Savunma
hakkı, 1982 Anayasası’nın
36. maddesinde “temel haklar ve ödevler” başlığını taşıyan ikinci kısmın
“kişinin hakları ve ödevleri” başlıklı ikinci bölümünde “hak arama hürriyeti” başlığı altında temel bir hak
olarak düzenlenmiştir. Bir hakkın temel hak sayılması, o hakkın saygınlığını ve
güvencesini artırmaktadır. Temel haklara dokunulamaz, devredilemez ve
vazgeçilemez (Ay m. 12/1). Bu hükme göre, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”. Anayasa’da, bu hakkın yargı mercileri önünde kullanılabileceği
belirtilmiştir; ancak, uyuşmazlığın henüz yargı mercilerinin önüne gelmediği
soruşturma aşamasında da, savunma hakkına ihtiyaç vardır. Soruşturmada, koruma
tedbirlerine ilişkin işlemler esnasında veya Cumhuriyet savcılığı tarafından
ifade alındığı sırada da şüphelinin savunma hakkı
bulunmaktadır[1].
Sanığın ceza muhakemesinde kendi kendini
savunma konusunda çeşitli olanak ve haklara sahip bulunması, bunların gerektiği
biçimde kullanılması için yeterli olmamaktadır. Çünkü sanıkların çoğu, hukuki konularda hiç bir deneyimi ve bilgisi olmayan
kişilerdir. Bu yüzden, genellikle haklarını nasıl kullanacaklarını, kendilerini
nasıl savunacaklarını bilemezler. Sanığın
içinde bulunduğu ruhsal durum, onun, soruşturmaların sonucunu doğru
değerlendirmesini, amaca uygun dilekçeler vermesini ve çoğu kez susmanın mı,
yoksa konuşmanın mı lehine olacağı konusunda doğru karar vermesini engelleyecektir. Ayrıca, sorunlara
kural olarak ihtiyatla yaklaşacak olan müdafinin savunması da, duygusal hareket
eden sanıktan çoğu kez, daha inandırıcı etki yapacaktır. Bu nedenle, ceza
muhakemesinde sanığın, kendi savunma yeteneğine güvenmek yerine, bir müdafiye
başvurması daha yararlıdır[2].
Ceza muhakemesi çerçevesinde bir suçlamayla karşılaşan şüpheli ya da sanık açısından en önemli haklardan biri de
suçlamadan kurtulmasını sağlayabilecek olan bir savunma hakkına sahip olabilmektir[3]. Savunma, suçlamaya karşı şüphelinin veya
sanığın yararına olarak, hukukî ve fiilî açıdan korumayı amaçlayan bir
faaliyettir. Bu hak Anayasa’da, kabul ettiğimiz sözleşmelerde ve
kanunlarımızda yer almıştır. Şüpheli veya sanık, hakkındaki suçlamalara ilişkin
savunmayı kendisi yapabileceği gibi bir müdafi aracılığıyla da yapabilir. Suç işlediği iddia edilen sanığın duruşmaya katılma, suçlamayla
ilgili olarak kendisini bizzat veya müdafisi vasıtasıyla savunma, tanık veya tanıklara soru sorma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yönelik lehinde
olan delil veya delilleri araştırılmasını isteme hakkı bir bütün olarak savunma
hakkı kapsamında değerlendirilmelidir.
Ceza muhakemesinde Cumhuriyet savcılığı
ve mahkemenin, soruşturmayı çok yönlü, yani sanığın lehine de olabilecek biçimde yürütmekle görevli
bulunmaları, sanığın haklarının üçüncü bir kişi tarafından savunulmasını
gereksiz kılmayacaktır: Savcılık, sanığın lehinde ve aleyhindeki tüm delilleri
toplamakla mahkeme ise sosyal devlet ilkesi gereğince sanığı gözetmekle
yükümlüdürler. Ancak, bunların bir müdafinin savunmasının yerine geçebileceği
ve ayrıca artık bir müdafinin faaliyetine gerek bulunmadığı düşünülmemelidir.
