylemleri ile ilgili olarak 5237 sayılı Kanun’un 125/1-2 ve 129/3 maddelerinin uygulanabilmesi kapsamında değerlendirilebilecek karşılıklı hakaret olup olmadığının somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir. Hakaret suçu yüze karşı işlenip aynı zamanda aynı mağdura karşı tehdit suçu ile birlikte işlenmişse uzlaştırma yoluna gidilmelidir.  Yine hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesinde düzenlenen ve yağma suçunun daha az ceza gerektiren nitelikli hali olan “hukuki bir alacağın tahsili amacıyla tehdit” suçu ile birlikte yüze karşı veya gıyapta hakaret şeklinde işlenirse de uzlaştırma yoluna gidilecektir.

     29 Mayıs 2025 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan,  27/3/2025 tarihli,  2024/197 esas 2025/86 karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile 07/11/2024 tarihli 7531 sayılı kanunun 18.maddesi ile CMK’ya eklenen geçici 7. maddesinin 2. numaralı fıkrasının iptal edilmiş olması sebebiyle 07/11/2024 tarihinden önce veya sonra işlenen soruşturması veya kovuşturması devam eden TCK 125/2 maddesindeki suçlarda ön ödeme önerisi yapılması gerekir.

Soruşturma sırasında hakaret suçundan şüpheli olan kişi ölürse kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilecektir. Yargılama aşamasında ölmüşse bu durumun mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64/1. maddesi uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekir.

Cumhurbaşkanına hakaret suçundan kovuşturma yapılabilmesi TCK’nın 299/3. madde ve fıkrasına gereğince Adalet Bakanının iznine tabi olup kovuşturma şartı olan izin koşulunun yerine getirilmeden kamu davası açılması ve yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması yasaya ve usule aykırıdır. İzne tabi olan bir suçtan izin alınmadan gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmamalıdır. Kovuşturma şartı olan izin alınmadan iddianame düzenlenmesi halinde mahkemenin iddianameyi iade etmesi gerekir. Bu durum yargılama aşamasında ortaya çıkarsa mahkemenin durma kararı vermesi gerekir.

TCK’nın 299. ve 301. maddelerinin ihlalinin tek bir eylemle gerçekleşmesi hallerinde Adalet Bakanından soruşturma izni alınması şart soruşturmanın her iki suç açısından yapılması ancak yargılama aşamasında fikri içtimanın uygulanması gerekir.

Cumhurbaşkanına hakaret ile Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunun birlikte işlenmesi halinde 5237 sayılı Kanun’un 299. ve 301. maddelerinin ihlal edilmesine karşın, eylemin tek olması nedeniyle,  5237 sayılı Kanun’un 44. maddesi gereğince daha ağır hüküm içeren 5237 sayılı Kanun’un 299. maddesi uyarınca hüküm kurulmasının gerekmesi ve dosya kapsamından sanık hakkında aynı Kanun’un 301. maddesinde düzenlenen suçtan da soruşturma yürütüldüğünün anlaşılması karşısında, bahse konu dosyanın akıbeti araştırılarak mümkün olması halinde birleştirilmesi, aksi halde usulüne uygun şekilde dava dosyasının incelenmesi ve tüm kanıtlar birlikte değerlendirilerek, fikri içtima ve mahsup hükümleri de nazara alınıp sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org



[1] Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 19. 12. 2024 tarihli, 2023/11362 esas ve 2024/13572 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

HAKARET SUÇUNDA ZAMANAŞIMI

TCK madde 66’da belirtildiği üzere çeşitli suçlar bakımından dava zamanaşımı gerçekleştiğinde, kanunda gösterilen sürelerin geçmesiyle belirli bir suçtan dolayı dava açılamayacağı gibi, açılmış olan davaya da devam edilemez. TCK’nın 86/1-2.3 maddelerinde düzenlenen suçlar açısından, TCK madde 66/1-e gereğince, dava zamanaşımı sekiz yıldır.