Çünkü mahkeme ile Cumhuriyet savcılığının ceza muhakemesindeki rollerini, müdafi rolüyle bağdaştırmak kolay değildir. Savcı,
soruşturma göreviyle koşullanmış olduğundan, sanığın
lehine durumları kolayca gözden kaçırabileceği gibi, objektif olma çabasındaki
hâkim de, gerçeği aydınlatma görevini fazlaca abartarak, sanığın haklarını
farkında olmaksızın kısıtlayabilir. Oysa müdafi, faaliyetini, muhakemenin
meşruiyetini gözetme ve gerektiğinde tek yanlı da olsa sanığın haklarına
işlerlik kazandırma üzerinde yoğunlaştıracaktır. Bu nedenle, İHAS’nin 6/3-c.
maddesi ve fıkrasında güvence altına alındığı gibi muhakemenin her aşamasında
bir müdafinin yardımından yararlanma hakkı sanığa tanınmıştır[4].
Adil
yargılamanın zımni gerekleri “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından hareket ederek saptanmıştır. Bu gereklerden
en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de
açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı“dır. Ceza
yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun
temel bir ilkesidir. Bu sebeple hakkaniyete
uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi
sırasında alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak
kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik olacak şekilde
yorumlanması gerekmektedir[5].
Adil
yargılanma hakkının muhtevası, savunma
ve müdafi yardımından faydalanma hakkı yönünden iç hukukumuzun da bir parçası
olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesinde
belirlenmiştir. Buna göre, bir suç ile itham edilen herkes, kendisini bizzat
savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine
gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından
ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkına sahiptir. Anılan madde gereğince, bir
suç isnadı altında bulunan kişi savunma hakkının kullanılmasında,
kendisini bizzat savunma, seçtiği bir müdafi yardımından yararlanma ve bir müdafi
tayin etme imkânından yoksun ise ve adaletin selameti için gerekli görülürse
re’sen atanacak bir müdafi yardımından yararlanma olmak üzere üç ayrı hakka
sahiptir. Bu nedenle, suç isnadı altında bulunan kişinin kendisini bizzat
savunması talep edilemez. Savunma hakkının etkin bir şekilde
kullanma imkânını sağlayan müdafi yardımından yararlanma hakkı aynı zamanda
adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru
olan “silahların eşitliği” ilkesinin de gereğidir[6].
Şüpheli veya sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır. Şüpheli veya
sanığın bu çerçevede; müdafiden yararlanma hakkı (CMK 147/1-c; 148/4), susma hakkı (CMK 147/1-e), kendi kendini suçlamaya ve
kendi aleyhine aktif olarak muhakemeye katılmaya zorlanamama,
soru sorma hakkı, tercümandan
yararlanma hakkı, delil toplama ve ibraz etme hakkı (CMK 177 vd.), delillerin
toplanmasını isteme hakkı (CMK 147/1-f) ve duruşmada hazır bulunma hakkı bulunmaktadır. Davaya konu olayın yargılaması
yapılırken sanığın ve şüphelinin savunma hakkı kısıtlanmamalıdır[7].
Sanığın, adil, dürüst ya da hakkaniyete uygun yargılanma hakkı vardır[8].
Savunma
hakkı soruşturmanın ve yargılamanın her aşamasında kullandırılmalıdır. Karar
bozulduktan sonra eğer bozma sonrası verilecek ceza önceki cezadan fazla ise
kesinlikle bozmaya karşı beyanlarının tespitine yönelik tebligat çıkarılması
sonucu tebligat ile yetinilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
Sanığın duruşmada hazır edilerek savunma ve delillerinin sorulması gerekir.
Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi’nin aynı doğrultudaki bir kararında şöyle
denilmektedir;” 5271 sayılı CMK’nın 307. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesinin
“Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada var olan adreslerine de davetiye
tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri
nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek
dava yokluklarında bitirilebilir” hükmü uyarınca dosyada var olan adresine
davetiye tebliğ edilemeyen sanığın yokluğunda yargılamaya devam edilmesi mümkün
ise de, aynı maddenin aynı fıkrasının 2. cümlesinin “Ancak, sanık hakkında
verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi
gerekir” hükmü göz önüne alındığında, ilk derece mahkemesinin sanık hakkındaki
beraat kararının Dairemizin 20.01.2023 tarih ve 2022/1387 esas, 2023/186 karar
sayılı ilamı ile bozulması üzerine yapılan yargılamada sanığın savunması
alınmadan mahkûmiyetine karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
bozmayı gerektirmektedir”[9].
Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse,
talebi hâlinde baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. Şüpheli
veya sanık on sekiz yaşını doldurmamış ya da sağır dilsiz veya kendisini
savunamayacak derecede malûl olur ve bir müdafii de bulunmazsa talebi
aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir. Üst sınırı en az beş yıl hapis
cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada şüpheli veya sanığın talebi aranmaksızın bir müdafi
görevlendirilir. Şüpheli veya sanık vekâletname aranmaksızın müdafi ile her zaman ve
konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin
müdafisi ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz. Müdafi ile görüşmesinden önce ve görüşmesi sırasında,
talebi hâlinde yakalanan kişiye kalem ve kâğıt verilir. Soruşturmayı
geciktirmemek kaydıyla ve yakalanan kişi isterse, vekâletname aranmaksızın en
çok üç müdafi ifadede hazır bulunabilir. Her kolluk biriminde görüşme için
uygun şartları haiz görüşme odası ayrılır. Müdafi, soruşturma evresinde dosya
içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
Kollukta bulunan soruşturma dosyası için yetkili Cumhuriyet savcısının yazılı emri
gerekir. Müdafinin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması,
soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının talebi
üzerine, sulh ceza hâkiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir. Yakalanan
kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya
yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci
fıkra hükmü uygulanmaz. Müdafi, Cumhuriyet başsavcılığınca iddianamenin
mahkemeye verildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına
alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız
olarak alabilir. Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında
bir veya birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi
varsa, o da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir[10].
Adil
yargılanmanın bir gereği olarak silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama
ilkesi doğrultusunda,
kollukta, Cumhuriyet savcılığında, sorguda, ilk derece ve istinaf mahkemelerinde,
şüpheli/sanık veya
müdafilerinin savunma haklarını kullanmaları ile delillerini ileri
sürebilmeleri için yeterli süre ve kolaylık
sağlanarak, bu hakkın sağlıklı ve usulüne uygun bir şekilde kullandırılmış
olması şarttır. Çünkü savunma hakkı kutsaldır.
Savunma hakkının kullandırılmaması veya kısıtlanması açık bir hukuka
aykırılık oluşturmaktadır[11].
Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya
birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o
da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. Soruşturma evresinde, ifade almada en çok üç avukat hazır bulunabilir. Örgüt faaliyeti
çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en
çok üç avukat hazır bulunabilir (CMK 149).
Yargıtay’ın öngörülen ceza
miktarı nedeniyle yasal müdafi bulundurma zorunluluğuna ilişkin bir kararında
şöyle denilmektedir: “5271 sayılı CMK’nın
101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de
bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı
gözetilmeksizin müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması
karşısında; görevlendirilen müdafinin refakatinde tutuklanması nedeniyle,
delillere erişme ve savunma hazırlama imkânları itibariyle (AİHM
Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan “silahların
eşitliği” ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan
adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde
(AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii
görevlendirilmeden yargılama yapılıp savunması tespit edilmek suretiyle
savunma hakkının kısıtlanması, kanuna aykırı olup
bozmayı gerektirmektedir”[12].
Savunma hakkının Anayasada
düzenlenen temel hak niteliğine uygun olarak, sanığa savunma hakkının verilmemesi veya
sanığın savunma hakkının kısıtlanması halinde hüküm daima hukuka aykırı sayılır. Ceza
yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkıdır ve yargılamanın her
aşamasında söz konusudur. Bu haktaki sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna,
demokratik toplum düzeninin, laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz[13].