Hakaret suçunun faili olan sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 86/2. maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66/1-e maddesi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörülmüştür.  5237 sayılı Kanun’un 67/2-d bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlem tarihinden 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu hallerde davanın düşmesine karar verilmektedir.

      Kamu görevlisine hakaret eylemi ile ilgili olarak sanığın yargılama konusu eylemi için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a, 4. maddesi uyarınca belirlenecek cezasının türü ve üst haddine göre, aynı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddeleri gereği 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı öngörüldüğü anlaşılmış olup suça konu suçun işlendiği tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleşmiş olduğu durumda kamu davasının düşmesine karar verilecektir.

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

HAKARET SUÇUNDA GÖREVLİ MAHKEME

GÖREVLİ MAHKEME

Görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 12 fıkra 1’e göre, davaya bakma yetkisi, kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.

Müştekinin ilgili paylaşımı öğrendiği yer suç yeridir.  Söz konusu suçun yargılamasında yetkili ve görevli mahkemenin 5271 sayılı CMK 12/5-3 maddesi uyarınca hakaretin mağdura ulaştığı ve mağdur tarafından öğrenildiği yer olduğu açıktır. Diğer bir ifadeyle, CMK’ nın 12/5 maddesi gereği internet üzerinden işlenen ya da sosyal medyada hakaret suçu için yetkili mahkemenin, müştekinin hakaret eylemine muttali olduğu yer mahkemesi olduğu, müştekinin ikamet adresinin suç yeri olarak bildirildiği hallerde suçun müşteki tarafından bu yerde öğrenildiğinin kabulü gerekir.

Teşebbüste son icra hareketinin yapıldığı, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Suç, ülkede yayımlanan bir basılı eserle işlenmişse yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine aittir. Ancak, aynı eserin birden çok yerde basılması durumunda suç, eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için eserin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir. Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olan hakaret suçunda eser, mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde dağıtılmışsa, o yer mahkemesi de yetkilidir. Mağdur, suçun işlendiği yer dışında tutuklu veya hükümlü bulunuyorsa, o yer mahkemesi de yetkilidir.) Görsel veya işitsel yayınlarda da bu maddenin üçüncü fıkrası hükmü uygulanır. Görsel ve işitsel yayın, mağdurun yerleşim yerinde ve oturduğu yerde işitilmiş veya görülmüşse o yer mahkemesi de yetkilidir(CMK m. 12).

Suçun işlendiği yer belli değilse, şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Şüpheli veya sanığın Türkiye’de yerleşim yeri yoksa Türkiye’de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Mahkemenin bu suretle de belirlenmesi olanağı yoksa ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir(CMK m. 13).

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org

HAKARET SUÇUNDA HAKSIZ TAHRİK

HAKARET SUÇUNDA HAKSIZ TAHRİK

HAKSIZ TAHRİK

Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi halinde kusurluluğu ve dolayısıyla ceza sorumluluğunu azaltan bir haldir.

Genel haksız tahrik ve özel özel tahrik olarak ikiye ayrılmaktadır. Genel haksız tahrik TCK’nın 29. Maddesinde düzenlenmiştir.   Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Özel haksız tahrik halleri ise TCK’nın 129. Maddesinde düzenlenmiştir. Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez. Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

 Hakaret suçunda haksız tahrik varsa genel haksız tahrik değil, özel haksız tahrik hali uygulanacaktır. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; ”Hakaret suçunun, haksız tahrik altında işlendiğinin kabul edilmesine rağmen özel nitelikte olan ve daha lehe hükümler içeren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 129. maddesi yerine genel tahrik kurumunu düzenleyen aynı Kanun’un 29. maddesinin uygulanması, yasaya aykırılık oluşturmaktadır”[1].

Karşılıklı hakaret hallerinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 129/3 ve 5271 sayılı Yasa’nın 223/4-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına kararının verilmesi gerekir.