Avukat yardımından yararlanma ve delillere erişim
hakkı, AİHS çerçevesinde, sanığın savunma hakkının, dolayısıyla adil
yargılanma hakkının yerine
getirilmesine ilişkindir. Mahkemenin görevi, bir ihtilafın tüm taraflarının
AİHS’de kendilerine tanınan “adil yargılanma” hakkından faydalanmasını
sağlamaktır. Taraflar, açık ve kesin biçimde kendi istemleri ile mahkeme
önündeki haklarından bir bölümünü
uygulamama kararlığı içine girmedikleri sürece, savunma hakları kısıtlanamaz.
Anayasamızın 36. maddesi ile güvence altına alınan savunma hakkını, şüpheli veya sanık, bizzat
kullanabileceği gibi müdafi aracılığıyla da kullanabilir. Ülkemizin de
taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma
hakkının asgari koşullarını düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasının (c)
bendinde; sanığın, kendisini bizzat savunma hakkının yanında, müdafi tayin etme
yetkisi ile belirli şartlarda müdafiden ücretsiz yararlanabilme hakkının da
bulunduğu belirtilmiştir. Ancak ücretsiz müdafiden yararlanma hakkı da
sınırsız, mutlak bir hak değildir. Bu yardım, ancak sanık mali imkânlardan
yoksun ise ve adaletin selameti gerektiriyor ise verilir[14].
Şüphelinin
veya sanığın ifadesinin alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki
hususlara uyulur: a) Şüpheli veya sanığın
kimliği saptanır. Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak
cevaplandırmakla yükümlüdür. b) Kendisine yüklenen suç anlatılır. c)
Müdafii seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği,
müdafiin ifade veya sorgusunda hazır
bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafii seçecek durumda olmadığı ve bir
müdafii yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir
müdafi görevlendirilir.
d) Yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı derhâl bildirilir. e)
Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.
f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin
toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini
ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları
ileri sürmek olanağı tanınır. g) İfade verenin veya
sorguya çekilenin kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.
Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya
birden fazla müdafinin yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o
da şüpheliye veya sanığa müdafi seçebilir. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ile hukukî yardımda
bulunma hakkı engellenemez.
Sanığın
talebi olsun ya da olmasın CMK’nın 150/3. maddesinde düzenlenen “beş yıllık
sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal uygulanması
sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu müdafi
atanması gerekir[15].
Tutuklamaya sevk edilen
şüphelinin sorgusu müdafisi huzurunda yapılır. Savunma hakkının verilmemesi veya
sanığın savunma hakkının kısıtlanması
halinde hüküm daima hukuka aykırı sayılır[16].
Mutlak bir bozma nedeni oluşturmaktadır.
Savunma
hakkı kutsal olup adil yargılama ilkesi ışığında silahların eşitliği gereğince
şüpheli veya sanığın kendisini ifade etmesi ve delillerini sunabilmesi için
hukuki ve fiili imkânların tanınması şarttır. Şüpheli veya sanık suçsuz
olduğunu değil, iddia makamı şüpheli veya sanığın suçluluğunu bilimsel ve
teknik delillerle ispatlamalıdır. Hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş
deliller dışındaki hiçbir iddia dosyada bulunmamalıdır. Delillerin akla,
mantığa ve hayatın olağan akışına uygun olması gerekir. Kurgu üzerinden
soruşturma veya yargılama yapılamaz.
Doç.
Dr. Cengiz APAYDIN
Cumhuriyet Savcısı
CEZA HUKUKU BİLİNCİ TV
CEZA HUKUKU BİLİNCİ PLATFORMU
GENÇLİK CEZA PLATFORMU
cezahukukubilinci.org
[1] Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul, 2016, 161. Savunma alınmadan
hüküm kurulması hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Nitekim Bölge Adliye
Mahkemesi’nin aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Hakaret
suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sırasında, yargılama konusu suçun
basit yargılama usulü kapsamında olduğu gerekçesiyle CMK’nın 251. maddesi
uyarınca verilen hükme karşı itiraz edilmesi halinde hükmü veren mahkemece
duruşma açılacağı ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunacağı
düzenlenmiş olduğundan sanığın savunmasının alınması için çıkarılan tebligata
rağmen sanığın gelmemesi üzerine savunmasının tespitine yönelik yeni bir işlem
tesis edilmeksizin yokluğunda yargılamaya devam edilerek mahkûmiyet hükmü
kurulmuştur. Bu itibarla, CMK’nın 193/1. maddesinde yazılı olup, savunma hakkı
yanında yargılama yönteminin temel ilkelerinden olan “doğrudan doğruyalık,
vasıtasızlık ve yüzyüzelik” ilkelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarına da
yönelik bulunan; “hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz” hükmüne
uyulmayarak, savunma alınmadan mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de güvence altına alınan adil
yargılanma hakkının ihlâli sonucuna da sebebiyet verildiği, böylece Anayasa ve uluslararası
sözleşmelerde güvence altına alınan savunma hakkının ihlâli suretiyle CMK’nın
289/1-e maddesine aykırı olarak hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir”.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nin26. 02. 2025 tarihli, 2024/580 esas ve 2025/877 sayılı kararı.
[2] Eser, Albin, “Alman ve Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda
Sanığın Hukuki Durumu”, (çev: Centel, Nur), Yargıtay Dergisi, C: 16, S:3
(Temmuz 1990), 328-329.
[3] Özbek,
Veli, Özer/Kanbur, Mehmet, Nihat/Doğan, Koray/ Bacaksız, Pınar/Tepe, İlker, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Baskı, Ankara:, 2011, 71.
[4] Eser, 329.
[5] Anayasa Mahkemesi B.
No: 2013/4784, 7.3.2014, § 32.
[6] Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, Pakelli/Federal Almanya Davası, B. No: 8398/78, 25.4.1983.
[7] Ünver,
Yener//Hakeri, Hakan, Ceza Muhakemesi
Hukuku, 14. Baskı, Ankara, 2018, 203.
[8] Centel/Zafer, 13.
Baskı, 155.
[9] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesi’nin24. 03. 2025 tarihli, 2025/ 730 esas
ve 2025/585 sayılı kararı.
[10] Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 22-24. maddeleri.
[11] Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle
denilmektedir;” Sanık hakkında kurulan hükümde, sanığın kararın verildiği son
celse duruşmada hazır edilmediği ve bu esnada başka bir suçtan 14.08.2014
tarihinden itibaren Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olduğu
anlaşıldığından sanığın duruşmalardan bağışık tutulması yönünde bir talebinin
bulunmaması ve 5271 sayılı Kanun’un 195. maddesindeki koşullar da
bulunmadığından son celse duruşmada hazır edilip esas hakkında mütalaaya karşı
diyeceklerinin ve son sözünün sorulmaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun,
15.11.2018 tarihli ve 2018/17-339 Esas, 2018/536 Karar sayılı kararında
belirtildiği üzere, hüküm tarihinde
Antalya E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçtan hükümlü olarak bulunan
ve duruşmalardan bağışık tutulma talebi de bulunmayan sanığın bizzat veya Sesli
ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmada hazır edilmeksizin
hakkında mahkûmiyet hükmü kurulması suretiyle, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15.06.1992, §§ 49-50;
Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13.05.1980 § 33; Sejdovic/İtalya, B. No:
56581/00, 01.03.2006 § 81 kararlarında belirtildiği üzere savunma hakkı
kısıtlanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı
36. maddesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı”
başlıklı 6. maddesine ve 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesine aykırı
davranılması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde
olduğu sonucuna varılmıştır. 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın kabulüne, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308.
maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 15.10.2019
tarihli ve 2019/1871 esas, 2019/4374 karar sayılı ilâmının, sanık Ş…hakkında
mağdur R..’a yönelik kasten öldürmeye teşebbüse yardım suçundan kurulan hükmün
onanmasına ilişkin kısmının kaldırılmasına, 3. Gerekçe bölümünde açıklanan
nedenle Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 31.12.2014 tarihli ve 2014/175 esas,
2014/425 karar sayılı kararına yönelik sanık Ş..müdafinin temyiz isteği yerinde
görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye
aykırı olarak, oy birliğiyle bozulmasına, dava dosyasının, Mahkemesine
gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 18.02.2025
tarihinde karar verildi”.