Haksız tahrikin somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir.  Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; ”Sanığın, katılana karşı kullandığı “Sürteyim kafana” sözünün mahalli terimler de gözetilerek hakaret unsuru taşıyıp taşımadığı, sanığa hangi anlamda bu sözü söylediği de sorularak bu husus açıklığa kavuşturulduktan sonra etki tepki dengesi gözetilerek (orantılılık) sanık hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur”[2].

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org



[1] Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 18. 12. 2024 tarihli, 2024/4021 esas ve 2024/13491 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

[2] Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 12. 12. 2024 tarihli, 2023/6682 esas ve 2024/8412 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).

HAKARET SUÇUNDA MANEVİ UNSUR- İŞTİRAK – TEŞEBBÜS- İÇTİMA

Hakaret suçunun manevi unsuru, failin hakaret kastıyla hareket etmesi ve mağdurun onuruna ve şerefine bilerek zarar verme iradesini taşımasıdır. Bu kasıt olmadan hakaret suçunun manevi unsuru gerçekleşmiş sayılmaz. Hakaret suçu taksirle işlenemez. Bu suç doğrudan kastla işlenebilir. Saik önemli olmayıp özel kast da aranmaz.

Bu suçta iştirak herhangi bir özellik göstermez. Hakaret suçunda olduğu gibi, bu suçta da iştirakin her türlüsü mümkündür. Bu suçta iştirake ilişkin sorunlar genel hükümler çerçevesinde çözülecektir[1].  Bu suça teşebbüs hareketin bölünebildiği hallerde mümkündür. 

Hakaret suçu için bütün suçların içtimai halleri bu suç için de uygulama alanı bulabilir.  Fail bir suç işleme kararının icrası kapsamında aynı kişiye karşı birden fazla hakaret suçu işlerse zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır[2].  Gıyapta hakaretin suçunun işlenmesi üç ve üçten fazla kişiye söylenerek gerçekleştirilmesi, ihtilat öğesi nedeniyle suçun unsuru olup tek suç oluşturmaktadır. Bu sebeple Zincirleme suç hükümleri uygulanmaz.

Tek bir eylemle birden fazla mağdura yönelik hakaret eylemi gerçekleşirse TCK’nın 43/2. Maddesi kapsamında zincirleme hakaret suçu oluşacaktır.  Aynı doğrultuda olmak üzere failin birden fazla hakaret eylemlerini farklı zamanlarda ve farklı kişilere yönelik gerçekleştirdiği kabul edilmişse de, eylemlerin hangi tarihlerde ve zaman aralığında gerçekleştirildiği şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenip, sonucuna göre fail hakkında TCK’nın 43/1. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekir. Aynı gün içerisinde aynı mağdura yönelik hakaret eylemleri zincirleme suç kapsamına girmemektedir.

Sanığın, birden fazla mağdura yönelik, birden fazla ve farklı zamanlarda eylemlerini gerçekleştirmesi durumunda, sanığın bu eylemleri aynı suç işleme kararı altında işlediği kabul edilerek hakaret suçundan belirlenen temel ceza, suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi nedeniyle 5237 sayılı Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca artırıldıktan sonra, suçun değişik zamanlarda işlenmesi nedeniyle artırılmış ceza miktarı üzerinden aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca yeniden artırım yapılarak sonuç cezaların saptanması gerektiği gözetilmeden ikinci artırımın temel ceza üzerinden yapılması suretiyle eksik ceza tayinleri hukuka aykırılık oluşturmaktadır[3].

Avukat Cenk Ayhan APAYDIN

Ceza Hukuku Bilinci Platformu Yöneticisi

Yazar

CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV

cezahukukubilinci.org


[1] Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, 1238; Hafızoğulları-Kurşun, Şerefe Karşı Suçlar, 55; Parlar/Hatipoğlu, Ceza Kanunu Yorumu, 1022.

[2] Aynı yönde Yenidünya/Alşahin, a. g. m, 70.

[3] Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 03. 03. 2025 tarihli, 2023/16704 esas ve 2025/3892  sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).