[12] Yargıtay 16. C.D’nin,
05. 07. 2019 tarihli, 2018/1498 esas ve 2018/2303 sayılı kararı. (UYAP isimli
Hâkim ve Cumhuriyet savcılarına Yargıtay kararlarına ulaşma imkânı sağlayan
siteden alınmıştır).
[13] Centel/Zafer, 13.
Baskı, 161.
[14] Yargıtay
16. C.D’nin, 05. 07. 2019 tarihli, 2018/1498 esas ve 2018/2303 sayılı kararı
(UYAP isimli Hâkim ve Cumhuriyet savcılarına Yargıtay kararlarına ulaşma imkânı
sağlayan siteden alınmıştır).
[15] Nitekim Yargıtay’ın
aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir; “5271 sayılı CMK’nın
zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline
getirecek şekilde zorunlu müdafiilik sisteminin uygulama alanını genişletmesi,
suç isnadı altında olan bir birey için önemli olan hususun; hakkında istenen
hapis cezasının alt veya üst sınırının uzunluğu olması olup bu alt ve üst
sınırın uzunluğunun ister cezanın temel şeklinden kaynaklansın isterse suçun
nitelikli hali veya ağırlaştırıcı nedeninden kaynaklansın belirtilen sonucun
değişmeyeceği, aksi durumun kabulü yani, CMK’nın 150/3 maddesinde düzenlenen
“beş yıllık sınırının” belirlenmesinde ağırlaştırıcı neden veya nitelikli hal
uygulanması sebebiyle üst sınırın beş yılın üstüne çıkması durumunda zorunlu
müdafii atanmasının gerekmediğini kabul etmenin sanıkların “savunma haklarının
kısıtlanması ve bunun sonucunda adil yargılanma” hakkından mahrum edeceği,
bunun da adalete erişim hakkını sınırlayacağı apaçık ortadadır. Bu nedenlerle,
silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarının 3713 sayılı TMK’nın 3. maddesinde
düzenlenen mutlak terör suçlarından olması, aynı yasanın 5. maddesi kapsamında
mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 sayılı TMK’nın 5. maddesinin herhangi
bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı
terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırın beş yıldan fazla
olduğu” nazara alındığında, sanık hakkında, “silahlı terör örgütü üyesi olmak”
suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK’nın 150/3. maddesi gereğince isteğine
bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile müdafii
görevlendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan
yargılaması yapılan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir
müdafii bulunmadığı gibi CMK’nın 156. maddesi gereğince de re’sen bir müdafi
görevlendirilmediği, sanığa isnat edilen “silahlı terör örgütü üyeliği” suçunun
niteliği dikkate alındığında, CMK’nın 150. maddesinin 2 ve 3. fıkraları
uyarınca hakkında müdafi görevlendirilmesinin zorunlu olduğunun anlaşılması
karşısında, Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddelerinde
teminat altına alınan adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma
hakkının kısıtlanmasını doğuracak biçimde kovuşturmada müdafi hazır
bulundurulmaksızın mahkûmiyet hükmü kurulmak suretiyle CMK 150/3, 188/1, 197/1
ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesi; Bölge Adliye Mahkemesi gerekçeli
kararının 5070 sayılı elektronik imza Kanunun 5. ve 22. maddeleri gereğince
güvenli elektronik imza ile imzalandığı belirtildiği halde 97999 sicil numaralı
üye hâkim tarafından imzalanmaması, kanuna aykırı olup, sanık müdafii, sanık ve
eşinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu
nedenlerle bozulmasına, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için
kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve bozma nedeni gözetilerek
tutukluluk halinin devamına, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019
tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 304.
maddesi uyarınca dosyanın Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir
örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 26.12.2019 tarihinde oybirliğiyle
karar verildi “. Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin, 26.12. 2019 tarihli, 2019/9276
esas ve 2019/8380 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim
sağlayan sistemden alınmıştır).
[16] Centel/Zafer, 152.